Pygmalion Etkisi ile Başarıyı Yakalamak

Bir şeyi çok isterseniz gerçekleşebileceğini inanıyor musunuz?

Bu yazımızda, motive olmanız, kendinize ve yaptığınız işe olan inancınıza ışık tutması için Pygmalion Etkisi teorisinden bahsedeceğiz:

Pygmalion Etkisi, ismini Yunan mitolojisinde heykeltıraş Pygmalion’dan almıştır.

Pygmalion, bir kadın heykeli yapmış ve adını Galatea koymuştur. Efsaneye göre bu heykel, onun kafasındaki ideal kadının somutlaştırılmış halidir. Pygmalion yaptığı bu heykele aşık olur, onun gerçek bir kadın olması için tanrılara hep dua eder. Bunu o kadar içten ister ki , en sonunda Afrodit, onu duyar ve Galatae’ye hayat verir. Aşkına kavuşmuş olan Pygmalion Galatae ile birlikte bir daha onları hiç kimsenin göremeyeceği ve sonsuza kadar mutlu olacakları bir yere giderler.

Bu efsaneye göre, bir şeyi gerçekten isterseniz gerçekleşme ihtimali çok yüksektir. Buna Pygmalion Etkisi (kendini gerçekleştiren kehanet) denir.

Bu konuyla ilgili 1965’te Psikolog Robert Rosenthal ve okul müdürü Lenore Jacobson bir çalışma yapmıştır: Okuldaki her sınıftan rastgele eşit sayıda öğrenci alınarak iki grup oluşturulmuştur. Rosenthal,  bir gruptaki öğrencilerin diğerlerinden belirgin bir farkları olmadığı halde ileri zekalı olduğunu ve yüksek potansiyele sahip olduklarını söyler. Bir yılın sonunda bu zeki gruptaki öğrencilerin daha yüksek akademik performans sergiledikleri, hatta IQ puanlarının da 4 puan arttığı görülmüştür. Rosenthal, öğretmenlerin bu öğrencilerden daha yüksek performans bekledikleri için öğrencilerle kurduğu iletişimin daha farklı olduğu, bu olumlu beklentinin öğrencilerin benlik kavramı üzerinde etkisi olduğunu ve kavrama becerilerini geliştirmiş olabileceğini söylemektedir. Buna göre bir çocuğa çok başarılı olacağını belli ederseniz, başarılı olur. Böylece kehanet gerçekleşmiş olur.

Buradan anlayacağımız üzere, duygu ve düşüncelerimiz, hayattan beklentilerimiz hayatımızı etkileyebilir, davranışlarımızı yönlendirebilir. Sabah güne mutlu ve enerjik başlarsanız ve gününüzün güzel geçeceğine inanırsanız, gün boyu bu enerjiniz etrafınıza da yansır ve her şeyin olumlu tarafını görmeye başlarsınız ve gününüz gerçekten güzel geçer. Bunun tam tersi de olabilir: olmasından çok korktuğunuz bir şey, başınıza gelebilir. “Sakınılan göze çöp batar.” atasözü de bunu anlatmaktadır. Arkadaşlarınıza çok değer veriyorsanız ancak onların size yeterince değer vermediğini düşünüyorsanız onlara hep şüpheci yaklaşır, olumsuz bir enerji oluşturursunuz ve bu arkadaşlarınızın gözünde değerinizin gerçekten azalmasına sebep olabilir.

Kendinizi motive etmek ya da motivasyonunuzu kendi elinizle yok etmek… Başınıza güzel şeylerin gelmesi ya da hep olumsuzu kendinize çekmek… Bunlar sizin elinizde. Başarılı olacağınıza gerçekten inanırsanız ve başarılı olmak için elinizden geleni yaparsanız gerçekten başarılı olursunuz. Ne yaparsanız yapın başarısız olacağınıza kendinizi inandırırsanız çabalamaktan da vazgeçer ve gerçekten başarısız olursunuz.

