Horlamaya Son!

Horlamaya son veren doğal karışım

Birçok kişinin ortak sorunu horlama problemi evde doğal malzemelerle kolayca hazırlanan bir karışımla önlenebilir.

Pek çok kişi evde hazırlanan bu doğal karışımla horlamadan kurtulduğunu söylüyor. İşte horlamayı önleyen o etkili karışım…

Malzemeler:

2 elma
2 havuç
1/4 limon
1 zencefil kökü

Hazırlanışı:

Bütün malzemeleri blenderın cam haznesinde çekin.

Her gece uyumadan birkaç saat önce tüketin.

C vitamini deposu limon nasal yolları temizliyor ve burun deliklerini açıyor. Elma ve havuç burnun tamamını temizlerken zencefil nasal yollardaki baskıyı hafifletiyor.

Kış günlerinde dinç kalmak ister misiniz?

Soğuk Kış Günleri Başladı

 

Kış mevsimi soğuk ve keyiflidir. Soğuktan korunmak için diğer mevsimlere nazaran evimizde daha fazla vakit geçiririz.

Kış günlerinde sağlığımızı korumak için kendimizi sıcak tutmamız çok önemlidir. Sıcak ayak banyoları, sıcak çay tüketmek ve bizi ısıtan kıyafetler giymek bunun temelini oluşturur. Ancak, vücudumuzu dışarıdan sıcak tutmanın önemli olduğu kadar iyi beslenerek içeriden de sıcak hissetmek de önemlidir.

solunum, kalp atışı, sindirim, büyüme, doku oluşumu ve insan vücudunda gerçekleşen daha birçok işlem enerji gerektirir. Bazal metabolik oran bu şekilde artmış olur. Kalori yaktığımızda ısı açığa çıkar. Vücutta sıcaklık üretimi termojenesis oalrak adlandırılır. Vücut sıcaklık üretmek için kalori yakmaya ihtiyaç duyar. Vücudunuz ısı ürettikçe yaktığınız kalori miktarı da artar. Vücudumuz da daha iyi ısı ürettikçe daha az üşürüz.

Biyotin, kromium ve çinko normal makro besin metabolizmasına katkı sağlar. Bu metabolizma vücudumuzu daha sıcak tutmak için ısı yayar.

Dolayısıyla da kış aylarında üşümemenin en iyi yöntemi sağlıklı bir makro besin metabolizmasına sahip olmaktır.

Tüm doktorlar tek bir hasta için birleşecek!

Robotlar Doktorlara Nasıl Destek Olacak?

 

OECD ülkelerinde her on bin kişiye 37 doktor düşüyor. Türkiye’de ise bu rakam 17. Bu tablonun en acı noktası ise doktorların hastalarına ayırdıkları zamanın her geçen gün azalması. Birçok kişi hastalığının ne olduğunu bile bilmeden doktor yolunu tutuyor ve ne yazık ki kendisinden daha fazla hastalığı olanların önüne geçiyor. Bu da hem doktorların zamanından çalıyor hem de daha acil müdahale edilmesi gereken hastaları engelliyor. Peki suç kimin? Aslında suç ne hastaların ne de doktorların. Çözümü ise teknolojide. Nasıl mı?

Yazılım dünyasında birçok alanda çare olabilecek bir dönemdeyiz. Şirketler, geliştirdikleri yapay zeka (artificial intelligence) ve öğrenen makineler (machine learning) teknolojileri sayesinde birçok alanda algoritmalar geliştirebiliyor. Bu algoritmalarda, insan beyninin hesap edemediklerini daha önce elde edilmiş deneyimler sayesinde hızlıca çözebiliyor. Tıpkı şimdi anlatacağımız örnek gibi.

İLK PROJE TEST AŞAMASINDA
ABD’nin San Francisco şehrinde yer alan California Üniversitesi’nin Dijital Sağlık İnovasyonları Bölümü geçtiğimiz aylarda uzun süreden beri üzerinde çalıştığı projeyi tamamladı. GE ile birlikte geliştirilen projeye kısaca ‘Dr. Algoritma’ denilebilir. Dr. Algoritma’nın en önemli özelliği ise hastaları önceliklerine göre takibine imkan sağlaması. Başka bir deyişle normal sonuçları olan hastalarla, aciliyet gerektiren hastaların ayrıştırılabiliyor. İlk kez radyoloji bölümünde kullanılan bu teknolojide yapay zeka ve öğrenen makineler teknolojileriyle geliştirilmiş algoritmalar kullanılıyor. Paylaşılan bilgilere göre ortaya çıkan ortak uygulamada iki alana odaklanılacak. Bunlardan projelerden biri röntgen sonuçlarının yorumlanmasında kullanılacak. Hastaların röntgen çekildikten sonra sonuçların çıkmasını ve doktorların yorumlama süresini ortadan kaldırılması hedefleniyor. Bu süreç yerine algoritmalar daha önce hastalık görülen insanların sonuçlarını kıyaslayacak ve doktora yönlendirecek. Bu sayede ise acil müdahaleler hızlanacak. Belki de hayatlar kurtulacak. Tabii bu örnek bir başlangıç. Proje ekibinin beklentileri ise paylaştığımız örneğin çok daha ötesine geçiyor. 3 yıl boyunca test edilecek proje sonrasın algoritmaların doktorların yerini alması planlanıyor.

KANSERE ÇÖZÜM OLUR MU?
Dr. Algoritma olan diğer bir proje ise kanser hastalarına uygulanmaya başladı. Geliştirilen yapay zeka teknolojileri tahlil sonuçlarına göre kanser hastalarına tedavi yöntemi uygulayacak. Örneğin; kanser hastalarının sonuçlarından elde edilen veriler algoritmalarla incelenecek. Bu veriler, o ana kadar dünyada en iyi sonuç alınmış kanser tedavisiyle karşılaştırılacak. Bunun sonucunda ise algoritmalar hastalara en iyi tedavi yöntemini önerecek. Başka bir deyişle dünyadaki tüm doktorlar bir olacak ve tek bir hastayı kurtamaya çalışacak. Bu da kanser hastalarının tedavi olması sağlayacak.

Yazının başındaki paylaştığımız rakamlar bizi karamsarlığa sürüklese de teknolojiyle denenen örnekler fazlasıyla umut veriyor. Dr. Algoritma gibi çözümlerin çok yakında hastalarla buluşması sürpriz olmayacak.

En Kaliteli Balık Yağı Hapı Hangisidir?

Kyani Sunset ve Omega 3 Nedir ve Ne işe yarar?

Bilimadamlarının yaptığı araştırmalara göre vücudumuzun Omega 3 üretemediği bilinmektedir. Dışarıdan beslenme ile almamız gerekir.

 

Balık Yağı Kullanımı

Omega3, iltihapların ortadan kaldırılmasının yanı sıra yüksek kolesterol ve trigliserit seviyelerini azaltır, enfarktüs ve tip-II diyabet riskini azaltma etkilerine de şahit olunmuştur. Temel olarak kronik iltihapları ve ağrıyı (mesela romatizmayı) önlemek ve tedavi etmek, enfarktüsü, trombozu, embolizmi ve bağışıklık sisteminin yapılandırmasını hızlandırmak için kullanılır. Beynin işlevi için oldukça önemli olan Omega 3, kalp hastalıklarına karşı da koruyor.

Gelin Balık Yağının Faydalarını detaylandırarak inceleyelim

Balık yağı pek çok sağlık koşulunda, hastalıkların tedavisinde veya tedavi sürecine yardımcı olması amacıyla yaygın olarak kullanılan bir gıda takviyesidir.En sık kullanım alanı yüksek kolesterol seviyesini düşürmek içindir. Kolesterolün dengelenmesine bağlı olarak damarları korur ve kalp krizi, inme riskini yüksek oranda azaltır.Ancak balık yağı dozajı bir uzman tarafından belirlenmelidir çünkü fazla tüketimi ters etkiye yol açarak bu tip hastalıkların görülme riskini yükseltebilir.

Beyin: Düzenli olarak balık yemenin beyin fonksiyonları üzerine olumlu etkisini hepimiz biliyoruz. Bu nedenle balık yağı depresyon, psikoz, dikkat eksikliği, hiperkativite bozukluğu, Alzheimer ve beyni ilgilendiren diğer rahatsızlıklarda sık kullanılmaktadır.Bazı insanlar göz kuruluğu, glokom ve yaşa bağlı makula dejenerasyonu gibi ciddi görme sorunlarına neden olabilen göz rahatsızlıklarının tedavisinde balık yağı kullanmaktadır.

Tansiyon: Uzmanlar balık yağını yüksek tansiyonu olan kişilere, yükselen tansiyonu ilaç kullanmadan, doğal yollarla belirli oranlarda düşürmek için önermektedir.Balık yağında bulunan omega-3 yağ asitleri damarların bir miktar genişlemesini sağlayarak kan basıncının normal değerlere çekilmesine yardımcı olur. Bu özelliği sayesinde, örneğin kalp ameliyatı sonrası gibi kan basıncının yakından takip edilmesi ve yükselmesinin önlenmesi gereken kritik durumlarda kullanılan besin takviyeleri arasındadır.
Trigliserit: Balık yağı, kalp hastalıklarıyla yakından ilgili olan yüksek trigliseridi düşürmek için kullanılan doğal çözümler arasında ilk sıralarda yer almaktadır.Tabii trigliserit seviyesini normal değerlere çekmek için sadece balık yağı kullanmak yeterli değildir. Henüz bir kalp hastalığı bulunmayan ancak yüksek trigliserit nedeniyle kalp ve damar hastalığı yaşama riski yüksek olan kişilere balık yağı dışında düzenli egzersiz ve yağın kısıtlandığı beslenme programları önerilmektedir.

Beslenme ve yaşam tarzında yapılan değişikliklerle trigliserit düşürülemezse doktorunuz ilaç kullanımı önerebilir.

Kalp Sağlığı: Balık yağının tansiyonu düşüren ve trigliserit değerlerini normal düzeylere çeken etkisi genel olarak kalp sağlığını korumak için kullanılabilir. Ancak halihazırda kalp ilacı kullanıyorsanız (statin gibi) balık yağı almanın ekstra bir faydası olmayacaktır.

Balık Yağının Diğer Faydaları

Aşağıdaki rahatsızların tedavisinde veya bu rahatsızlıkların günlük hayatı etkileyen belirtilerinin hafifletilmesinde balık yağı kullanılabilir. Balık yağının bu hastalıkların tamamına iyi geldiği yönünde yeterli bilimsel araştırma bulunmamasına karşın zaman zaman doktorlar tarafından önerilmektedir ve geleneksel olarak bu rahatsızlıklardan şikayeti olanlar tarafından kullanılmaktadır.

Romatoid Artrit: Balık yağı tek başına veya ilaç tedavisine destek olması için romatoid artrit’in neden olduğu sabah ağrılarını hafifletmek için kullanılabilir. Bazı durumlarda artrit ilaçlarının azaltılması için balık yağı desteği önerilmektedir.

Adet Ağrıları (Dismenore): Tek başına balık yağı almak veya B12 vitamini ile birlikte balık yağı kullanmak şiddetli adet sancılarını hafifletebilir. Adet döneminde ağrı kesici ilaçlar kullanmak istemiyorsanız balık yağını deneyebilirsiniz.

Dikkat Eksikliği: Uzmanlar dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu görülen 8-12 yaş arası çocuklara balık yağı önermektedir.

Felç: Bu alanda yapılan çalışmalar, haftada 1-2 kez balık yemenin inme riskini %27 oranında azalttığını ortaya koymaktadır. Ancak burada balık yağı kullanarak felci önlemek ve felç riskini azaltmak ile arttırmak arasında ince bir çizgi var.

Çünkü aynı araştırmalara göre düzenli olarak aşırı balık tüketimi (günde 46 gramdan fazla) felç riskinin artmasına neden olabiliyor. Ayrıca kan inceltici olarak aspirin kullananların balık yağı tüketmesi felce karşı ekstra bir koruma sağlamıyor.

Zayıflayan Kemikler: Balık yağı desteği tek başına veya kalsiyum takviyesi ile birlikte kullanıldığında kemiklerin zayıflamasına neden olan osteoporoz gibi hastalıkların gelişimini yavaşlatabilir. Özellikle yaşlılarda uyluk kemiği (femur) ve omurga kaybını yavaşlattığı yönünde araştırma sonuçları bulunmaktadır.

