Pygmalion Etkisi ile Başarıyı Yakalamak

Bir şeyi çok isterseniz gerçekleşebileceğini inanıyor musunuz?

Bu yazımızda, motive olmanız, kendinize ve yaptığınız işe olan inancınıza ışık tutması için Pygmalion Etkisi teorisinden bahsedeceğiz:

Pygmalion Etkisi, ismini Yunan mitolojisinde heykeltıraş Pygmalion’dan almıştır.

Pygmalion, bir kadın heykeli yapmış ve adını Galatea koymuştur. Efsaneye göre bu heykel, onun kafasındaki ideal kadının somutlaştırılmış halidir. Pygmalion yaptığı bu heykele aşık olur, onun gerçek bir kadın olması için tanrılara hep dua eder. Bunu o kadar içten ister ki , en sonunda Afrodit, onu duyar ve Galatae’ye hayat verir. Aşkına kavuşmuş olan Pygmalion Galatae ile birlikte bir daha onları hiç kimsenin göremeyeceği ve sonsuza kadar mutlu olacakları bir yere giderler.

Bu efsaneye göre, bir şeyi gerçekten isterseniz gerçekleşme ihtimali çok yüksektir. Buna Pygmalion Etkisi (kendini gerçekleştiren kehanet) denir.

Bu konuyla ilgili 1965’te Psikolog Robert Rosenthal ve okul müdürü Lenore Jacobson bir çalışma yapmıştır: Okuldaki her sınıftan rastgele eşit sayıda öğrenci alınarak iki grup oluşturulmuştur. Rosenthal,  bir gruptaki öğrencilerin diğerlerinden belirgin bir farkları olmadığı halde ileri zekalı olduğunu ve yüksek potansiyele sahip olduklarını söyler. Bir yılın sonunda bu zeki gruptaki öğrencilerin daha yüksek akademik performans sergiledikleri, hatta IQ puanlarının da 4 puan arttığı görülmüştür. Rosenthal, öğretmenlerin bu öğrencilerden daha yüksek performans bekledikleri için öğrencilerle kurduğu iletişimin daha farklı olduğu, bu olumlu beklentinin öğrencilerin benlik kavramı üzerinde etkisi olduğunu ve kavrama becerilerini geliştirmiş olabileceğini söylemektedir. Buna göre bir çocuğa çok başarılı olacağını belli ederseniz, başarılı olur. Böylece kehanet gerçekleşmiş olur.

Buradan anlayacağımız üzere, duygu ve düşüncelerimiz, hayattan beklentilerimiz hayatımızı etkileyebilir, davranışlarımızı yönlendirebilir. Sabah güne mutlu ve enerjik başlarsanız ve gününüzün güzel geçeceğine inanırsanız, gün boyu bu enerjiniz etrafınıza da yansır ve her şeyin olumlu tarafını görmeye başlarsınız ve gününüz gerçekten güzel geçer. Bunun tam tersi de olabilir: olmasından çok korktuğunuz bir şey, başınıza gelebilir. “Sakınılan göze çöp batar.” atasözü de bunu anlatmaktadır. Arkadaşlarınıza çok değer veriyorsanız ancak onların size yeterince değer vermediğini düşünüyorsanız onlara hep şüpheci yaklaşır, olumsuz bir enerji oluşturursunuz ve bu arkadaşlarınızın gözünde değerinizin gerçekten azalmasına sebep olabilir.

Kendinizi motive etmek ya da motivasyonunuzu kendi elinizle yok etmek… Başınıza güzel şeylerin gelmesi ya da hep olumsuzu kendinize çekmek… Bunlar sizin elinizde. Başarılı olacağınıza gerçekten inanırsanız ve başarılı olmak için elinizden geleni yaparsanız gerçekten başarılı olursunuz. Ne yaparsanız yapın başarısız olacağınıza kendinizi inandırırsanız çabalamaktan da vazgeçer ve gerçekten başarısız olursunuz.