Kişinin kendisine duyduğu güven sürekli olarak artıp azalabilir ve bu kendini gerçekleştiren kehanet haline gelir. Kişi ne kadar başarılı olursa, başarı beklentisi o kadar yüksek olur ve bu şekilde başarı, başarı beklentisini izler. Başarabileceğine inanan kişi başarmak için hareket eder. İki şekilde de inanç kendini doğrular hale gelir. Bu etki Wallenda Faktörü olarak da bilinmektedir. Karl Wallenda adında bir ip cambazı senelerce başarılı gösteriler yaptıktan sonra ipten düşerek hayatını kaybetmiştir. Ölümünden sonra eşi tarafından yapılan açıklamaya göre Karl Wallenda’nın, düşmeden önceki üç ay boyunca tek düşüncesinin ipte yürümek yerine ipten düşmek olduğu ortaya çıkmıştır. Tüm enerjisini ipte yürümek yerine ipten düşmemek üzerine yoğunlaştırmıştır. Sonuç olarak, başarısızlıktan korkulduğunda tüm düşünce, enerji aslında bu noktaya yoğunlaştığından başarıya ulaşmak zorlaşmakta, belki de imkansız hale gelmektedir.

Karşımıza çıkan ne olursa olsun, endişe ve korkularımızı belirleyip, saptadıktan sonra kendimizi bunların esiri olmayacak bir şekilde motive edecek; kaybetme kelimesini aklımıza bile getirmeyecek ve olumlu bir yaklaşım ile çalışarak istediğimiz sonuçları elde edeceğiz. Ancak yine de süreç sonunda ortaya çıkan netice istek ve arzularımızın aksine gelişmişse de bunu da olgunlukla karşılayıp, alacağımız dersleri alıp yolumuza devam edeceğiz. Gerekirse çok üzüleceğiz ama “hayat devam ediyor” deyip yürümeye devam edeceğiz.

 

Beklenti etkisi de denilen Pygmalion etkisini aklınızdan çıkarmayın. Beklentileriniz hep olumlu yönde olsun. Hayal ve Hedeflerinizi bir kağıda yazıp her gün görebileceğiniz bir yere koyun. Hatta bir Hayal Panosu yapmanız bu etkiyi daha da kuvvetlendirecektir. Böylece ne istediğinizi bilip, motive olabilirsiniz ve bir bakmışsınız birer birer gerçekleşiyorlar…

Zehirli Müzik 440hz

Müzikten zehirlenebilir miyiz?

 

 

Son zamanlarda sevginin titreşimini temsil ettiği söylenen 528 Hz frekansında müzik dinlemek revaçta. Bu kadar mı peki? Hayır. Dahası var. 174 Hz ile Topraklama, 396 Hz ile Bırakma, 639 Hz ile Bir Olma, 741 Hz ile Sezgilerin Güçlenmesi, 852 Hz ile koşulsuz Sevgi gibi başka frekanslar da var.Peki, 528 Hz içimize huzur verip,bizi iyileştirme gücüne, diğer frekanslar da kendi çaplarında pek çok etkiye sahipken, neden şu anda dinlediğimiz tüm müzikler 440 Hz frekansına ayarlı?

Buna kim ne zaman karar vermiş ve müzik nasıl olmuş da tekelleşmiş? Dinlediğimiz müziklerin altında hiçbir zaman komplo teorisi arama ihtiyacı duymayan bizler, “müzik ruhun gıdasıdır” diyerek ne kadar zamandır zehirleniyoruz dersiniz?

Haydaaa… Yediklerimiz, içtiklerimiz, aşılar maşılar derken bir müzik eksikti değil mi?

Günümüz psikopatolojisi, siyasi yozlaşma, genetik bozulma ve kültürel yozlaşmayla geleneksel değerlerin kayboluşunun ve hastalıkların artmasının altında yatan müzikal gerçeği öğrenmeye hazır mısınız?.

Her şey “Standard Tuning” dediğimiz müziğin A=440 Hz’e sabitlenmesi ile başladı. Bunu yapan ise müziği askeri anlamda ticarileştiren Rockefeller Grubu.

 

Müzik endüstrisinin bu standart frekans ile tekelleşmesi, kitleleri sürü psikolojisi altında tutmanın, insanları asabiyete, kedere sürüklemenin, psikososyal kışkırtmalara açık hale getirmenin zeminini hazırlamış ve bunlar sonucunda artan hastalık oranları ve mali krizler sayesinde de Gruba üye ticari şirketlerin kâr elde etmesinin etkili yollarından biri olmuştur.