Damar Sertliği: Balık yağının doğrudan kalbe kan taşıyan koroner arterlerde görülen damar sertliğini (ateroskleroz) yavaşlattığı bilinmektedir. Ancak boyundan başa kan taşıyan damarlarda (karotis arterler) aynı etkiye sahip değildir.

Böbrek Sorunları: Düzenli balık yağı tüketimi böbrek hastalığı riski yüksek olan kişilerde böbreklerde fonksiyon kaybı sürecini yavaşlatabilir. Balık yağı aynı zamanda diyabet hastalarında idrarda görülen protein miktarını azaltmaktadır.

Bipolar Bozukluk: Balık yağı kullanan hastalarda depresyonun olumsuz etkilerinin azaldığı ve depresyon atakları arasındaki sürenin arttığı yönünde sonuçlar elde edilmiştir. Ancak bipolar bozukluğu bulunan kişilerde balık yağının manik belirtilere olumlu bir etkisi bulunamamıştır.

Obezite: Bazı araştırmalarda düzenli olarak balık yemenin aşırı kilolu kişilerde kilo vermeye yardımcı olduğu, kan şekerini dengelediği ve yüksek tansiyonu düşürdüğü sonuçları elde edilmiştir. Ayrıca balık yağıyla birlikte düzenli olarak egzersiz yapanlarda vücutta bulunan yağ oranının önemli ölçüde azaldığı belirlenmiştir.

Rahim Kanseri: Düzenli olarak haftada 2 öğün balık tüketen kadınlarda rahim kanseri (endometriyal kanser) riskinin azaldığı yönünde çalışmalar bulunmaktadır.

Astım: Balık yağı astım hastalarında hava akışını gelişmesine, öksürüğün azalmasını ve özellikle çocuklarda astımı hafifletmek için kullanılan ilaçların azaltılmasına yardımcı olabilir.

Yüksek Kolesterol: Doktorlar balık yağının B12 takviyesi ile birlikte kullanıldığında kolesterolü düşürmede oldukça etkili bir çözüm sunduğu konusunda birleşmektedir.

Ancak düzenli olarak kolesterol ilacı kullanıyorsanız balık yağı takviyesi kullanmaya başlamadan önce ilaçla etkileşime geçip geçmediği konusunda doktorunuzdan bilgi almalısınız.

Balık Yağı Önerilen Bazı Rahatsızlıklar

Aşağıdaki sağlık sorunlarının tedavisinde zaman zaman balık yağı kullanılabilir ancak balık yağının bu hastalıkların tedavisine etkisi konusunda yeterli bilgi bulunmamaktadır.

  • Alerjiler (Özellikle çocuklarda görülen alerjiler)
  • Alzheimer Hastalığı (Hastalığın ilerleme hızının yavaşlatılması için)
  • Depresyon (Belirtilerin hafifletilmesi için)
  • Göz Kuruluğu (Keten tohumu yağıyla birlikte kullanıldığında)
  • Katarakt (Katarakt riskini düşürülmesi için)
  • Kronik Böbrek Hastalıkları (Diyaliz tedavisi görenlerde diyalizin olumsuz etkisini azaltmak için)

Balık Yağının Yan Etkileri ve Önlemler

 

Balık yağı aşırıya kaçılmadığı taktirde genel olarak güvenli kabul edilir ancak sık olmamakla birlikte ağız kokusu, mide yanması, mide bulantısı, ishal, kaşıntı ve burun kanaması gibi yan etkiler görülebilir.

Aşağıdaki hastalıklarla birlikte balık yağı kullanmak için uzman kontrolü önerilmektedir;

  • Karaciğer hastalıkları
  • Balık ve deniz ürünü alerjileri
  • Bipolar bozukluk
  • Depresyon
  • Diyabet
  • Kalp ritim bozukluğu

Aşağıdaki ilaçları kullananlar balık yağı takviyesi almadan önce doktora danışmalıdır;

  • Doğum kontrol hapları
  • Yüksek tansiyon ilaçları
  • E vitamini takviyesi
  • Obezite ilaçları (orlistat)
  • Kanın pıhtılaşmasını yavaşlatan ilaçlar

Ayrıca kan pıhtılaşmasını yavaşlattığı bilinen karanfil, sarımsak, zencefil, ginkgo, Panax ginseng, kırmızı yonca, zerdeçal, söğüt ve diğer bitkilerle birlikte alınan balık yağı kanamanın artmasına neden olabilir.

Sonuç olarak; balık yağı ve düzenli olarak balık yemenin sağlığa pek çok faydası vardır ve çeşitli hastalıkların tedavi sürecine yardımcı olabilir.

Dikkat edilmesi gereken noktalar; aşırıya kaçmamak ve özel bir sağlık koşunuz varsa veya düzenli olarak ilaç kullanıyorsanız balık yağı takviyesi almadan önce olası yan etkilerinden korunmak için doktora danışmaktır.

kyaniiiiaaaaa

Kyani Sunset, Kyani ürün üçlemesinin sonuncusudur. Bir Omega3 formülü olarak üretilen Kyani Sunset, kaliteli bir REM uykusu sağlayarak vücudumuzun ihtiyaç duyduğu vitaminleri, amino asitleri, trace elementleri ve mineralleri REM uykusundayken gerekli olan organlara iletilmesini sağlar.  Kyani Sunset’in Omega3 formülü ile vücudumuz kaliteli bir uyku sürecine girerek dinlenmekte ve yenilenmektedir.

 

Kyani Sunset Yerine Doğal Yollarla Omega3 Alsak Olmaz Mı?

 Omega3’ü kesinlikle tüketmemiz gerekmektedir. Omega3; ceviz, badem, koyu yeşil sebzeler ve soğuk su balıklarında bulunmaktadır.

Alzheimer hastalığı gibi ileri yaşlarda insanları bekleyen kâbusun önlenmesi gibi birçok önemli fizyolojik etkileri bulunduğu artık bir gerçek. Bu nedenle sağlığın korunması amacıyla uluslararası sağlık otoriteleri tarafından haftada en az iki-üç porsiyon soğuk deniz balıklarının tüketilmesi öneriliyor. Ancak balık yiyerek yeterli miktarın alınabilmesi söz konusu değil. Yapılan değerlendirmelerde ülkemizde sadece Karadeniz’de Kasım ile Ocak ayları arasında avlanan hamsi ve Karadeniz ile Ege’de avlanan sardalyenin haftada yarım kilo tüketilmesi durumunda önerilen miktarları sağlayabileceği bildiriliyor. Bu bakımdan besin desteği Omega-3 formüllerinin kullanılması gerekiyor.  

Her gün bu besinleri avuçlar dolusu yememiz gerektiğinden, bu durum oldukça karmaşık bir hale bürünmektedir. En kolay ulaşacağımız Omega3 kaynakları, balık yağlarından yapılan kapsüllerdir.

Omega 3 ile ilgili Oxford Üniversitesince yapılan bilimsel araştırma ve deneyi

Balık Yağı [Omega3] Alırken Aşırı Miktar Diye Birşey Var Mıdır?

Hamilelik sürecinde Omega3 Balık Yağı Kullanmalı mıyız?

 

Vahşi Alaska somonu  yüksek miktarlarda Astaxanthin içerir.Yağda çözünen çok güçlü bir antioksidandır. Hücreleri korumada C Vitamininden 6.000 kat daha etkilidir. Hücre zarlarının serbest radikallerden hasar görmesini engeller (özellikle deri, göz ve endothellium) Ayrıca, tansiyonu düşürür ve anormal hücre büyümesine karşı korur. Kalp sağlığını korur, Gastrointestinal sağlığı destekler. Bağışıklık sistemini destekler ve iltihaplara karşı etkilidir. Piyasada bir çok omega 3 formülü bulunsa da Kyani Sunset ürünüyle çok güçlü bir omega 3 formülü üretmiştir. Vahşi Alaska somon balığı, soğuk su balığı olduğundan  omega 3 açısından oldukça zengindir. Yağ asitleri çabuk bozulduğundan Kyani Sunset ürününde annatto bitkisinden üretilen doğal bir E vitamini koruması da vardır.

1111111111111kyani_sunset_en_guclu_omega_3_kaynagi

Neden Kyani Sunset‘i Tercih etmeliyiz? Piyasadaki diğer ucuz balık yağ haplarını alsak olmaz mı?

Piyasada bir çok Omega 3 içeren ürünler mevcut fakat Omega 3’te en önemli şey eikozapentaenoik asit (EPA) ve dokozahekzaenoik asit (DHA) oranları. Omega 3 içeren ürünleri satın aldığınızda mutlaka bu oranlara dikkat etmeniz gerekir. 

  Kyani ürün üçlemesinden biri olan Sunset, bir Omega3 formülü olarak karşımıza çıkmaktadır. Sunset, vahşi Alaska somon balığından üretilmiş ve piyasada bir çok Omega3 ürününden daha kaliteli bir Kyani ürünüdür. Vahşi Alaska somon balığı, soğuk suda yaşayan bir balık olduğundan zengin bir Omega3 sunmaktadır. Kendini ısıtmak üzere oluşturduğu bu kalın yağ tabakasından elde edilen Omega3 oldukça sağlıklıdır. Ayrıca vahşi Alaska somon balığı vejetaryen bir balıktır ve diğer balıkları beslenme amacıyla yemediğinden ağır metal de içermez.  Piyasadaki bir çok balık yağı kapsülü sığır jelatininden veya domuz jelatininden üretilmektedir. Kyani Sunset kapsülü tamamen balık kıkırdağından üretilmiştir.

2222222222xchum-salmon-698x289

 Bununla birlikte Kyani Sunset 2015 Yılında Japonya gibi gıda takviyelerinin ince denetimlerden geçtiği bir ülkede yılın ürünü seçilmiştir. Kyani Sunset ürününün içeriği ve vücudumuza katkıları konusunda daha detaylı bilgi için kyaniscience.com internet sitesini ziyaret edebilirsiniz.

kyani_dij

Kyani Sunset‘i Nereden Satın alabilirim?

 

Kyani Sunset fotoğrafına tıklayarak Kyani Sunset Online Mağazasından Kyani Sunset’i Satın alabilirsiniz. (2 Gün içinde Mng Kargo ile evinize teslim edilir) 1111111111111kyani_sunset_en_guclu_omega_3_kaynagi

 Kyani’nin Diğer ürünleri Nelerdir?

             Kaynaklar

Kyani Nedir ve Nasıl Kyani Distribütörü olunur?

kyani_nedir_kyani_urunleri_nelerdir

Kyani Nedir? Kyani Ürünleri Nelerdir?

%100 Doğal Ürünlerle İyi beslenmek ister miydiniz?

Kyani’nin tüm ürünleri doğaldır. 

Bu ürünlerden ilki vücudumuzda çok önemli işler yapan nitrik oksidi, vücudumuza doğal yollardan ürettiren bir sıvı ekstrattır. 1998 yılında nitrik oksidin vücudumuzdaki yararlarını ispatlayan 3 doktora Nobel Tıp Bilim Ödülü verilmiştir. Nitrik oksit, tıp camiasında “yaşam molekülü” olarak bilinmektedir.

  Nitrik Oksit Nedir?

 Nitrik oksit insan vücudunun 24 yaşına kadar yeterli düzeyde, 24 yaşından sonra azalarak ürettiği bir gazdır. Nitrik oksidin vücuttaki işlevinin keşfi tıp dünyasında devrimsel bir nitelik taşır ve insanlığa yararlı 4. Buluş olma özelliği ile Nobel ödülüne layık görülmüştür. Vücutta sayısız yararlı işlevi bulunan bu gazın insan sağlığına en önemli katkısı düzenli kullanımda kalp krizi riskini minimize etmesidir. Kyani, doğal nitrikoksitle benzersiz bir formül üretmiştir.

Kyani hakkında söyleyebileceğimiz en önemli şeylerden biri nitrikoksiti doğal yollarla ürettiren bir doğal karışım hazırlamasıdır.