Kişinin kendisine duyduğu güven sürekli olarak artıp azalabilir ve bu kendini gerçekleştiren kehanet haline gelir. Kişi ne kadar başarılı olursa, başarı beklentisi o kadar yüksek olur ve bu şekilde başarı, başarı beklentisini izler. Başarabileceğine inanan kişi başarmak için hareket eder. İki şekilde de inanç kendini doğrular hale gelir. Bu etki Wallenda Faktörü olarak da bilinmektedir. Karl Wallenda adında bir ip cambazı senelerce başarılı gösteriler yaptıktan sonra ipten düşerek hayatını kaybetmiştir. Ölümünden sonra eşi tarafından yapılan açıklamaya göre Karl Wallenda’nın, düşmeden önceki üç ay boyunca tek düşüncesinin ipte yürümek yerine ipten düşmek olduğu ortaya çıkmıştır. Tüm enerjisini ipte yürümek yerine ipten düşmemek üzerine yoğunlaştırmıştır. Sonuç olarak, başarısızlıktan korkulduğunda tüm düşünce, enerji aslında bu noktaya yoğunlaştığından başarıya ulaşmak zorlaşmakta, belki de imkansız hale gelmektedir.

Karşımıza çıkan ne olursa olsun, endişe ve korkularımızı belirleyip, saptadıktan sonra kendimizi bunların esiri olmayacak bir şekilde motive edecek; kaybetme kelimesini aklımıza bile getirmeyecek ve olumlu bir yaklaşım ile çalışarak istediğimiz sonuçları elde edeceğiz. Ancak yine de süreç sonunda ortaya çıkan netice istek ve arzularımızın aksine gelişmişse de bunu da olgunlukla karşılayıp, alacağımız dersleri alıp yolumuza devam edeceğiz. Gerekirse çok üzüleceğiz ama “hayat devam ediyor” deyip yürümeye devam edeceğiz.

 

Beklenti etkisi de denilen Pygmalion etkisini aklınızdan çıkarmayın. Beklentileriniz hep olumlu yönde olsun. Hayal ve Hedeflerinizi bir kağıda yazıp her gün görebileceğiniz bir yere koyun. Hatta bir Hayal Panosu yapmanız bu etkiyi daha da kuvvetlendirecektir. Böylece ne istediğinizi bilip, motive olabilirsiniz ve bir bakmışsınız birer birer gerçekleşiyorlar…

 

Zehirli Müzik 440hz

Müzikten zehirlenebilir miyiz?

 

 

Son zamanlarda sevginin titreşimini temsil ettiği söylenen 528 Hz frekansında müzik dinlemek revaçta. Bu kadar mı peki? Hayır. Dahası var. 174 Hz ile Topraklama, 396 Hz ile Bırakma, 639 Hz ile Bir Olma, 741 Hz ile Sezgilerin Güçlenmesi, 852 Hz ile koşulsuz Sevgi gibi başka frekanslar da var.Peki, 528 Hz içimize huzur verip,bizi iyileştirme gücüne, diğer frekanslar da kendi çaplarında pek çok etkiye sahipken, neden şu anda dinlediğimiz tüm müzikler 440 Hz frekansına ayarlı?

Buna kim ne zaman karar vermiş ve müzik nasıl olmuş da tekelleşmiş? Dinlediğimiz müziklerin altında hiçbir zaman komplo teorisi arama ihtiyacı duymayan bizler, “müzik ruhun gıdasıdır” diyerek ne kadar zamandır zehirleniyoruz dersiniz?

Haydaaa… Yediklerimiz, içtiklerimiz, aşılar maşılar derken bir müzik eksikti değil mi?

Günümüz psikopatolojisi, siyasi yozlaşma, genetik bozulma ve kültürel yozlaşmayla geleneksel değerlerin kayboluşunun ve hastalıkların artmasının altında yatan müzikal gerçeği öğrenmeye hazır mısınız?.