Alternatif müzik frekansı olan A=444 Hz (C=528 Hz) ise bastırıldı. Bastırılan bu frekans, yani “iyi titreşimler” ise her türlü hastalığı ve stresi iyileştirebilecek güçtedir. Ama ne yazık ki önce sansürlenmiş, daha sonra ise standartlar değiştirilerek unutturulmaya çalışılmıştır.Titreşimler tüm hayatımızı etkiler. Özellikle de hücrelerimiz iyileşmek ve yenilenmek için düzenli titreşim halinde olmak durumundadır. Titreşimlerin gücüyle “karanlık” ya da “aydınlık” tarafa geçmek mümkündür. Suya güzel şeyler söyleyince moleküllerinin güzelleştiğini hepimiz biliyoruz. Bedenlerimizin %80’ine yakını sudan ibarettir ve su, süper-iletken sıvı kristal bir yapıya sahiptir. Günümüzde modern müziği kafa şişirici ve saldırgan bulan pek çok kişi var. Pek çoğumuz duygusal olarak bu tarz müziklerden olumsuz etkileniyoruz. Standart Anglo-Amerikan müzik aletleri ve sesleri ise kitlesel histeri yaratmak üzerine akortlanmaya devam ediyor.

Tarih boyunca savaş çıkaran, inanılmaz kârlar elde eden ve nüfusu kontrol altında tutmaya çalışan güçler mevcut oldu. 1770’de Rothschild, İlluminati planlarını başlattı.

 

Amacı bankalar aracılığıyla yaratılan bir network ağı ile kendisi ve yandaşları tarafından yönetilecek küresel bir dünya sistemi kurmaktı.

Öyle bir güç ki tüm uluslararası kurumsal şirketleri ve hatta hükümetleri yönetecekti. Bu sayede Amerikan hazinesi başta olmak üzere dünyanın sayılı ülkelerini avuçlarının içine aldılar.Işık ve ses, üretilebilen ve ölçülebilen matematiksel frekans değerlerine sahiptir.  Şimdi komplo teorilerine kulak asacak olursak, bu mutlak güç,biyoenerjetik yolla, belli frekans ayarları ve elektromanyetik manipülasyonlarla “bilincimizi” kontrol altına alırken biyolojimizi, psikolojimizi ve davranışlarımızı değiştiriyor.

Askeri Müzik

1913’te Rothschild, Amerika’daki üçüncü en büyük bankasını kurdu (Federal Reserve Bank).  Ona Rockefeller ve J.P. Morgan yardım etti. Bu ikisinin tüm yatırımları 1865’den bu yana Rothschild tarafından finanse edildi. 1. Ve 2. Dünya Savaşları sırasında banka kartelleri inanılmaz kârlar elde ettiler. 1914’te Alman Rothschild Bankası, Alman hükümetine, İngiliz Rothschild Bankası İngiliz hükümetine ve Fransız Rothschild ise Fransızlara para yardımı yaptı (borç verdi).   Bunlara Almanya’da Woff, İngiltere’de Reuters ve Fransa’da Havas destek verdi. 1. ve 2. Dünya Savaşları arasında müzik frekansları üzerine bilimsel araştırmalar yapıldı. Rothschild ve Rockefeller çalışması ve Amerikan Donanması işbirliği ile “savaş-çıkaran” frekanslar üzerinde çalışıldı. Amaç kitleleri kontrol altında tutmak ve psikopatoloji, duygusal çöküş ve kitlesel histeri yaratmaktı.

Akustik enerji araştırmacıları, ses mühendisleri ve drama uzmanları ile akademik olarak çalışmalar başlatıldı. Aynı tarihlerde fabrikalarda ses düzenleri kurularak çalışanların duygusal motivasyon kazanması ve fabrikadaki aletlerin seslerinden etkilenmemeleri sağlanıyordu.2. Dünya Savaşı sırasında ise Savunma Bakanlığı işbirliği ile havadan yapılan operasyonlarda bu ses frekansları etkili şekilde kullanılmaya başlandı. Buna radyolar da dâhil oldu.Daha sonra ise haritanın batısında standart müzik ayarı A=440Hz’e sabitlendi.İlk çalışmalar Elvis ve İngiliz grup British Invaders ile başladı. Bunu Beatles takip etti. Beatles’in bir konseri İsrail’de iptal edildi, sebebi ise “kitlesel histeri yaratması, cinsel istekleri tetiklemesi ve saldırganlığı tırmandırması” olarak belirtildi. Bunda Mossad’ın İngiliz Kraliyet ailesini yakın takibe alması önemli rol oynadı. 1938’de Rockefeller Grubu İngiliz-Amerikan radyosu ve televizyon kartelleri kurarak Nazi hareketiyle Yahudi düşmanlığı başlattılar. 1957’de Kanada’da ergen yaştakileri saldırganlaştıran müzik yayınları yapılmaya başlandı ve çok etkili oldu. Elvis’in menejeri Amerikan Ordusuna hizmet eden bir Albaydı ve Avrupa göçmeniydi.