Kyani ürünlerinden Nitro FX ve Nitro Plus, noni bitkisinin köklerinden üretilmiştir. Noni bitkisinin faydaları saymakla bitmez. Vücudun doğal yollardan nitrik oksit üretimini sağlayan noni bitkisi, Pasifik kıyılarında yetişmektedir.


Kyani Sunrise ürünü ise, vücudumuzun bir günde alması gereken tüm vitamin, amino asit, trace elementler ve minerallere sahiptir.

Kyani Sunset ürünü, bir Omega3’tür. Vahşi Alaska somon balığından yapılan Sunset, en güçlü Omega3 formüllerinden biridir. Kyani ürünlerinin üçü de doğaldır ve sıvıdır.

İkinci ürünü ise kırmızı-mor meyveler, noni ve arı polenin karışımı olan yine sıvı ve doğal olan Sunrise’tır. Bu ürün vücudumuzun 1 günde ihtiyaç duyduğu, vitamin, mineral, amino asit ve trace elementleri yaklaşık olarak karşılamak amaçlı yapılmıştır. Bu sayede vücudumuz hızla sağlıklı hücre üretebilir.

Sunrise, vücudun alması gereken tüm vitaminleri tek bir üründe sunar. Eczaneden Sunrise’ın içinde bulunan vitaminleri almak istediğinizde tam olarak iki poşetle çıkarsınız ve 1000 liranın üzerinde bir fiyat ödersiniz. Bu sebeple Kyani, ürünleri ayrı ayrı yapmak yerine hepsini tek bir üründe sunmuştur. 

Kyani’nin diğer bir ürünü de Sunset’tir. Sunset, sizlere soğuk su balığından ürettiği bir Omega 3 sunmaktadır. Alaska somonundan elde edilen ve E vitamini içeren bir OMEGA 3’tür. Omega 3 ‘ün insan sağlığı üzerindeki pozitif etkileri tüm dünya tarafında bilinmektedir. 

Benzersiz bu 3 ürünle sağlık üçgeni sunan Kyani, milyon dolarlık bir yatırımla Türkiye pazarında yerini almıştır. 64 ülkede ürünleri satılan ve ticareti kurulan Kyani, ürünlerin ar-ge çalışmalarına oldukça önem vermiş ve alanında uzman 4 ünlü doktorla ürünlerin üretilmesini sağlamıştır. Kyani Bilimsel Danışma Kurulu olarak karşımıza çıkan Dr. Abbas Qutab, Dr. Barrie Tan, Dr. Thomas Joseph Burke ve Dr. Clair Francomano alanında uzman çok önemli doktorlardır.

Gelin Kyäni Ürünlerini Biraz Daha Detaylı inceleyelim.

Kyani ürünleri, sağlıklı bir diyetin destekçisi olarak dünyanın farklı yerlerinde yüzyıllar boyu kullanılan maksimum kalitede bitkisel maddelerden oluşmaktadır.

Alaska yaban mersininden elde edilen, zengin vitamin içeceği, fiziksel ve zihinsel olarak aşırı çalışanlara ideal, devrim yaratan bir besin takviyesi ve diğer ürünleri ile  Kyani küçük ama güçlü bir ürün yelpazesi sunmaktadır.

Kyani’ nin ürün çeşidinde dört adet bitkisel besin takviyesi bulunur. Bu besin takviyelerinin tam bileşimi, bizlere basit ama mükemmel bir beslenme programı sunmak için uzmanlar tarafından formüle edilmiştir.

Kyäni Sağlık Üçgeni;

  • Kyani Sunrise™ 30 poşet
  • Kyani NitroFX™ 56 ml veya çok yoğun çalışanlar – spor yapanlar için Kyani Nitro Plus™ 56 ml
  • Kyani Sunset™ 90 kapsül

Ekstra enerji desteğine ihtiyacınız olduğunu düşünüyor musunuz?

Cevabınız evet ise; artan refah ve enerjinin doğal kaynağı – Kyäni NitroFX™.

Ağırlıklı olarak, kullanıldığı nesillerdir özellikleri iyi bilinen Noni bitkisini içermektedir. Kyäni NitroFX™ den günde 3 kez sadece 20 damla almanız yeterlidir. Kyäni NitroFX™; vücut randımanını arttırdığı tespit edilmiş olan nitrik oksit içerir. Nitrik oksit  noni meyvesinin son derece güçlü özünden elde edilir.

Üç Amerikalı bilim adamı tarafından, Nitrik oksidin vücut üzerine etkilerinin araştırıldığı çalışma, 1998 de Nobel ödülü aldığından bugüne, Nitrik oksidin, vücut içindeki en önemli nörotransmitterlerden ve son yılların en çok araştırılan moleküllerinden biri olduğu kabul görmektedir.

Kyäni NitroFX™ tamamıyla benzersiz bir üründür, kullandığınızda hissettiklerinizi seveceksiniz.

Kyäni Nitro Plus™

Nitrik oksidin öneminin araştırılması ve bu çalışma ile Nobel ödülü kazanmasından yola çıkılarak üretilen Nitro Plus™ son derece güçlü noni meyve özü içerir.

Güney Doğu Asya ve Pasifik Adaları bölgesinde yetişen noni meyvesi, besleyici ve tıbbi özellikleri sebebi ile nesiller boyunca kullanılmıştır. Ayrıca Nitro Plus™, CoQ10, Magnezyum, Çinko, Krom ve Niasin ile zenginleştirilerek, NitroFX™ den farklı olarak daha yoğun çalışanlar ve sporcular gibi aşırı performans göstermenin gerektiği  durumlarda bizi destekleyecektir.

Kyäni’nin tüm müşteriler için 30 günlük para iade garantisi vardır, daha fazlasını deneyimleyin!
Kyäni Nitro Plus™’i denememeniz için hiç bir neden yok!

Kyäni Nitro Plus™, aşağıdakileri içermektedir;

B1 Vitamini (Tiamin).  Tiamin sağlığımız için aşağıdaki yararları sağlar;

• Metabolizmanın normal enerji verimliliğini destekler,
• Sinir sisteminin normal işleyişi destekler,
• Normal psikolojik fonksiyonları destekler,
• Kalbin normal fonksiyonlarını destekler.

Niasin;  Niasin sağlığımız için aşağıdaki yararları sağlamaktadır;

• Metabolizmanın normal enerji verimliliğini destekler,
• Sinir sisteminin normal işleyişini destekler,
• Normal psikolojik fonksiyonları destekler,
• Normal mukoza membranının korunmasını destekler,
• Cilt normalliğinin korunmasını destekler,
• Yorgunluk ve halsizliğin giderilmesini destekler.

Magnezyum;  Magnezyum sağlığımız için aşağıdaki yararları sağlamaktadır.

• Yorgunluk ve halsizliğin giderilmesini destekler,
• Elektrolit dengesini destekler,
• Metabolizmanın normal enerji verimliliğini destekler,
• Sinir sisteminin normal işleyişini destekler,
• Normal kas fonksiyonlarını destekler,
• Normal protein sentezini destekler,
• Normal psikolojik fonksiyonları destekler,
• Kemik normalliğinin korunmasını destekler,
• Diş normalliğinin korunmasını destekler,
• Hücre bölünmesi sürecinde rol oynar.

Çinko; Çinko sağlığımız için aşağıdaki yararları sağlamaktadır.

• Normal asit/baz metabolizmasını destekler,
• Normal karbonhidrat metabolizmasını destekler,
• Normal bilişsel fonksiyonları destekler,
• Normal DNA sentezini destekler,
• Normal fertilite ve üremeyi destekler,
• Normal makrobesin metabolizmasını destekler,
• Normal yağ asitleri metabolizmasını destekler,
• Normal A vitamini metabolizmasını destekler,
• normal protein sentezini destekler,
• Kemik normalliğinin korunmasını destekler,
• Normal saç bakımını destekler,
• Normal tırnak bakımını destekler,
• Normal cilt bakımını destekler,
• Kandaki normal testosteron seviyelerinin korunmasını destekler,
• Normal görme işlevinin korunmasını destekler,
• Hağışıklık sisteminin normal işleyişini destekler,
• Hücrelerin oksidatif stresten korunmasını destekler,
• Hücre bölünmesi sürecinde rol oynar.

Krom; Krom sağlığımız için aşağıdaki yararları sağlamaktadır,

• Normal makrobesin metabolizması destekler,
• Normal kan şekeri seviyelerinin korunmasını destekler.

Kyäni Sunrise™ En iyi sabahlar Kyäni Sunrise™ ile başlar.

Her güne Kyäni Sunrise™ ile başlamak, vücudumuz için aşağıdakileri güçlü bir şekilde takviye edecektir.

Vitamin A, Vitamin E, Vitamin D, Vitamin B1 (Tiamin), Vitamin B2 (Riboflavin), Niasin, Vitamin B6, Vitamin B12, Pantotenik Asit, Folik Asit, Biotin, Inositol ve onun harika ve lezzetli tadı!

Kyäni’nin kurucuları Dick ve Gayle tarafından Alaska’da keşfedilen Alaska yabanmersinini ağırlıklı içeren Kyäni Sunrise™, ayrıca nar, aloe vera, noni, goji meyveleri, kırmızı üzüm, ahududu, üzüm çekirdeği özütü ve arı poleni gibi diğer meyvelerin ve bitki özlerinin de etkileyici bir karışımını içermektedir. Kyäni Sunrise™’i vazgeçilmez yapan, olağanüstü besin değeridir – ve güne başlamak için idealdir.

Kyäni’nin tüm müşteriler için 30 günlük para iade garantisi vardır, daha fazlasını deneyimlemek için Kyäni Sunrise™’ı denememeniz için hiç bir neden yok!

Kyäni Sunrise™ 

A vitamini; A vitamini, sağlığımız için aşağıdaki yararları sağlamaktadır.

• Normal demir metabolizmasını destekler,
• Normal mukoza membranının korunmasını destekler,
• Cilt normalliğinin korunmasını destekler,
• Normal görme işlevinin korunmasını destekler,
• Bağışıklık sisteminin normal işleyişini destekler,

• A vitamini ayrıca hücre özelleşmesi sürecinde de bir rol oynamaktadır.

E Vitamini; E vitamin hücrelerin oksidatif stresten korunmasına katkıda bulunmaktadır.

D Vitamini; D vitamini sağlığımız için aşağıdaki yararları sağlamaktadır.

• Kalsiyum ve fosforun normal emilimini / kullanımını destekler,
• Kandaki normal kalsiyum seviyelerini destekler,
• Kemik normalliğinin korunmasını destekler,
• Normal kas fonksiyonlarının korunmasını destekler,
• Diş normalliğinin korunmasını destekler,
• Bağışıklık sisteminin normal işleyişini destekler,
• D vitamini ayrıca hücre bölünmesi sürecinde etkin bir rol oynar.

B1 Vitamini (Tiamin); Tiamin sağlığımız için aşağıdaki yararları sağlamaktadır.

• Metabolizmanın normal enerji verimini destekler,
• Sinir sisteminin normal işleyişini destekler,
• Normal psikolojik fonksiyonları destekler,
• Kalbin normal fonksiyonlarını destekler.

B2 Vitamini (Riboflavin); Riboflavin sağlığımız için aşağıdaki yararları sağlamaktadır.

• Metabolizmanın normal enerji verimini destekler,
• Sinir sisteminin normal işleyişini destekler,
• Normal mukoza membranının korunmasını destekler,
• Normal kırmızı kan hücrelerinin korunmasını destekler,
• Cilt normalliğinin korunmasını destekler,
• Normal görme işlevinin korunmasını destekler,
• Normal demir metabolizmasını destekler,
• Hücrelerin oksidatif stresten korunmasını destekler,
• Yorgunluk ve halsizliğin giderilmesini destekler.

Niasin; Niasin sağlığımız için aşağıdaki yararları sağlamaktadır.

• Metabolizmanın normal enerji verimini destekler,
• Sinir sisteminin normal işleyişini destekler,
• Normal psikolojik fonksiyonları destekler,
• Normal mukoza membranının korunmasını destekler,
• Cilt normalliğinin korunmasını destekler,
• Yorgunluk ve halsizliğin giderilmesine destekler.

B6 Vitamini; B6 vitamini sağlığımız için aşağıdaki yararları sağlamaktadır.