Her şey “Standard Tuning” dediğimiz müziğin A=440 Hz’e sabitlenmesi ile başladı. Bunu yapan ise müziği askeri anlamda ticarileştiren Rockefeller Grubu.

 

Müzik endüstrisinin bu standart frekans ile tekelleşmesi, kitleleri sürü psikolojisi altında tutmanın, insanları asabiyete, kedere sürüklemenin, psikososyal kışkırtmalara açık hale getirmenin zeminini hazırlamış ve bunlar sonucunda artan hastalık oranları ve mali krizler sayesinde de Gruba üye ticari şirketlerin kâr elde etmesinin etkili yollarından biri olmuştur.

Alternatif müzik frekansı olan A=444 Hz (C=528 Hz) ise bastırıldı. Bastırılan bu frekans, yani “iyi titreşimler” ise her türlü hastalığı ve stresi iyileştirebilecek güçtedir. Ama ne yazık ki önce sansürlenmiş, daha sonra ise standartlar değiştirilerek unutturulmaya çalışılmıştır.Titreşimler tüm hayatımızı etkiler. Özellikle de hücrelerimiz iyileşmek ve yenilenmek için düzenli titreşim halinde olmak durumundadır. Titreşimlerin gücüyle “karanlık” ya da “aydınlık” tarafa geçmek mümkündür. Suya güzel şeyler söyleyince moleküllerinin güzelleştiğini hepimiz biliyoruz. Bedenlerimizin %80’ine yakını sudan ibarettir ve su, süper-iletken sıvı kristal bir yapıya sahiptir. Günümüzde modern müziği kafa şişirici ve saldırgan bulan pek çok kişi var. Pek çoğumuz duygusal olarak bu tarz müziklerden olumsuz etkileniyoruz. Standart Anglo-Amerikan müzik aletleri ve sesleri ise kitlesel histeri yaratmak üzerine akortlanmaya devam ediyor.

Tarih boyunca savaş çıkaran, inanılmaz kârlar elde eden ve nüfusu kontrol altında tutmaya çalışan güçler mevcut oldu. 1770’de Rothschild, İlluminati planlarını başlattı.

 

Amacı bankalar aracılığıyla yaratılan bir network ağı ile kendisi ve yandaşları tarafından yönetilecek küresel bir dünya sistemi kurmaktı.

Öyle bir güç ki tüm uluslararası kurumsal şirketleri ve hatta hükümetleri yönetecekti. Bu sayede Amerikan hazinesi başta olmak üzere dünyanın sayılı ülkelerini avuçlarının içine aldılar.Işık ve ses, üretilebilen ve ölçülebilen matematiksel frekans değerlerine sahiptir.  Şimdi komplo teorilerine kulak asacak olursak, bu mutlak güç,biyoenerjetik yolla, belli frekans ayarları ve elektromanyetik manipülasyonlarla “bilincimizi” kontrol altına alırken biyolojimizi, psikolojimizi ve davranışlarımızı değiştiriyor.

Askeri Müzik

1913’te Rothschild, Amerika’daki üçüncü en büyük bankasını kurdu (Federal Reserve Bank).  Ona Rockefeller ve J.P. Morgan yardım etti. Bu ikisinin tüm yatırımları 1865’den bu yana Rothschild tarafından finanse edildi. 1. Ve 2. Dünya Savaşları sırasında banka kartelleri inanılmaz kârlar elde ettiler. 1914’te Alman Rothschild Bankası, Alman hükümetine, İngiliz Rothschild Bankası İngiliz hükümetine ve Fransız Rothschild ise Fransızlara para yardımı yaptı (borç verdi).   Bunlara Almanya’da Woff, İngiltere’de Reuters ve Fransa’da Havas destek verdi. 1. ve 2. Dünya Savaşları arasında müzik frekansları üzerine bilimsel araştırmalar yapıldı. Rothschild ve Rockefeller çalışması ve Amerikan Donanması işbirliği ile “savaş-çıkaran” frekanslar üzerinde çalışıldı. Amaç kitleleri kontrol altında tutmak ve psikopatoloji, duygusal çöküş ve kitlesel histeri yaratmaktı.