1.Dünya savaşı sırasında Rockefeller tarafından yönetilen askeri radyolar devreye girdi ve bütün ekipmanlar seferber edilerek radyo tekeli kuruldu. Radyodan savaş esnasında gönderilen komutlar hiç son bulmadı.  Amerikan Donanması, General Electric işbirliği ile 1919’da kendi ulusal radyosunu kurarak bu tekele alternatif oluşturdu ve bugünkü Amerikan Radyosunu (RCA) doğurdu.  Askeri tabanlı kartelde RCA, AT&T, General Electric, Westinghouse gibi şirketler yer aldı. Bu oluşum enerji endüstrisi, biyoenerji ve elektro-genetik ve soyaçekim üzerinde faşist bir baskı kurdu. Daha sonra Ulusal Yayıncılık (NBC) ve AT&T ile radyo, televizyon ve telefon zinciri tekelleşti.1938’de frekanslar standarda sabitlenmeden önce, mekanik olarak dinleyicilerin duygularını kontrol altına almaya yönelik araştırmalar başladı. Bu sayede kitlelere ticari ilgi alanları önceden dayatılabilecekti. Bu araştırmalar derhal kitlelerin ikna edilmesi için kullanılmaya başlandı.Aynı sistem eğitim için de kullanılmaya başlandı: “Programlanabilir Zihin Setleri”. NBC ve CBS arasındaki ticari çekişme halkın üzerinde türlü deneysel çalışmalar yapılmasına neden oldu. Kendi taraflarına daha fazla takipçi çekebilmek uğruna halk üzerinde çeşitli ses efektleri kullanılarak psiko-galvanometre denemeleri yapıldı.  Bu ölçümlere göre de halkın nasıl yönlendirileceği tayin edildi.

A=440 Hz

Sahnedeki, televizyondaki ve radyodaki elektronik ses yeterince akıcı değildi. 1910’da A=440Hz standardı Amerika’da sınırlı başarıya imza attı. Avrupa’da ise sıfıra yakın… Müzik endüstrisi de işin içine dahil edilmeliydi. Bu yüzden çalışmalar başlatıldı. İlk olarak İngiliz Standartları Enstitüsü A=440Hz’i kabul etti. Bunda Rockefeller-Nazi konsorsiyumu etkili oldu. O sıralarda İngiltere-Almanya savaşı çıkmak üzereydi.A=440Hz, petrokimya ve ilaç devleri tarafından finanse edilerek  2. Dünya Savaşında kullanıldı. Hitler’in Almanyası Polonya’yı işgal ederek savaşı başlattı. Tüm dünyadaki müzisyenlerin başkaldırmasına karşın bu standart Nazi propagandalarıyla Hitler karşıtı tüm ülkelerde kafadan kabul edildi.Yapılan tüm araştırmalar A=440Hz’in insanların kalp ve kuyruk sokumu arasındaki enerji merkezleriyle (çakralar) uyumsuz olduğunu gösterdi. Tersine kalp üzerindeki çakraların ise uyarıldığı gözlendi. Teorik olarak, titreşimler egoları ve sol beyni tetikliyordu. Ancak sağ beyne özgü duygusal ve sevgisel zihni baskılıyor ve yaratıcılığı köreltiyordu. 3.Göz denen çakranın kapanmasıyla da insanoğlu farkındalığını hiçbir alanda kullanamaz hale gelecekti.