• Normal sistein sentezini destekler,
• Metabolizmanın normal enerji verimliliğini destekler,
• Sinir sisteminin normal işleyişini destekler,
• Normal homosistein metabolizmasını destekler,
• Normal protein ve glukojen metabolizmasını destekler,
• Normal psikolojik fonksiyonları destekler,
• Normal kırmızı kan hücrelerinin oluşumunu destekler,
• Bağışıklık sisteminin normal işleyişini destekler,
• Yorgunluk ve halsizliğin giderilmesini destekler.

B12 Vitamini; B12 vitamini sağlığmız için aşağıdaki yararları sağlamaktadır.

• Metabolizmanın normal enerji verimliliğini destekler,
• Sinir sisteminin normal işleyişini destekler,
• Normal homosistein metabolizmasını destekler,
• Normal psikolojik fonksiyonları destekler,
• Normal kırmızı kan hücrelerinin oluşumunu destekler,
• Bağışıklık sisteminin normal işleyişini destekler,
• Yorgunluk ve halsizliğin giderilmesini destekler,
•B12 vitamini ayrıca hücre bölünmesi sürecinde rol oynamaktadır.

Pantotenik asit; Pantotenik asit sağlığımız için aşağıdaki yararları sağlamaktadır.

• Metabolizmanın normal enerji verimliliğini destekler,
• Steroid hormonlar, D vitamini ve bazı nörotransmitterlerin normal sentezi ve metabolizmasını destekler,
• Yorgunluk ve halsizliğin giderilmesini destekler,
• Normal zihinsel performansı destekler.

Biotin; Biotin sağlığımız için aşağıdaki yararları sağlamaktadır.

• Metabolizmanın normal enerji verimliğini destekler,
• Sinir sisteminin normal işleyişini destekler,
• Normal makrobesin metabolizmasını destekler,
• Normal psikolojik fonksiyonları destekler,
• Normal saç bakımını destekler,
• Normal mukoza membranının korunmasını destekler,
• Cilt normalliğinin korunmasını destekler.

Kyani’nin tüm müşteriler için 30 günlük para iade garantisi vardır, daha fazlasını deneyimlemek için Kyani’yi denememeniz için hiç bir neden yok!

Kyäni Sunset™

Annatto tohumlarından (E vitamininin tam bir formu) elde edilen Tocotrienoller ve yabani Alaska sockeye somonundan elde edilen Omega 3 lerden ürettilen Kyäni Sunset™ her günün sonuna kadar etkili olan bir besin takviyesidir.

Yeni Sunset’in içinde A,D vitaminleride eklenmiştir. (Kırmızı Formdadır)

 

 

Tocotrienol ve Omega 3 ün bu olağanüstü bileşimi, hücrelerin oksidatif stresten korunmasına katkıda bulunan E vitaminini ile birlikte normal kalp fonksiyonlarına katkıda bulunan EPA ve DHA içerir. DHA ayrıca, normal görme ve beyin fonksiyonlarının da korunmasına katkıda bulunur.

Kabuğu soyulduğunda etsiz kısmı ile olağan dışı bir görünüme sahip olan Annatto bitkisi, mutfak uzmanları arasında bir çok gıda da doğal renklendirici olarak kullanılan parlak kırmızı renkli tohumları ile bilinmektedir. Bu olağanüstü bitkinin antioksidan özelliğinin keşfedilmesi, son yıllarda gerçekleşmiştir. Bu özellik, annatto tohumlarının güçlü kırmızı renklerini korumalarını sağlayan doğal antioksidan gücüdür.

Alaska yabani somonunun beslenmedeki yararları Kyäni’ nin kurucuları Dick ve Gayle Powell çifti tarafından Alaska ziyaretleri sırasında keşfedildi. Yüksek besin değeri yüzünden tercih edilen Kyäni Sunset’ içeriğinde, Alaska yabani sockeye somonun dan ve mükemmel bir Omega 3 kaynağı olan diğer bir Alaska yabani balığından elde edilen yüksek kaliteli yağ kullanılmaktadır.

Kyani’nin tüm müşteriler için 30 günlük para iade garantisi vardır, daha fazlasını deneyimlemek için Kyani’yi denememeniz için hiç bir neden yok!

Kyani Ürünlerinin Kullanımı;
 
Adım 1: Kyani Sunrise™ içmeden önce sabah ilk iş olarak  Kyäni NitroFX™ veya Nitro Plus™ alın. Böylece vücudumuz Kyani Sunrise™ emilimini en etkin yapabilecek duruma gelecektir.
Adım 2: Güne en iyi şekilde başlamak için sabahları bir adet Kyani Sunrise™ alın. Kyani Sunrise™ size temel vitamin, eser mineral ve antioksidanları sağlar.
Adım 3: Ekstra enerji yüklemesi için öğleden sonra erken saatlerde  Kyäni NitroFX™ veya Nitro Plus™ kullanın.
Adım 4: Kyäni Sunset™ içmeden önce ve akşam yemeğinden evvel tekrara  Kyäni NitroFX™ veya Nitro Plus™ alın.
Adım 5: E vitamini ve omega-3 lerin vücudunuzu uyku sırasında canlandırmasına yardımcı olmak için akşam yemeği ile birlikte üç kapsül Kyäni Sunset™ alın.

Prof. Dr. Canan Karatay Kyani Sunset’i Anlatıyor. Sadece Marka ismi Belirtmemiş 

Kyani Science Amerikalı ünlü 4 bilim adamının Kyani hakkında yaptıkları bilimsel araştırmalara yer vermektedir. Kyani Bilimsel Danışma Kurulu Dr. Abbas Qutab, Dr. Barry Tan, Dr. Thomas Burke ve Dr. Claire Francomano’dan oluşmaktadır. Kyani Bilimsel Danışma Kurulu’nda yer alan tüm doktorları internetten araştırarak haklarında bilgi edinebilir ve çalışmalarını inceleyerek çok büyük başarılara imza attıklarını görebilirsiniz. Saydığımız bu isimler alanında uzman ünlü doktorlardır ve birçok başarılı çalışmalara imza atmışlardır. Kyani Science makaleleri İngilizce olarak verilmektedir. Google Translate kullanarak tüm bilimsel makaleleri Türkçe ’ye çevirebilirsiniz.

Kyani Science (Kyani Bilimi) Nedir?

Kyani Science, Türkiye’de de kullanılan ve Kyani ürünleri hakkında yapılan tüm bilimsel araştırma ve makaleleri anlatan bir internet sitesidir. www.kyaniscience.com adresine girerek Kyani’nin Sunrise, Nitro FX, Nitro Plus ve Sunset ürünlerinin ayrıntılarını, içeriklerinde hangi mineral ve vitaminlerin olduğunu görebilirsiniz.

Kyani Science Türkiye’de yer alan tüm makaleleri inceleyerek ürünler hakkında doktorunuza da danışabilir ayrıca Kyani Science içinde yer alan tüm makaleleri de gösterebilirsiniz.

Kyani İş Modeli Nedir?

Kyani Türkiye bir doğrudan satış firması olarak, doğal gıda takviyelerini insanlara sunduğu gibi; Kyani’nin kendi web sitesi üzerinden ya da bireysel olarak Kyani ürünlerini satışa sunmak isteyen bağımsız distribütörler için fırsat sunmaktadır. Ayrıca yatırımlarını ürün kalitesini her daim bir üst seviyeye taşıma ve distribütörleri ödüllendirmede kullanmaktadır.

Kyani Türkiye vizyonu gereği, insanlara sağlıklı yaşamı takviye paketleri halinde sunmak ve bu ürünleri deneyimlemelerini sağlamak ile kalmayıp; Kyani Türkiye ile çalışmayı tercih edip sağlıklı yaşama ilk adımı atmış olanlara da aynı deneyimi sunarak katkıda bulunan gerçek ve benzersiz bir iş modeline sahiptir.

Kyani işi para kazandırıyor mu? Sosyal Kanıt..

Kyani ile işinizi Nasıl Hızlıca Büyütür ve Katlamaya Geçirip Nasıl Kopyalarsınız?

Konuşma beceriniz bile olmasa dahi işinizi hızlıca büyütebileceğiniz bir yöntem olsaydı bu sizin için nasıl olurdu?

Kyani Sunum (22Dk’lık Kısa Sunum)

 Kyani Network Marketing Firması mıdır?

Kyani, klasik bir Network Marketing Firması değildir. Örneklemek gerekirse; Telefon Nokia 3310 ise, Akıllı telefon Apple’dır malum. Network Marketing sektöründe kendi patentli sistemi olan sektörü domine edecek bu sektörün Apple’ı da Kyani’dir. Kyani’nin kendi patentli sisteminin adı “Next Generation Marketing” olarak adlandırılmaktadır. Bu sadece bir isim değişikliği değildir. Kyani bir “NEXT GENERATION MARKETING” Firmasıdır. (Türkçesi > Yeni Nesil Ticaret)

Kyani Neden farklı?

Neden Kyani?

Kendi hayatımızı sorguladığımızda , ne noktada olduğumuzu ve gerçekten hayal ettiğimiz hayatı yaşayıp yaşamadığımızı düşünmemiz gerekiyor. Geleceğe güvenle bakıyor muyuz? Peki nereye gidiyoruz? Yani yürüdüğümüz yolda daha önce bu yola çıkmış kişiler şu anda neredeler? Eğer sonuçta varacağımız nokta bizi mutlu etmeyecekse, o zaman neden bu yolda devam ediyoruz? Zaman zaman bu soruları kendimize sessizce soruyoruz. Sizden 10-20 daha yaşlı kişilerin hayatları iç açıcı değilse, bunda 10-20 yıl sonra sizin hayatınız da bu kişilerin hayatı gibi olabilir. Herkes kaliteli bir yaşamı hak ediyor. Sadece bu konuda yol gösterilmesine ihtiyacımız var. Bizler de size bir seçenek olarak Kyani’yi sunuyoruz. Eğer şu an hak ettiğiniz ve olmanız gereken mükemmel hayatı yaşadığınızı düşünüyorsanız boşverin Kyani ticaretini

Ama Sağlıklı yaşamayı herkes hak ediyor. Dolayısıyla Sadece ürün kullanıcısı da olabilirsiniz…

 

Bir ürünün satış ve pazarlamasını gerçekleştirebilmek için, o ürün hakkında bilgi sahibi olunmasından çok ürünün bizzat pazarlayıcısı tarafından deneyimlenmiş olması gerektiği ilkesine bağlı olarak hareket eden Kyani; bünyesinde barındırdığı insanların ürünü öğrenerek değil, bizzat deneyerek anlatmalarına olanak sağlamaktadır.

Bundan dolayı, Kyani ürünlerinin insan bedeni üzerindeki etkileri vaatlere değil deneyimlenmiş gerçeklere dayanmaktadır.

Kyani Firması Güçlü bir firma mı?

2016-10-22

Kyani firması 2008’de 2.000.000$ olan cirosunu 2012’de 250.000.000$’a çıkartmıştır. 4 Yılda bu başarıyı yakalamış bir firmanın ürünlerinin ve pazarlama planının sıradan olmasını bekler misiniz?

Kyani, 2005 yılında kurulmuş ve şuan 60 dan fazla ülkede faaliyette olan ve bu sayıyı gittikçe artıran çok güçlü bir çıkış yapmış besin takviyesi firmasıdır. Besin takviyesi sektörüne giriş yapmayı planlayan Kyani, kuruluş aşamasında besin takviyesi sektörünün %85’inin network marketing kanalını kullandığını görmüş fakat bu sektörün distribütörlere çokiyi şartlar sunmadığını dikkate alarak çok daha başka kurallarla sektöre girmiştir. Kyani’de stok, ortak bulma ve satış yapma zorunluluğu yoktur. 13 gelir kapısı sunan Kyani, tüm şirketlerin çalışma stilinden uzak, insana değer veren bir ticaret sistemi kurgulamıştır.

Pasaportlarınızı şimdiden hazırlayın. Çünkü, Kyani ile Ücretsiz Seyehat Ödülleri, Yurt dışı gezileri sizleri bekliyor…

Özetle Kyani Nedir?

 İkinci olarak, Kyani ciddi ve güvenilir bir kazanç sistemi sunmakta, gelişime ve  eğitime açık, çalışmaya hazır bireylere kyani ortaklık  yapısı  ile geleceklerini güvenli bir biçimde inşa olanağı sağlamaktadır.