Akustik enerji araştırmacıları, ses mühendisleri ve drama uzmanları ile akademik olarak çalışmalar başlatıldı. Aynı tarihlerde fabrikalarda ses düzenleri kurularak çalışanların duygusal motivasyon kazanması ve fabrikadaki aletlerin seslerinden etkilenmemeleri sağlanıyordu.2. Dünya Savaşı sırasında ise Savunma Bakanlığı işbirliği ile havadan yapılan operasyonlarda bu ses frekansları etkili şekilde kullanılmaya başlandı. Buna radyolar da dâhil oldu.Daha sonra ise haritanın batısında standart müzik ayarı A=440Hz’e sabitlendi.İlk çalışmalar Elvis ve İngiliz grup British Invaders ile başladı. Bunu Beatles takip etti. Beatles’in bir konseri İsrail’de iptal edildi, sebebi ise “kitlesel histeri yaratması, cinsel istekleri tetiklemesi ve saldırganlığı tırmandırması” olarak belirtildi. Bunda Mossad’ın İngiliz Kraliyet ailesini yakın takibe alması önemli rol oynadı. 1938’de Rockefeller Grubu İngiliz-Amerikan radyosu ve televizyon kartelleri kurarak Nazi hareketiyle Yahudi düşmanlığı başlattılar. 1957’de Kanada’da ergen yaştakileri saldırganlaştıran müzik yayınları yapılmaya başlandı ve çok etkili oldu. Elvis’in menejeri Amerikan Ordusuna hizmet eden bir Albaydı ve Avrupa göçmeniydi.

1.Dünya savaşı sırasında Rockefeller tarafından yönetilen askeri radyolar devreye girdi ve bütün ekipmanlar seferber edilerek radyo tekeli kuruldu. Radyodan savaş esnasında gönderilen komutlar hiç son bulmadı.  Amerikan Donanması, General Electric işbirliği ile 1919’da kendi ulusal radyosunu kurarak bu tekele alternatif oluşturdu ve bugünkü Amerikan Radyosunu (RCA) doğurdu.  Askeri tabanlı kartelde RCA, AT&T, General Electric, Westinghouse gibi şirketler yer aldı. Bu oluşum enerji endüstrisi, biyoenerji ve elektro-genetik ve soyaçekim üzerinde faşist bir baskı kurdu. Daha sonra Ulusal Yayıncılık (NBC) ve AT&T ile radyo, televizyon ve telefon zinciri tekelleşti.1938’de frekanslar standarda sabitlenmeden önce, mekanik olarak dinleyicilerin duygularını kontrol altına almaya yönelik araştırmalar başladı. Bu sayede kitlelere ticari ilgi alanları önceden dayatılabilecekti. Bu araştırmalar derhal kitlelerin ikna edilmesi için kullanılmaya başlandı.Aynı sistem eğitim için de kullanılmaya başlandı: “Programlanabilir Zihin Setleri”. NBC ve CBS arasındaki ticari çekişme halkın üzerinde türlü deneysel çalışmalar yapılmasına neden oldu. Kendi taraflarına daha fazla takipçi çekebilmek uğruna halk üzerinde çeşitli ses efektleri kullanılarak psiko-galvanometre denemeleri yapıldı.  Bu ölçümlere göre de halkın nasıl yönlendirileceği tayin edildi.