Metafiziksel olarak, A=440 Hz ile A=444 Hz arasındaki interval, müzik âleminde “Şeytanın İntervali” olarak kabul edildi. Bunun nedeni ise ahenkten uzak, iğrenç denilebilecek bir tınının bu iki notanın aynı anda çalınması ile ortaya çıkması idi.Bundan önceki müzik çalışmalarında yer alan A=444 Hz’in ise doğayla ve insanla daha uyum içinde olduğu gözlemlendi. Eğer insanoğlu spiritüel olarak bastırılırsa, A=444 Hz’in (C=528 Hz) müziksel tınısı dini olarak kabul edilmezdi, öyle de oldu. Bu kiliselerin de işine gelmiş oldu.Günümüzde ise pek çok aklı başında ve duyarlı müzisyen akortlarını ve dijital ayarlarını 444 Hz’e göre yapmaya başladı. Ancak bunların sayısı az miktarda iken, başta Madonna olmak üzere pek çok ünlü, standart tınılarla, nakaratlarla ve özel olarak imal edilmiş parça sözleriyle gençliği programlanabilir insanlar haline getirmektedir. Müzik biyoenerjetik olarak titreşimlerinizi ele geçirerek, bilinçaltınızda hâkimiyet kurarak, vücut kimyasını, psikonörolojiyi ve insan sağlığını denetim altına alabilir.

Son zamanlarda tekrar 444 Hz’e dönüş ile daha mükemmel dinletisi olan tınılar elde edilmeye başlandı ve bu tınıların sevgiyi artırdığı, en saf haliyle sevgiyi oluşturduğu, iyileştirme özelliği olduğu ve genetik açıdan onarıcı olduğu tespit edildi. Ancak çalışmaların pek çoğu halen güven uyandırıcı değil. Pek çok tını da melodik olmaktan uzak olup gürültülü bir yapıda.Haritanın sağ tarafında uygulanan şifa tonlamaları (Çigong, şamanik vb çalışmalar) A= 444Hz yani C=528Hz frekansında, en saf ve katıksız titreşimleri yarattığı için, kişi tüm stresinden arınmakta, hücreleri şifa ve sevgiyle dolarak hastalıklara veda etmektedir. Her organa ait özel ses tonlamaları, o organa ait hücrelerin titreşimini artırarak iyileşmesini sağlamaktadır. Tüm enerji çalışmalarında titreşimler esas kabul edilerek hücrelerin mükemmel titreşimlere kavuşması ve blokajların kalkması hedeflenir. Yüksek titreşimlere çıkabilen kişilerin bazı olağanüstü yetenekleri de ortaya çıkabilir, yaratıcılığı artar, astral seyahat yapabilir, telepatik güçleri ortaya çıkar, dünya ötesi varlıklarla iletişime dahi geçebilir.

Organik müzik ruhun gıdasıdır.

 

 

 

 

Tek’in seyrine dair tohumlar…[Ruh Bilimi]

Tek’in Seyrine dair ipuçları

Bir zerreden gelip gelişiyor, bilinçleniyor, öğreniyor, gelişiyoruz..Hepsi onun seyri, biz hiçliğe doğru yol alanlarız, O’nun deneyimlerinin parıltılarıyız. Seyreyliyor kendini bi senden, bi benden…

 

 

 

İblis Hakkında herşey!

İBLİS (ŞEYTAN) HAKKINDA HERŞEY

İBLİS HAKKINDA RİVAYETLER:
İblisin soyunu üretmesi ve kendinden şeytan soyunu oluşturması hakkında 2 rivayet vardır. Birincisi kendini aşılayarak (ilkah yoluyla); diğeride cin soyundan bir eş edinerek (eşi şeytane) onun yumurtlamasından şeytan soyunu oluşturmuştur.

İblisin arşı denizin üzerindedir. Şeytanları oradan gönderir ve yönetir. Onlarda insanları Allah yolundan çıkarmaya çalışırlar. Şeytanın en önem verdiği şey; insanların aile düzenini bozup, eşleri birbirinden ayırmaya çalışmasıdır. Şeytanın en sevdiği, Allah’ın en kızdığı şey; erkeğin erkekle, kadının kadınla ilişkiye girmesidir. Şeytan yer yüzüne inince

İşim ne olacak dedi = Senin işin sihirdir.
Ne okuyacağım dedi = Şiir
Yemeğim nedir dedi = Her mundar et ve Allah’ın ismi üzerine anılmamış herşey
Yurdum = Hamam
Meclisim = Çarşı ve pazar
Müezzinim = Zurna
Ezanım = Çalgı
Avım ve Tuzağım = Kadınlar
Peygamberim = Kahinler
Sözüm = Gıybet ve yalan
Kitabım = Vücuda yaptırılan dövme

BUYRULDU..