Kyani  hakkındaki tüm sorularınızın yanıtlarını İstanbul’da bulunan Genel Müdürlükten  alabilirsiniz.

Ayrıca, iş ve ürün bilgisine  yeteri kadar hakim olmayan, etik kurallara  aykırı davrananların yarattığı olumsuzluklarla  ilgili olarak da, kyani şikayetlerini değerlendirmek ve mağduriyetleri gidermek üzere oluşturulmuş etik kurula ulaştırılmak üzere bildirebilirsiniz.

Kyani Türkiye nedir diye bakacak olursak, besin tamamlayıcısı üzerine 3+1 ürünüyle sektöre giren uluslararası bir şirket olan Kyani’nin Türkiye’de kurulmuş şirketidir. Peki, neden besin tamamlayıcısı kullanmamız gerekiyor? Yediğimiz besinlerin artık doğallığını kaybetmesi, yetiştiği yerlerin sağlıklı olmaması, içerdikleri vitamin değerlerinin düşmesi, uzun depolanma ve akabinde bize ulaşım sürelerinin uzunluğu besin tamamlayıcılarını zorunlu hale getirmiştir. 1985 ve 1996 yılları arasında yapılan bir araştırma, yediğimiz besinlerin içeriğinin zayıfladığını göstermiştir. (Kaynak: 1985 Pharmakonzern, Geigy (Schweiz), 1996 Lebensmittellabor Karlsruhe/Sanatorium Oberthal) Geldiğimiz 2016 senesinde ise besinlerin içeriğinin daha da düştüğünü söyleyebiliriz.

Kyani nedir sorusuna cevabımızı işte bu devrede söyleyebiliriz. Kyani, bir insanın bir günde alacağı vitamin, mineral, amino asitler ve trace elementler için Sunrise ürününü, bu besinlerin vücudumuza etki etmesi için noni bitkisinin köklerinden ürettiği ve nitrikoksit üretimine katkı sağlayarak damarları açan Nitro ürününü ve REM uykusunda gerçekleşen ‘besinlerin ihtiyaç duyulan yere gitmesi’ işlemi için de derin ve rahat bir uyku sağlayan Sunset ürününü bizler için sunmuştur. Bugün Kyani nedir diye incelediğimizde Kyani’nin bizlere 3+1 ürünle bir sağlık üçgeni sunduğunu söyleyebiliriz. Kyani Türkiye nedir sorusuna daha ayrıntılı cevaplar bulmak ve Kyani ürünlerinin içeriğini araştırmak için kyaniscience.com internet adresine girerek ürünler hakkında 20 bin makalenin olduğu zengin bir bilgi kaynağı bulabilirsiniz.

Aşağıda 2 farklı iş sunumu verilmiştir.

İlki Kyani Resmi Official Sunumudur.

Kyani (Resmi İş Sunumu) Türkçe ( 40dk)

Kyani Ortaklık Teklifi Sunumu [KISA SUNUM]

Kyani Kazançlı bir iş modeli midir?

Marka elçisi deneyimleri

Önemli Uyarı: Bu yazıda geçen ürünler kesinlikle ilaç değildir. Doğal gıda takviyeleridir. Hiç bir hastalığı tedavide kullanılmazlar. Hamilelik, emzirme dönemi, alerji, hastalık durumları varsa mutlaka bir doktora danışarak kullanılması gerekmektedir.

Aşk Hormonu “Oksitoksin” ile Gelen Mutluluk

AŞK HORMONU OKSİTOKSİN

Oksitosin, erişkinlerin rahatlamasını sağlayan bir hormondur.

Oksitosin

Artmış oksitosin düzeyleri ayrıca ilişkinizdeki güvenin artması ve bağlanmayla da ilişkilidir. 

Eğer hoşlandığınız kişi yanınızdan geçtiğinde kalbinizin deli gibi atmasının sebebinin “Eros’un aşk oku”nu size atmasıyla olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz :).

 

eros-un-oklarini-satiliga-cikarmasi_299714_m

Mitolojik safsataları bi kenara bırakalım ve bilim adamları ile araştırmacıların bu konudaki düşüncelerine göz atalım. Bilim adamları ve araştırmacılar, hoşlandığınız kişinin bir bakışının, bir sözünün kalbinizin hızlıca çarpmasına neden olmasının asıl sebebinin aşk hormonu “Oksitosin” olduğunu düşünüyorlar.

Oksitosin, rahatlama ve kan basıncını düşürmeye yardımcı olan anti-anksiyetif etkileri olan bir nörohipofiziyal hormondur. Ağrı eşiğini yükseltir, aynı zamanda büyümeye ve iyileşmeye yardımcı olur. Sosyal etkileşim ve iletişimde güven duygusu sağlar. Oksitosin hormonu bir çok dokunma, koku ve ses ile aktifleşerek salgılanır. Başkalarına iyilik yapmak gibi psikolojik faktörlerde oksitosin seviyelerini arttırır.

4295_pet

Oksitosin kelimesi köken olarak “hızlı doğum” anlamına gelen Yunanca kelime oxys ve tokos kelimelerinden türetilmiştir. Bunun nedeni oksitosin hormonunun doğum sırasında vajina ve serviks genişlemesine yardımcı olmasıdır. Oksitosin yalnızca doğumu kolaylaştırmada yardımcı değil, aynı zamanda anne yeni doğan arasındaki bağı sağlar. Son zamanlarda yapılan araştırmalar göstermiştir ki yalnızca anne ile bebek arasındaki bağı değil, sosyal ilişkilerde ve partnerlerle olan bağı da sağlayan oksitosin hormonudur. Kişinin içindeki güven ve cömertlik duygusunu açığa çıkarır. Yani vücudunuzdaki oksitosini arttırmak partnerinizle bağlanmanızı, daha iyi bir sevgili daha iyi bir ebeveyn olmanızı ve daha mutlu olmanızı sağlar. Etkilerini görmek için yapılan sayısız araştırmanın sonucuna göre oksitosin hormonu bunları gerçekten yapabilir. İşte size oksitosin seviyelerini arttıran etkenler;

4295_el_ele-300x225

Sarılmak ve el ele tutuşmak: Çiftler sarılarak, el ele tutuşarak oksitosin seviyelerini arttırabilirler. Her yakın temasta bu mucizevi hormonun salınışı artar. Bu sadece rahatlamanızı değil partnerinizle bağ kurmanızı da sağlar. Şimdi sahilde sevgilinizle el ele yaptığınız romantik yürüyüşlerin neden bu kadar huzurlu olduğunu biliyorsunuz.

Masaj yaptırmak: Dokunmanın oksitosin seviyelerini arttırdığını artık biliyoruz, bunu sağlamak için rahatlatıcı diğer bir yol ise masaj yaptırmaktır. Sadece vücudunuzu ve zihninizi sakinleştirmekle kalmıyor aynı zamanda tüm stressinizi de uzaklaştırıyor.

4295_masaj

Hayal kurmak: Oksitosin seviyelerini arttıran tek şey fiziksel temas değildir. Kuzey Carolina Üniversitesi’ndeki araştırmacılar evli kadınların kocalarını düşündüklerinde hızla oksitosin salgıladıklarını tespit etti.

Eğlenceli aktiviteler yapmak: Sevdiğiniz bir aktiviteyi yapmak, ister dans etmek olsun ister karaoke yapmak oksitosin seviyenizi arttırır. Eşinizle birlikte Bungee jumping yapmak yada bir roller coastera binmek gibi en heyecan verici aktiviteler bile oksitosin seviyenizi arttırır ve olağanüstü güçlü bir bağ kurmanıza yardımcı olur.

Egzersiz: Tempolu yürüyüş, yüzme ve diğer fiziksel aktiviteler vücuttaki oksitosin düzeylerini artırmak için iyi çalışır. Yoga da oksitosini artırmak için harika bir yoldur. Basit meditasyon ve nefes egzersizleri de aynı sonucu almanıza yardımcı olur.

Evcil hayvanlar: Her evcil hayvan sahibinin bildiği gibi evcil hayvanınıza sarılmak onunla oynamak çok rahatlatıcı ve sakinleştiricidir. Artık bunun nedenini biliyorsunuz. Evcil hayvanınıza dokunmak, tüylerini okşamak ve onunla oynamak oksitosin seviyenizi arttırır.

4295_face

Arkadaşlar: İyilik yapmak, arkadaşlarınıza ve ailenize hediyeler vermek oksitosin seviyenizi arttırır ve çok iyi hissetmenizi sağlar. Bazen sadece bir arkadaşınızı arayıp, onunla konuşmanız bile oksitosin seviyenizi arttırabilir.

Sosyal medya: Her ne kadar sosyal medyanın birebir iletişimi öldürdüğü söylense de Facebook ve Twitter’ ın insanlar üzerine etkilerini inceleyen araştırmacılar öyle düşünmüyor. Sosyal medya aracılığı ile iletişim kurmak da oksitosin seviyesini arttırabiliyor. Birebir iletişim her ne kadar daha güzel olsa da sosyal medya da oksitosin seviyenizi arttırmayı sağlıyor.

Tanıdık deneyimler: Yeni pişmiş kurabiye kokusu, sabahları kuş cıvıltılarıyla uyanmak, ailenizle güneşin batışını izlemek oksitosin seviyenizi arttıran kokular, sesler ve görüntülerdendir. Bu rahatlatıcı düşünce ve anılar zihninizi rahatlatır ve stresten uzak tutar.

Müzik dinlemek, iyi bir yemek yemek gibi bazı diğer faktörlerde oksitosin seviyenizi arttırır. Sarılmak, el ele tutuşmak ve öpüşmek gibi temas sağlayan faktörler oksitosini en çok arttıran şeylerdir. Bu sadece çiftlere özgü değildir. Bir anne- babanın bebeklerine sarılmaları da oksitosini arttırır. Aynı zamanda aileyi bir araya getirir, ilişkilerini güçlendirir. Daha mutlu ve bir arada bir aile ortamı sağlar. Stresten uzaklaştırır. ve sakinleşmenizi sağlar. Oksitosin seviyenizi yükseltecek ufak ip uçlarımızı kullanın böylece daha sakin ve sosyal bir hayat kurun.

Oksitoksin-Hurma arasındaki bağ ve hurmanın faydaları

 

dates

Oksitosin Hurma’da yüksek oranda bulunmaktadır. Hurmanın, özellikle hamile ve doğum yapan kadınlar için önemi ve faydaları, bugün bilimsel olarak da bilinmektedir. Hurma içerdiği %60-65 oran ile en çok şeker içeren meyvelerden biridir. Doktorlar, hamile kadınlara doğum yaptıkları gün meyve şekeri içeren yiyecekler verilmesi gerektiğini belirtmektedirler. Bunun amacı, annenin zayıf düşen vücuduna enerji ve canlılık kazandırmak, aynı zamanda da yeni doğan bebeğe gerekli olan sütün oluşabilmesi için, süt hormonlarını harekete geçirmek ve anne sütünü çoğaltmaktır. Ayrıca doğum sırasında meydana gelen kan kaybı, vücut şekerinin düşmesine sebep olur. Hurma vücuda tekrar şeker girişinin sağlanması açısından önemlidir ve tansiyon düşmesini de engeller. Kalori değerinin çok yüksek olması sebebiyle hastalıktan güçsüz düşmüş ya da yorgun olan kimseler için özellikle çok faydalıdır. Hurma insan vücudunun sağlıklı ve zinde kalabilmesi için hayati önem taşıyan 10`dan fazla element içermektedir. Bu nedenle günümüzde bilim adamları, insanın sadece
hurma ve suyla yıllarca yaşayabileceğini belirtmektedirler. Bu konuda tanınmış uzmanlardan biri olan V. H. W. Dowson ise, bir hurma ve bir bardak sütün bir insanın günlük besin ihtiyacını karşılamaya yeteceğini söylemektedir.

hurma

Hurmadaki potasyum, beyne daha çok oksijen gitmesine yardımcı olarak berrak düşünmeyi sağlıyor. B1, B2 ve B6 vitaminleri sinir sistemini dinlendirip, güçlendiriyor. Bu sebeple strese, gerilime ve zihnî yorgunluğa en iyi gelen şeylerden birisi hurma yemek. Bunun yanında insan günde 15 tane hurma yiyerek vücudunun günlük demir ihtiyacını karşılayabiliyor. Böylece kansızlıktan korunmuş oluyor. Magnezyumun ise kasların düzgün çalışmasında ve vücutta kanserli hücrelerin meydana gelmemesinde tesiri var. Kalsiyum ve fosfata gelince, onların görevi vücudun kemik yapısını dengelemek. A vitamini de görme gücünü ve vücut direncini artırırken, bir taraftan büyüme ve gelişmeye yardımcı oluyor. Bu sebeple gelişmekte olan çocukların hurma yemesi çok faydalı. Bir de diğer meyveler genellikle protein açısından yetersiz iken, hurmada protein de var. Bu özelliği sayesinde vücudun hastalıklara karşı korunmasını sağlayıp, hücreleri yenileyebiliyor.