A=440 Hz

Sahnedeki, televizyondaki ve radyodaki elektronik ses yeterince akıcı değildi. 1910’da A=440Hz standardı Amerika’da sınırlı başarıya imza attı. Avrupa’da ise sıfıra yakın… Müzik endüstrisi de işin içine dahil edilmeliydi. Bu yüzden çalışmalar başlatıldı. İlk olarak İngiliz Standartları Enstitüsü A=440Hz’i kabul etti. Bunda Rockefeller-Nazi konsorsiyumu etkili oldu. O sıralarda İngiltere-Almanya savaşı çıkmak üzereydi.A=440Hz, petrokimya ve ilaç devleri tarafından finanse edilerek  2. Dünya Savaşında kullanıldı. Hitler’in Almanyası Polonya’yı işgal ederek savaşı başlattı. Tüm dünyadaki müzisyenlerin başkaldırmasına karşın bu standart Nazi propagandalarıyla Hitler karşıtı tüm ülkelerde kafadan kabul edildi.Yapılan tüm araştırmalar A=440Hz’in insanların kalp ve kuyruk sokumu arasındaki enerji merkezleriyle (çakralar) uyumsuz olduğunu gösterdi. Tersine kalp üzerindeki çakraların ise uyarıldığı gözlendi. Teorik olarak, titreşimler egoları ve sol beyni tetikliyordu. Ancak sağ beyne özgü duygusal ve sevgisel zihni baskılıyor ve yaratıcılığı köreltiyordu. 3.Göz denen çakranın kapanmasıyla da insanoğlu farkındalığını hiçbir alanda kullanamaz hale gelecekti.

Metafiziksel olarak, A=440 Hz ile A=444 Hz arasındaki interval, müzik âleminde “Şeytanın İntervali” olarak kabul edildi. Bunun nedeni ise ahenkten uzak, iğrenç denilebilecek bir tınının bu iki notanın aynı anda çalınması ile ortaya çıkması idi.Bundan önceki müzik çalışmalarında yer alan A=444 Hz’in ise doğayla ve insanla daha uyum içinde olduğu gözlemlendi. Eğer insanoğlu spiritüel olarak bastırılırsa, A=444 Hz’in (C=528 Hz) müziksel tınısı dini olarak kabul edilmezdi, öyle de oldu. Bu kiliselerin de işine gelmiş oldu.Günümüzde ise pek çok aklı başında ve duyarlı müzisyen akortlarını ve dijital ayarlarını 444 Hz’e göre yapmaya başladı. Ancak bunların sayısı az miktarda iken, başta Madonna olmak üzere pek çok ünlü, standart tınılarla, nakaratlarla ve özel olarak imal edilmiş parça sözleriyle gençliği programlanabilir insanlar haline getirmektedir. Müzik biyoenerjetik olarak titreşimlerinizi ele geçirerek, bilinçaltınızda hâkimiyet kurarak, vücut kimyasını, psikonörolojiyi ve insan sağlığını denetim altına alabilir.

Son zamanlarda tekrar 444 Hz’e dönüş ile daha mükemmel dinletisi olan tınılar elde edilmeye başlandı ve bu tınıların sevgiyi artırdığı, en saf haliyle sevgiyi oluşturduğu, iyileştirme özelliği olduğu ve genetik açıdan onarıcı olduğu tespit edildi. Ancak çalışmaların pek çoğu halen güven uyandırıcı değil. Pek çok tını da melodik olmaktan uzak olup gürültülü bir yapıda.Haritanın sağ tarafında uygulanan şifa tonlamaları (Çigong, şamanik vb çalışmalar) A= 444Hz yani C=528Hz frekansında, en saf ve katıksız titreşimleri yarattığı için, kişi tüm stresinden arınmakta, hücreleri şifa ve sevgiyle dolarak hastalıklara veda etmektedir. Her organa ait özel ses tonlamaları, o organa ait hücrelerin titreşimini artırarak iyileşmesini sağlamaktadır. Tüm enerji çalışmalarında titreşimler esas kabul edilerek hücrelerin mükemmel titreşimlere kavuşması ve blokajların kalkması hedeflenir. Yüksek titreşimlere çıkabilen kişilerin bazı olağanüstü yetenekleri de ortaya çıkabilir, yaratıcılığı artar, astral seyahat yapabilir, telepatik güçleri ortaya çıkar, dünya ötesi varlıklarla iletişime dahi geçebilir.

Organik müzik ruhun gıdasıdır.

 

 

 

 

Gençlik Elması – Uttwiler Spätlauber nedir?

 

En başta, Kyäni’nin kurucuları Alaska yaban mersininin antioksidan potansiyelini fark ettiler. Bugün Kyäni, vahşi ve doğal kaynaklı bileşenlere dayalı benzersiz beslenme ürünleri sunmakta ve nadir bir elma türünden elde edilmiş bitki kök hücrelerini kullanarak cilt bakım ürünleri üretmek için en son bilimsel gelişmeleri kullanmaktadır. Doğal maddelerin gücünü en yeni bilim ve araştırma teknikleri ile birleştiren Kyäni, doğanın sunduğu unsurların en iyisini sizlerle paylaşır.

Yüzlerce yıl boyunca ekinler yalnızca daha yüksek verim için değil, aynı zamanda daha fazla stoklanabilirlik için ekilmiştir. Çabuk bozulan yiyecekleri korunmasını sağlayan günümüz teknolojisi henüz gelişmemişken, hem kötü hava koşullarında kolay yetişen hem de uzun süre taze kalabilen tarım ürünleri rağbet görmekteydi. 300 yıl önce, Uttwiler Spätlauber diye adlandırılan elma da bu ürünlerden biriydi. İlk olarak İsviçre’de yetiştirilen bu elma, diğer elma çeşitlerinden daha uzun süre taze kalma konusunda bir üne sahiptir. O zamanlar bu elma türünün nasıl bu kadar uzun süre taze kaldığı açıklanamazken, bilim dünyası günümüzde, çürümeye ve çevresel koşulların etkilerine karşı direnç gösteren ve nadir bilinen bu elma türünün sırrının hücresel yapısında saklı olduğunu keşfetti. Elmanın yüzeyinde doğal olarak bulunan bitkisel maddeler, UV ışınlarına maruz kalma sonucu ortaya çıkan oksidatif stres ve tanımlanamayan olgulardan meyveyi korur ve aynı zamanda bu güneş ışını sonucu oluşan deformasyon etkilerini tersine çevirir.

O halde, doğal olarak oluşan bu bitkisel maddeler, güneşin; insanlar için zararlı foton ışınlarının etkilerine karşı savaşmak için de kullanılabilir mi? Bilim adamları tarafından Uttwiler Spätlauber elmasının kök hücresi çıkarılarak yeni bir ürün geliştirildi. Bilimsel olarak tasarlanmış bir cilt bakım ürünü olan Fleuresse, size daha parlak ve genç görünümlü bir cilt kazandırmak için İsviçre elmasının (Uttwiler Spätlauber) kök hücrelerinin besin maddelerini içerir.

Fleuresse, bitki kök hücreleri ve doğal olarak bulunan diğer bitkisel maddeler temel alınarak bilimsel olarak tasarlanmış bir cilt bakım ürünü olup, cildinizi besleyerek size daha parlak ve genç bir görünüm kazandırır.

Brokoli hakkında yeni keşif!

İçeriğindeki sülforafan maddesi beyni koruyor!

Kanserin düşmanı olduğu bilinen brokolinin bir faydası daha bulundu. İngiliz araştırmacılar, brokolideki sülforafan maddesinin beyni de koruduğunu keşfetti.

Uzmanlar “Bu madde sayesinde insanlar felçten ve Alzheimer’dan korunabilir” dedi. Öte yandan brokoli bilişsel fonksiyonu geliştiren ve beyin gücünü arttıran K vitamini içerir. Ayrıca zihni kuvvetlendiren ve hafızayı geliştirmede anahtar rol oynayan B vitaminleri de vardır. Soya fasulyesi diğer bitkisel kaynaklara göre yüksek oranda protein içeriyor. Bu özelliği sayesinde ülser sorunları yaşayanların da imdadına yetişiyor. Yine İngiltere’de yapılan bir araştırma, haftada bir kez soya tüketenlerin mide ve bağırsak sıkıntılarının hafiflediğini ortaya koydu.