Ayrıca çok şekerli bir meyve olmasına rağmen hurmadaki şeker, kan şekerini hızla yükselten glikoz değil, meyve şekeri fruktoz. Bu şeker türü vücuda bol miktarda hareket ve ısı enerjisi kazandırıyor. Vücutta parçalanıp, kullanılması da daha kolay. Kandaki şeker düzeyini birden yükseltmediğinden şeker hastalarına da uygun. ”

Daha üst bir referans vermek gerekirse;

Meryem Suresi 23. Ayetlerde geçen Hurma ve Oksitoksin bağlantısını gösterebiliriz.

22 – Nihayet (Allah’ın emri gerçekleşti) Meryem İsa’ya gebe kaldı ve o haliyle uzak bir yere çekildi.

23 – Sonra doğum sancısı onu bir hurma dalına tutunup dayanmaya zorladı. “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim” dedi.

24 – Melek, Meryem’e, aşağı tarafından şöyle seslendi. “Sakın üzülme, Rabbin alt tarafında bir ırmak akıttı.”

25 – “Hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine devşirilmiş taze hurmalar dökülsün.”

26 – “Ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen, ben Rahmân (olan Allah)a bir oruç (konuşmama orucu) adadım. Onun için bugün hiçbir kimseyle konuşmayacağım” de.

Başka Hangi Gıdalar Oksitoksin Salgılanmasına Yardımcı Olmaktadır?

Besinlerin oksitosin hormonu içermesi durumu söz konusu değildir. Fakat bir takım besinler, oksitosin hormonunun vücut içinde salgılanmasına yardımcı olmakta ve vücuttaki oksitosin seviyesinin artırılmasına katkı sağlayabilmektedir. Buna göre, oksitosin hormonunun salgılanmasını destekleyen bazı besinler şu şekildedir;

1. Yumurta:

yimirtaaaaaaaaaoksi

Çok iyi bir protein kaynağı olan yumurta, besleyici değeri son derece yüksek olan hayvansal kaynaklı bir besin maddesidir. Bu sağlıklı besin maddesinin protein, faydalı yağlar, vitamin ve mineraller içermesi dışında bir diğer özelliği ise, vücuttaki oksitosin hormonu seviyesinin artırılmasına yardımcı olmasıdır. Sadece 1 adet yumurta tüketerek, vücuttaki oksitosin hormonu seviyesini artırmak ve böylece de daha mutlu ve sakin hissetmek mümkündür.

2. Muz:

muzoksi

Anti-stres ve anti-anksiyete özellikleri ile bilinen muz, depresyon ve bunalım gibi psikolojik sorunlar ile mücadelede oldukça etkindir. Muz bu özelliğini başta, içermiş olduğu potasyum mineraline borçlu olsa da, vücuttaki oksitosin hormonu seviyesinin artırılmasına katkı sağlaması da göz ardı edilmemelidir. Hemen herkesin severek tükettiği bir meyve olan muz, oksitosin hormonu seviyesinin artırılmasına yardımcı olduğu için, daha huzurlu ve sakin hissedilmesine yardımcı olmakta ve modun yükselmesine de katkı sağlamaktadır.

3. Acı Biber:

biberoksiii

Belki de çoğu kişinin acı olduğu için tüketemediği acı biber, aslında sağlık açısından oldukça faydaları bulunan bir besin maddesidir. Tam bir vitamin ve mineral deposu olan acı biber, vücuttaki oksitosin hormonu seviyesinin artırılmasına yardımcı olmakta ve salgılanmasına katkı sağlamaktadır.

4. Protein İçeren Besinler:

sutyumurtavsoksi

Kırmızı et, balık eti, tavuk eti, yumurta, süt ve süt ürünleri ile bazı deniz ürünleri, protein içerikleri yüksek olan besin maddeleridir. Genellikle hayvansal kaynaklı besinlerin protein içerikleri yüksek olmakla birlikte; soya fasulyesi, fasulye, mercimek, nohut, kinoa, bezelye, fıstık ezmesi, kabak çekirdeği ve ay çekirdeği gibi bazı yenilebilir tohumlar ile fındık, fıstık, badem ve ceviz gibi kuru yemişler de, protein içeriği yüksek olan bitkisel besin kaynaklarıdır. Bu gibi hem bitkisel hem de hayvansal kaynaklı protein zengini besinler, vücuttaki oksitosin hormonu salgısının artmasına yardımcı olmaktadır.

5. Meyveler:

ssssssssssssssssss

Meyveler vücut için faydalı olan besin maddeleridir. Fakat şeker oranları da yüksek olduğundan meyvelerin dengeli ve kontrollü şekilde tüketilmesi tavsiye edilmektedir. Tam bir vitamin ve mineral deposu olan meyvelerden bazıları protein ve faydalı yağlar da içermektedir. Bundan dolayı da bazı meyveler, vücuttaki, oksitosin seviyesinin artırılmasına yardımcı olmaktadır. Muz başta olmak üzere, hurma, zeytin ile lif oranı yüksek olan  diğer meyveler, vücuttaki oksitosin seviyesinin artmasına yardımcı olmaktadır.

6. Omega 3 Yağ Asidi İçeren Besinler:

ccccccccccccccc

Omega 3 yağ asitleri içeren besinler, başta balık ve balık yağı olmak üzere, zeytin ve diğer bazı bitkisel besin kaynakları şeklindedir. Özellikle de somon balığı ile zeytin yağının içermiş oldukları omega 3 yağ asitleri miktarı oldukça yüksektir. Bundan dolayı da, hem somon balığı hem de zeytin yağı, vücuttaki oksitosin hormonu seviyesinin artırılmasına ve bu hormonun salgılanmasına yardımcı olmaktadır.

7. Lif İçeren Sebze ve Meyveler:

This is a close-up of vegetables and fruits.

Sebzelerin ve meyvelerin çoğu lif içermektedir. Lif ise, başta bağırsak sağlığı olmak üzere oldukça faydalı ve önemli bir besin maddesidir. Bağırsakların iyi ve uygun şekilde çalışması ise, tüm vücut sağlığı açısından olduğu kadar, psikolojik sağlık açısından da önemlidir. Lif içeriği yüksek olan sebze ve meyveler ise, vücuttaki oksitosin hormonu seviyesinin artırılmasına yardımcı olmaktadır.

8. Tahıllar:

ttttttttttttttttttttt

Buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllar, vücuttaki oksitosin hormonu seviyesinin artırılmasına yardımcı olabilmektedir.

9. Su:

ssssuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuu

Su, vücudumuzun büyük bir kısmını oluşturan ve canlılık için son derece gerekli olan bir maddedir. Bundan dolayı da su, olmazsa olmaz bir besin maddesidir ve hem beden hem de psikolojik sağlık açısından önemlidir. Gün içinde yeterli ve dengeli miktarda içilen suyun, oksitosin hormonu seviyesini arttırdığı yönünde düşünceler kuvvetlidir.

Oksitoksin Modern Tıpta kullanılıyor mu?

Oksitoksin, modern tıpta doğumu kolaylaştırıcı bir ilaç olarak kullanılmaktadır. Oksitosin, doğumu kolaylaştırıcı etkisi nedeniyle pek çok kaynakta “rapid birth” yani “hızlı doğum” ifadesiyle tanımlanmaktadır. Oksitoksinin doğum sonrasında ise anne sütünü artırıcı etkisiyle bilinmektedir. Oksitosin esasen beyinde salgılanan doğum sancılarını başlatan bir hormondur. Doğum öncesi vücudun tüm hazırlıkları oksitoksin hormonu sayesinde başlar. Hormonun etkisi ana rahmini oluşturan kaslarda ve anne sütünün salgılanmasını sağlayan kas yapısındaki hücrelerde görülür.

Doğum esnasında ana rahminin etkili olarak kasılması doğumun gerçekleşebilmesi için son derece önemlidir. Oksitosin de, rahmi oluşturan kasların çok güçlü bir şekilde kasılmasını sağlar. Ayrıca oksitosin yeni doğmuş olan bebeğin beslenmesi için anne sütünün salgılanmasını başlatır.

 

askhormonu

 

Kaynakça:

http://www.buzzle.com/articles/how-to-increase-oxytocin-levels.html

Sadece egzersiz ile gözlükten veya lensten kurtul!

Lazer yada cerrahi başka bir yöntem kullanmaksızın gözlüklerinizden yada lenslerden kurtulmak ister miydiniz?

 

Dr. Ömer Önder ve Billur Bektaş, geçmişi binlerce yıl öncesine dayanan ve çigong sisteminde yer alan basit göz sağlığı egzersizlerini uygulamalı olarak gösteriyor. Bu egzersizler düzenli olarak uygulandığında göz kaslarını güçlendirerek astigmat, miyop veya hipermetrop gibi rahatsızlıkların olumsuz etkilerini gözle görülür oranda hafifletiyor.

lensss

 

 

 

 

gozluksuz

Sen Deli Değilim!

(PAT) ROSENHAN DENEYİ

Dışarıda dolaşanlar mı daha deli, yoksa içerdekiler daha akıllı?

Eminim bir çoğumuz kendi kendimizle başbaşa kaldığımızda,düşüncelere daldığımız zamanlarda “acaba ben psikoloğa veya psikiyatra gitsem bana ne teşhis koyarlar” diye aklımızdan bu ve buna benzer sorular geçirmişizdir.  

Buna benzer bir durumu sınayan bir bilim adamı da olmuş ve psikiyatri tarihinin akışını değiştirmiştir.

deli

Sizlere bu konuyla ilgili, yani psikiyatri bilimi tarihine damga vuran, adeta omuzlarından tutup iyice bir silkeleyen bir deneyden bahsedeceğim. 

Psikiyatri tarihinin belki de en çarpıcı deneylerinden biri olan ve “Pat Deneyi” olarak da bilinen “Rosenhan Deneyi“, David L. Rosenhan adlı bir psikiyatrist tarafından 1973 yılında yapılıyor ve Rosenhan’ın Science dergisinde yayınlanan “On Being Sane InInsane Places” adlı makalesi psikiyatrik tanılama konusunda en önemli eleştiri makalelerinden biri olarak halen kabul görüyor.

Makalenin orjinaline buradan ulaşabilirsiniz

rosenhan

Rosenhan’ın deneye başlarken cevabını aradığı soru ise “Bir kişinin akıl sağlığının yerinde olup olmadığı, akıl sağlığının derecesinin kesin olarak anlaşılabilir mi?” sorusu.

Rosenhan’ın kendisi bu konuda epey bir kötümserdir ve psikiyatri uzmanlarının düşüncelerinin objektif kriterlere dayanmadığını deneylerle kanıtlamaya çalışır.

2016-07-02_16-37-58

Rosenhan’ın da dahil olduğu ve toplamda üç psikolog, bir psikiyatr, bir öğrenci, bir pedagog, bir ev kadını ve bir ressamdan oluşan sekiz kişi, ayrı ayrı, gaipten sesler işittiklerini söyleyerek bir kliniğe müracaat ederler. Pek tabii ki bu 8 kişinin aslında hiçbir rahatsızlıkları yoktur.
Nitekim kliniğe kabul edildikten hemen sonra, bir rahatsızlıkları kalmadığını söylemeleri ve normal davranmaları konusunda anlaşmışlardır ve öyle de yaparlar.
2016-07-02_16-38-25
Tam bu noktada çok ilginç bir şey olur ve klinik yönetimi hasta olduklarını düşünerek iddialarını kabul etmez.
Israrlı şekilde iyi olduklarını söylemeye devam ederler, fakat en erken çıkan bile klinikte yedi gün kalmak zorunda kalır.
Rosenham çalışmasını burada sonlandırmaz ve devam eder.
 2016-07-02_16-38-43
Klinikten çıkanlar, aynı iddialarla ve bu sefer farklı isimlerle başka bir kliniğe başvururlar. Grup her seferinde çeşitli sesler duyduklarını iddia ederek başvuru yapar ve bu şekilde toplamda tam 12 tane kliniği ziyaret eder.  Hastanelerin ve doktorların kalitesinin deney üzerinde etkili olmadığını göstermek için farklı türde kliniklere başvururlar. Bu klinikler arasında kırsal kesimlerdeki devlet klinikleri, büyük şehirlerdeki üniversite hastaneleri ve bir özel hastane vardır.Yalancı hastalar da hastaneler gibi, eğitim, meslek, yaş gibi yönlerden birbirlerinden oldukça farklılardır ve tanınma ya da araştırılma riskine karşın takma isimler kullanırlar. Tüm bunlar, deneyin yanlı olmadığını kanıtlamak için yapılır.

       
İlginç olan şudur ki, bütün klinikler bu 8 kişilik grubun tamamına hastalık teşhisi koyar. Gaipten sesler duyduklarını söyleyerek kliniklere başvuran 8 hastanın tümü, “boş”, “boşluk”, “nafile” gibi sözcüklerin kafalarında tekrarlandığını iddia ederler, ki bu sözcükler David Rosenhan ve ekibi tarafından, varoluşsal bir krizin sinyallerini verdikleri için özellikle seçilmiştir. Gruptan 7 kişiye şizofreni, 1 kişiye manik-depresif psikoz tanısı konduktan sonra tümü hastaneye yatırılır. 
deli1
Hastaneye yattıkları andan itibaren tamamen “normal” ve uyumlu davranan, artık ses duymadıklarını söyleyen kişilerin hasta olmadıklarına hekimleri ikna etmeleri, ortalama olarak 19 gün sürmüş, bir keresinde kişilerden biri tam 52 gün hastanede tutulmuştur.
İlginçlikler burada da bitmiyor, çünkü klinik yönetimleri asla hastaların iyi olduğuna inanmıyor.
Hastaneden taburcu ederken bile “gerileme dönemindeki şizofreni” teşhisi koyarak yolluyorlar. Rosenhan’a göre bu tanı, akıl hastalıklarının iyileştirilebilir olarak görülmediğini gösteriyor; çünkü gerileme durumunda şizofreniye sahip olmak, aklı başında olduğunuz anlamına gelmiyor. Kimse iyileşmiş bir kanser hastasını kusurlu olarak görmezken, tek bir “çeşitli sesler duyma” şikayeti bile bir hastanın hayatı boyunca üzerine yapışacak bir etikete sahip olmasına sebep olabiliyor.
Rosenhan’ın ortaya koyduğu deneyin ilk sonuçları, psikiyatri camiasında büyük tartışmalara sebep oluyor.
2016-07-02_16-37-13
Öyle ki, ülke genelindeki klinikler deneyin sonuçlarına ateş püskürüyor ve kendilerinin diğer hastaneler gibi bu tarz hataları asla yapmayacaklarını söylüyorlar. Hatta bir hastane yönetimi, David Rosenhan ile iletişime geçerek meydan okuyor ve hastanelerine önceden haber vermeksizin yalancı hastalar göndermesini istiyor.
2016-07-02_16-39-19
İddiaları, ilk deneydeki durumun kendi hastanelerinde asla yaşanmayacağı, hastanenin doktor ekibinin bu yalancı hastaları gerçeklerinden ayıracağı yönünde.
Rosenhan, bu meydan okumayla karışık teklifi kabul ediyor.
Rosenhan’ın bu teklifi kabul etmesi üzerine, üç aylık süreç içinde hastane ekibi, hastaneye başvuran 193 hastanın 41’inin yalancı hasta olduğunu düşünüyor; ayrıca 42 kişiden de şüphe duyuyor. Hatta bu 41 hastanın 19’unun akıl sağlığının yerinde olduğu konusunda en az bir psikiyatrist ve bir hastane personeli daha görüş birliğine varıyorlar.
Sıkı durun, çünkü Rosenhan psikiyatri dünyasını bu ikinci çalışmayla iyice rezil rüsva ediyor. Şöyle ki, kendisi bu üç aylık süreçte aslında hastaneye bir tane bile yalancı hasta göndermiyor.
Bu ikinci araştırmadan sonra psikiyatri dünyası Rosenhan karşısında teslim bayrağını çeker.
30247
Konuyla ilgili “Psikiyatri kliniklerinde, akıl sağlığı yerinde olanla olmayanı ayıramadığımız apaçık ortada” diyen Rosenhan, “İkiden fazla psikiyatri uzmanının normal zannedip sahte hasta olarak nitelendirdiği 19 kişi gerçekte normal miydi, yoksa akıl hastası mıydı? Bana kalırsa bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz” diye ekliyor.
   
Deneylerle ilgili bir çarpıcı durum daha var.
Öyle ki, ilk çalışmada hasta olduğu teşhisiyle hastaneye yatırılan 8 kişilik grubu, o an hastanede bulunan gerçek hastaların bir kısmı sahte hasta olarak görüyor.
Tam olarak detay vermek gerekirse, o sırada kliniklerde yatan 118 gerçek hastadan 35’i, bu 8 kişilik grubun bazı üyelerine “Sen deli olamazsın, herhalde hastaneyi teftişe gelen bir gazeteci ya da profesörsün” der, kalan hastalar da bu kişilerin önceden hasta olup şimdi düzeldiğine inanır.
Hastane görevlileri ise, onların birer “sahte hasta” olduğunu hiçbir zaman anlamaz.
Sonuç olarak bu muhteşem deney, psikiyatri dünyasında deprem etkisi yaratmayı başardı.
eda6990568afa7347a95dcc5b69ac81c
Ülke genelinde onlarca kliniği ve yüzlerce psikiyatrı çaresiz bırakan Rosenhan’ın çalışmaları sonucunda Amerikan Psikiyatri Birliği, Akıl Hastalıklarının Tanı ve İstatistik El Kitabı adlı rehberini değiştirdi.
headline
Ayrıca Rosenhan’ın araştırmaları, akıl hastanelerinde reformun ve hastanelerde tutulan kişilerin taburcu edilebileceği fikrinin yaygınlaşmasına katkı sağladı. 
Bilim böyle aykırı bilim insanları sayesinde büyük adımlar atıyor.

İnsan Vücudunda Yeni Bir organ Keşfedildi!

B_027285201616_062803_00

İNSAN VÜCUDUNDA YENİ BİR ORGAN BULUNDU

Varlığını yeni fark ettiğimiz kalp, akciğer, böbrek, beyin veya dalak gibi bir “organımız” var.

Bu yeni organın diğerlerinden en önemli farkı anne karnında iken bu organa ait tek bir hücre bile bulunmaması ve dünyaya geldikten sonra gelişmeye başlaması.

Bu, öyle ufak tefek bir organ da değil; onlarca trilyon hücreden oluşuyor, ağırlığı da 2 kilogramı buluyor.

Bu yeni organın adı “bağırsak mikrobiyotası”.

Bağırsak mikrobiyotası nedir?

İnsan vücudunda 100 trilyon hücre bulunduğu tahmin ediliyor; bundan 10 misli fazla miktarda mikrop da vücudun deri, ağız, vajina, bağırsaklar gibi çeşitli bölgelerinde yerleşmiş bulunuyor.

Bu mikroplar bulundukları yerlere göre daha önce o bölgenin “florası” olarak adlandırılırdı; flora yerine artık “mikrobiyota” tabiri kullanılıyor.

“Bağırsak mikrobiyotası” dendiği zaman bağırsaklarımızda yaşayan tüm mikropları anlıyoruz.

Bağırsak mikrobiyotasında en azından 1.000 farklı türden bakteri ve bunlara ait 3 milyondan fazla gen (insan genlerinden 150 misli fazla) bulunuyor ve bunların ağırlığı 2 kilogramı buluyor.

Bağırsak mikrobiyotası bir organ olarak kabul ediliyor

Bağırsak mikrobiyotasının vücudun çeşitli fonksiyonlarının yerine getirilmesindeki vazifeleri sebebiyle ayrı bir “organ” olarak kabul ediliyor.

Bu, dünyaya geldiğimizde sahip olmadığımız bir organdır.

Bebek anne karnında steril bir ortamda gelişir ve ilk mikropları dünyaya gelirken annenin doğum kanalından, vajinasından, derisinden, memesinden ve soluduğu havadan alır.

Bağırsak mikrobiyotasının, dünyaya gelişinin üçüncü gününde bebeğin beslenme şekline göre değiştiği tespit edilmiştir: Anne sütü emen bebeklerin bağırsak mikrobiyotasına “bifidobakteriler” hâkim olur.

Üç yaşına gelindiğinde bağırsak mikrobiyotası artık belirlenmiş ve erişkinlerinkine benzer bir hâle gelmiştir; mikrobiyota bundan sonra daha yavaş bir değişim gösterir ve bu ömür boyu sürer.

Bağırsak mikrobiyotasının önemli vazifelerinden bazıları

Mide ve ince bağırsaklar tarafından sindirilemeyen besinlerin sindirimine yardım eder.

B ve K vitaminlerinin yapımını sağlar.

Bağırsaklarda hastalık yapabilecek bakterilerin yerleşmesine mani olur.

Bağışıklık sisteminin önemli bir elemanıdır; bir bariyer vazifesi görür.

Kanserden damar sertliğine, obeziteden diyabete ve alerjilere kadar sayısız hastalığın ortaya çıkmasında rolü vardır.

Bağırsak mikrobiyotası kimlik kartı gibi

İnsanların bağırsak mikrobiyotasının üçte biri insanların çoğunda aynıdır, üçte ikisi ise insandan insana çevreye ve diyete göre farklılık gösterir.

Bağırsak mikrobiyotası, tıpkı parmak izi veya retina gibi kişilere özgü bir kimlik kartı olarak da görülebilir.

Bağırsaklarda yaşayan 1000 farklı bakteri türünden 150-170’ i baskın bakteriler olarak bulunur.

Bağırsak mikrobiyotası, diyette bulunan ögelere geçici veya sürekli olarak alışkanlık kazanır: Japonlar günlük diyetlerinin bir parçası olan deniz yosununu deniz bakterilerinden edindikleri mikropların enzimleri sayesinde hazmederler.

Bağırsak mikrobiyotası değişikliklere uyum sağlayabilirse de dengesi bazı özel durumlarda bozulabilir; buna “disbiyosiz” denir.

Disbiyozis, fonksiyonel ve enflamatuar bağırsak hastalıkları, alerjiler, obezite ve diyabet ile ilişkilendirilir.

Prebiyotik ve probiyotiklerin bağırsak mikrobiyotasına müspet etkileri vardır.

Faydalı mikroplar için besin vazifesi gören prebiyotikler, bu mikropların üremeleri ve aktivitelerini artırarak bağırsak mikrobiyotasının fonksiyonlarının daha iyi olmasını sağlarlar.

Yoğurt, kefir gibi fermente yiyeceklerde bulunan probiyotikler de bağırsak mikrobiyotasının dengesini, bütünlüğünü ve çeşitliliğini sürdürmesini sağlarlar.

Gelelim neticeye

Bağırsak mikrobiyotası varlığını yeni keşfettiğimiz, hastalıklardan uzak yaşayabilmemiz için çok önemli olan bir organımız.

Kanser, kalp krizi, astım, obezite, hipertansiyon, depresyon bağırsak mikrobiyotası ile ilişkilendirilen hastalıklardan sadece bazıları.

“Geç bulduğumuz” bu organımızı “çabuk kaybetmemek” için ona gözümüz gibi bakmamız gerekiyor.

Yeni organımıza “sayın” ön adının eklenmesini yani “sayın bağırsak mikrobiyotası” denmesini teklif ediyorum.

O, bunu çoktan hak ediyor.