Kaynak: Takvim

Yağ Sağlıklı Mıdır?

Yağ Sağlıklı Mıdır?

 

Son 15 yılda yağları, modern diyetlerin düşmanı olarak tanımladık. Ancak yapılan son çalışmalar, tüketilen bazı yağların düzgün çalışan bir vücut için sağlıklı ve şaşırtıcı derecede gerekli olduğunu göstermektedir. Diyetlerimizde bazı yağlara ihtiyaç vardır ve onlar olmadan, vücudumuzdaki çeşitli organların işleyişi bozulabilir.

Yağlı hamburgerlerde ve çeşitli kızartmalarda kötü yağlar olduğu gibi, somon ve lahana gibi tüm doğal gıdalarda bulunan iyi ve doğal olarak ortaya çıkan yağlar da bulunmaktadır.

Genel olarak Omega-3 Yağ Asitleri olarak bilinen bu yağ asitleri, yağın yapı taşları ve temelleri olarak lanse edilmiştir. Omega-3 grubunda DHA ve EPA olmak üzere çok iyi bilinen iki yağ asidi türü bulunur.

Omega-3 yağ asitleri, EYA’lar (Esansiyel Yağ Asitleri) olarak adlandırılan yağ grubuna girer ve bunlar, vücudun doğal olarak üretmek için çalıştığı yağlardır. Bu nedenle, doğal Omega-3 yağ asitleri içeren gıdaları düzenli olarak tüketmeniz önemlidir. Bunun için diyetimize dahil edilecek en iyi gıdalar, somon, bazı alabalık ve ton balığı gibi her türlü soğuk su balıklarıdır. Ceviz ve koyu yeşil yapraklı sebzeler de oldukça yararlıdır.

Ayrıca, balık yağı veya krill yağı gibi Omega-3’teki diyetinize ek bir takviye dahil edebilirsiniz.

Kyäni Sunset’in bir porsiyonu, bağışıklık sisteminizin, kalbinizin, kemiklerin ve kaslarınızın normal işleyişine katkıda bulunan DHA-EPA, A ve D Vitamini içerir.

Çevrimiçi mağazaya giriş yaparak hemen sipariş verebilirsiniz: parazan.kyani.com

Oksidatif Stress Nedir?

Oksidatif Stress Nedir?

Oksidatif stres, vücuttaki serbest radikallerin oksidasyonunun sonucudur. Peki, Serbest Radikaller nelerdir? “Serbest radikal eşleşmeyen elektronlara sahip atomik veya moleküler bir gruptur” [Kaynak : Wikipedia]

Fark yaratan şey ise, eşleşmeyen elektronlardır (tekil elektronlar). Serbest radikaller, hücre içindeki enerji salınımı gibi iç sebepler veya UV-radyasyonu (güneş ışığı) veya sigara dumanı gibi dış sebeplerden kaynaklanabilir.

Serbest radikal, sıklıkla komşu molekülden bir elektron çeker ve etkilenen molekülün bir serbest radikale dönüşmesine sebep olur. Bunun karşılığında, hücre bileşenlerine ait moleküllerin istikrarı bozulur ve bu mokeküller elektron çalmak için başka bir molekül arar. Bunun neticesinde uzun bir serbest radikal reaksiyon zinciri tetiklenir.

 

 

Yaşlanmaya ilişkin serbest radikal teorisinde (FRTA), organizmanın yaşlanmasının, hücrelerin zamanla serbest radikal hasarı oluşturmasından ileri geldiği belirtilir.

Kyäni Plus Sağlık Üçgeni’nde, hücrelerin oksidatif stresten korunmasına katkıda bulunan B2, C, E vitaminleri ve Çinko bulunur. Kyäni nitro ürünlerinde bulunan tescilli Noni özütü vücuttaki nitrik oksitin yükselmesine yardımcı olur.

Şimdi [parazan.kyani.com]’a giriş yaparak hücrelerinizi oksidatif stresten korumaya yardımcı olacak besinleri edinin.