Yazan: Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta

Kaynak

https://ultratedaviler.wordpress.com/2014/11/27/insan-vucudunda-yeni-bir-organ-bulundu/

[ Resveratrol ] ile genç kalmaya ne dersiniz?

resveratrol

Resveratrol, yaşlanmayı yavaşlatma ve yaşlanmaya bağlı gelişen (bunama) Alzheimer’in önlenmesinde yararlı olabilir.

“Resveratrol, trans-resveratrol başta kırmızı üzüm olmak üzere pekçok farklı bitkide varolan doğal bir fitoaleksindir. Fitoaleksinler, bitkilerde UV ışını, hasar ve infeksiyonlara karşı gelişen ikincil yapılardır.

Resveratrol, bitkilerde özellikle kırmızı üzümde, yer fıstığında ve ananasta yüksek konsantrasyonda bulunmaktadır. Resveratrol, siyah üzümün soğuk hava koşulları, mantar enfeksiyonları gibi etkenlere bağlı olarak kendini korumak için ürettiği bir maddedir.” [Vikipedi]

Resveratrol sanırım, son yılların en popüler, en dikkati çekici bitkisel kaynaklı maddelerinden biri. Bilimsel yayın tarama motorlarında yaptığım incelemede, resveratrol üzerinde şimdiye kadar yayımlanmış 5850 bilimsel çalışma tespit mevcut. Bu gerçekten müthiş bir sayı, sadece 2009 yılında 999 ve 2010 yılının ilk altı ayında ise 491 çalışma yapılmış.

100 Bin Yıldan Beri Beklenen Bir Keşif

Resveratrolün ilk tespiti, Fransız mutfağının son derece yüksek miktarda doymuş yağ, kolesterol içerikli beslenmesi ve yoğun sigara tüketimine rağmen özellikle Bordeaux bölgesinde yaşayan kesiminde, kalp hastalıklarının yok denecek kadar az görülmesinin bilim adamları tarafından “Fransız paradoksu” olarak değerlendirilmesiyle başlamıştır. Bordeaux bölgesinin rutubetli havasında yetişen “cabernet sauvignon” cinsi üzümlerin kabuğunda oluşan küf mantarına karşı kabukta oluşan resveratrol adlı antioksidan maddenin, yüksek kalorili ve yüksek yağ oranlı yiyecekler tüketildiği halde, kalp hastalıklarına karşı koruyucu rolü olduğu yönünde sonuçlar elde edilmiştir. Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesinden, David A. Sinclair, bu buluşu “100 bin yıldan beri beklenen bir keşif” olarak nitelendirmiştir.[4][5][6]

Peki, resveratrolü bu kadar önemli kılan nedir?

Resveratrol, fenolik yapıda bir bileşik ve kuvvetli antioksidan etkisi var. Bu nedenle, kalp ve damar işlevlerinin desteklenmesinde, nörodejeneratif ve iltihaplı hastalıkların ve çeşitli kanserlerin önlenmesi ve tedavisinde yardımcı olarak öneriliyor. Ancak, tüm diğer antioksidanlarla olduğu gibi, deneysel koşullarda (in vitro) elde edilen sonuçlara dayanarak yapılan bu sağlık önerilerinin insanlara uygulandığında ne derecede sağlanabileceğine ilişkin klinik çalışma sayısı oldukça az. Bu bakımdan tüm antioksidan etkili bileşiklerin vücutta ne derecede emildiği, metabolitlerinin ne derecede etkili olduğunun klinik olarak araştırılması gerekiyor.

TEK DOZ BİLE ETKİLİ

Resveratrolün en dikkati çekici etkilerinden biri de beyin üzerindeki etkileri. Deney hayvanları üzerinde yürütülen çalışmalar da resveratrolün sinirleri koruyucu ve beyin işlevleri üzerinde etkili olabileceğini ortaya koyuyor.

 

beyin_sagligi

İnsanlarda Ne Derecede Etkili Olabilir?

Yeni yayımlanan bir çalışmada insan gönüllülerde beyin damarlarındaki kan akımı hızı ve zihinsel algılama yeteneklerindeki etkileri incelenmiş. Bilimsel ölçekte (çift körlü, plasebo kontrollü, çapraz döngülü) bu klinik çalışmada 22 sağlıklı genç gönüllü kullanılmış. Ayrılan gruplardan birine tek seferde 250, diğer gruba 500 miligram resveratrol tablet verilirken üçüncü gruba boş ilaç verilmiş. İlaç uygulanmasından 45 dakika ve 90 dakika sonra yapılan değerlendirmelerde, artan resveratrol miktarına bağlı olarak beyin damarlarındaki kan akımının hızlandığı gözlenmiş. Günümüzde ortalama insan ömrünün uzamasına bağlı olarak, özellikle yaşlanma sürecinde en önemli sağlık riskleri arasında gösterilen Alzheimer hastalığı, bunama, inme gibi hastalıkların gelişimin önlenmesi bakımından resveratrol ile elde edilen bu klinik bulgular büyük önem taşıyor. Sadece tek bir dozunun bile beyin damarlarında sağladığı bu etki, resveratrolün programlı olarak daha uzun sürelerde kullanılması ile çok daha belirginleşecektir.

 

KIRMIZI ÜZÜMDE YÜKSEK ORANDA VAR

Resveratrol, bazı bitkilerde yaralanma ya da mantar enfeksiyonu sonucu bitkiyi korumak üzere oluşan bir fitoalleksin olduğu için işlem görmemiş bitkide miktarı çok düşüktür. Mesela, üzümde en yüksek oranda üzümün kabuğunda az miktarda ise üzüm çekirdeği, kökü, yaprağı ve üzüm sapında bulunmaktadır. Kırmızı şaraplar, özellikle ülkemizde yetişen bazı tipleri resveratrol içeriği bakımından zengindir. Beyaz şaraplarda ise çok düşük orandadır. Bunun başlıca nedeni, beyaz şarabın üzüm çekirdeği ve kabuğu içermeyen üzüm suyunun fermentasyonu ile elde edilmiş olması. Kırmızı şarabın kuvvetli antioksidan etkisi sadece resveratrole bağlanamaz, şarabın fermentasyonu esnasında üzüm meyvelerinde bulunan antioksidan etkili diğer polifenolik içeriklerin de (flavonoller, prosiyanidinler vd.) ortama geçmesi ile antioksidan etkisi artmaktadır. Şüphesiz, şarabın taşıdığı alkolün vücuttaki olumsuz etkileri göz önüne alındığında resveratrolün etkilerinden yararlanmak için kırmızı şarap içmek pek akılcı görünmüyor.

 

grape_21_

Başka hangi kaynaklarda var?

Resveratrolün etkisi daha yüksek olan tipi trans-izomeri, kırmızı şaraptan başka yerfıstığında bulunuyor. Piyasada tablet halinde pazarlanan resveratrol ise Uzakdoğu ülkelerinde yetişen bir madımak türü olan Polygonum cuspidatum köklerinden elde edilmektedir, ancak bu bitkiden elde edilen resveratrol trans ve cis izomerlerini karışım halinde taşımaktadır.

 

12

Sonuç olarak, vücuda yeterli miktarda resveratrol sağlanabilmesi için kırmızı şarap içilmesi ya da yerfıstığı yenilmesi pek akılcı seçenekler olarak görünmüyor; şaraptaki alkolün ve yerfıstığı yağının verdiği enerjiye bağlı olarak ortaya çıkan şişmanlama riski göz ardı edilemez. Bu nedenle, kanımca en uygun seçenek resveratrol taşıyan tablet ya da kapsül formülasyonlarının bir doktor kontrolünde kullanılması.

Resveratrol, trans-resveratrol (trans-3,5,4’-trihydroxystilbene) başta üzüm olmak üzere pek çok farklı bitkide varolan doğal bir fitoaleksindir (3, 4, 5). Fitoaleksinler, bitkilerde UV ışını, hasar ve infeksiyonlara karşı gelişen ikincil yapılardır.[1][2][3]

Resveratrol, bitkilerde özellikle kırmızı üzümde, yer fıstığında ve ananasta yüksek konsantrasyonda bulunmaktadır. Resveratrol, siyah üzümün soğuk hava koşulları, mantar enfeksiyonları gibi etkenlere bağlı olarak kendini korumak için ürettiği bir maddedir.[2][4]

 

uzum-cekirdegi-619x400

  • Üzüm kabuğunda bulunan resveratrolün güçlü antioksidan özelliği E vitamininden 50 kat, C vitamininden ise 30 kat daha fazladır.
  • Diğer tüm fenolik bileşikler gibi, antioksidan aktivitesi olduğu düşünülür. Bu sayede, reaktif oksijen türevleri temizlenir, DNA hasarına engel olunur ve hücre membranına lipid peroksidasyonu önlenir.
  • Anti-aging etkilidir; yaşlanmayı yavaşlatıcı hatta yaşam süresini uzatıcı etkisi olduğu düşünülmektedir. Bu etkiyi, insülin sensitivitesini arttırması, sirtuin geninin (SIRT[1][7])enzimatik aktivitesini arttırıcı etkisi, ayrıca mitokondri sayısını arttırıcı etkisi ve antioksidan etkisi ile gerçekleştirmektedir.
  • İnflamasyon karşıtı etkisi ile doku hasarı ve hücresel proliferasyonu baskılar. Cild yapısını korur.
  • Karaciğerden lipoprotein üretimi ve sekresyonunu baskılayıcı etkisi saptanmıştır. Kan yağlarını düşürücü etkisi saptanmıştır. Karaciğer hücre kültürü çalışmalarında, kırmızı üzümün hepatik LDL reseptör aktivitesini ve HMG-CoA redüktaz aktivitesini arttırdığı da saptanmıştır.
  • Anti-aterojenik (damar sertliğini önleyici) etkinin; artmış metabolik hız, antioksidan etkinlik, azalmış lipid peroksidasyonu sonucu olabileceği düşünülmektedir.
  • Vücut ağırlığının düzenlenmesine yardımcı olur.
  • Bir polifenol olan resveratrolün, vasküler tonus düzenleyici ve anti-platelet etkileri saptanmıştır.
  • Söz konusu etkileri ile resveratrolün yüksek vücut ağırlığının düzenlenmesi, kardiyovasküler, serebrovasküler hastalık, diyabet ve kanserle bağlantılı süreçlerde etkili olması söz konusudur.[1][8]

resveratrol_graphics1

Beslenme  ve diyet uzmanı İPEK AĞACA ÖZGER Resveratrol hakkında ne diyor?

 

Kaynaklar

  1. ^ a b c P. Aribal Kocaturk, G. Ozelci Kavas and D. Iren Buyukkagnici. “Pretreatment Effect Of Resveratrol On Streptozotocin-Induced Diabetes”, Biol. Trace Elem. Res., 118(3): 244-249. (2007).
  2. ^ a b P. Aribal Kocaturk and G. Ozelci Kavas. “Resveratrol effects on streptozotcin-induced diabetes”. Trace Elem Electrolytes 24 (2), 112-116 (2007)
  3. ^ G. Ozelci Kavas, P. Aribal Kocaturk and D. Iren Büyükkagnici. “Resveratrol: Is There Any Effect On Healthy Subject?”. Biol. Trace Elem. Res.,118(3): 250-254 (2007).
  4. ^ a b 1. J A. Baur et al., “Resveratrol improves health and survival of mice on a high-calorie diet”, Nature 444, 337-342 (2006).
  5. ^ S. Pal, et al., “Red Wine Polyphenolics Increase LDL Receptor Expression and Activity and Suppress the Secretion of ApoB100 from Human HepG2 Cells”, J. Nutr. 133,700-706 (2003).
  6. ^ B. Olas, et al., “Protective effects of resveratrol against oxidative/nitrative modifications of plasma proteins and lipids exposed to peroxynitrite”, J. Nutr. Biochem. 17, 96-102 (2006).
  7. ^ C. Plin, et al., “Resveratrol protects against cold ischemia-warm reoxygenation – induced damages to mitochondria and cells in rat liver”, European J. Phismacol. 528, 162-168 (2005).
  8. ^ A.R. Martin, et al., “Resveratrol, apolyphenol found in grapes, suppresses oxidative damage and stimulates apoptosis during early colonic inflammation in rats”, Biochem. Pharmacol. 67, 1399-1410 (2004).

antiaging-6

ÜYE OL!

Giriş Yap
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.