 

Şeytanın kühlü ve yalayışı vardır. İnsana kühl sürdüğünde insanın gözleri ağırlaşır. İnsanı yaladığında dili kötü söyler. Şeytanın kaşığı ve sürmedanlığı vardır. Kaşığı yalan, sürmedanlığı zikir anında uykudur. Şeytan insanları; cimrilik, hiddet ve sarhoşlukla sapıttırır. Kişi zenginde olsa şeytan ona mallarını az gösterir, başkalarının malına göz diktirir, onu cimriliğe alıştırır. Kişi hiddetlenip, öfkeye kapılınca, şeytan onu çocuk oynatır gibi oynatır. Kişi Sarhoş olunca şeytan onu kolayca isyana çeker. Öfke anında şeytan insanın sırtını yere getirir. İnsana sonradan pişman olacağı şeyleri yaptırır.

Şeytan, İnsanı yenmek için; sakin olduğu zaman kalbine otururum. Kızdığı zaman uçup kafasına konarım der. Öfke şeytandandır, şeytanın silahıdır. Öfke anında insan euzu besmele çekerse, abdest alırsa öfkesi geçer. Şeytanın arzusu öfkelenmiş kişiye sonradan pişmanlık duyacağı sözü söyletmek, davranışta bulundurmaktır. Cemaat ve mescidden ayrılmayan kişi şeytandan uzak olur. Şeytan ölüm anında müslümana bir şey yapamadığında, onu imanından çeviremediğinde çok şiddetli ağlar.

Şeytan insanın her işinde hazır bulunur. O yüzden bir işe başlanılacağı vakit euzubesmele ile (Allah’a sığınarak ve Allah’ın ismini anarak)başlanılmalıdır. Bu sayede şeytan uzaklaştırılır. Bir işte acelede şeytandandır. Namazdayken şeytan namaz kılanın yanına gelir. Kişinin namazdan ayrılmaması onu kızdırır. Abdest bozuldu hissini vermek için kişinin dübürüne üfler. Bu durumda yellenme olmadıkca, ses duyulmadıkca namaz bozulmaz. Namazda uyuklamak ve aksırmak şeytandandır.

Şeytan insana 3 yönden yakalar.

1)İnsan öfkelendiği zaman(şeytanın gözleri,insanın gözlerinde;vesveseside insanın kalbinde olur)
2)İnsan savaşacağı zaman(Savaş anında insanın yanına gelerek;senin malın, mülkün ve ailen var, vazgeç savaştan diyerek iğva verir)
3)İnsan mahremi olmayan kadınla baş başa kaldığı zaman(şeytan araya girer yapacağını yapar)

İnsan 3 şeyden sakınmalıdır

1)Sadaka verirken beklemekten(sadaka vereceksen hemen ver. Çünkü biraz bekledinmi şeytan, insanı sadaka vermekten caydırır)
2)Allah’a verdiğin sözü geciktirmekten (Allah’a verdiğin sözü mutlaka yerine getir. Çünkü şeytan hemen gelir, aklına girer ve verdiğin söze muhalefet ettirir.)
3)Yabancı(mahremin olmayan)kadınla baş başa kalma(Çünkü şeytan seni saptırır)

Çok yemek yemekte şeytandandır. Çok yemek yiyen kişiye ağırlık çöker ve uyku ağır basar. Böylelikle insanı bazı ibadetleri yapmasından alıkoyar. Şeytanın insanlar arasında en çok sevdiği cimri mümindir. En nefret ettiği ise cömert fasıktır. Çünkü mümin cimriliğiyle şeytana yapacak iş bırakmamıştır. O zaten kendine cimriliğiyle yapacağını yapmıştır. Fakat cömert olan fasık insanı Allah cömertliğinden dolayı affeder diye korkar.

Şeytan dünya ile beraberdir. Mal ve servet sevdasıyla insanı yanıltır. Nefsin arzularını insana hoş ve güzel gösterir. İnsanı şehvete yönlendirince de peşini bırakmaz.

İnsan yaratıldığı zaman, kendine yararlı şeyleri elde edebilmesi için şehvet verilmiştir.

Kendine yapılan saldırıları önleye bilmesi içinde öfke verilmiştir.
Akılda bir terbiyeci gibi yararlı olanı alması, zararlı olanı bırakması için verilmiştir.

Şeytanda sırf insanı saptırmak, yoldan çıkarmak ve lüzumsuz işler yaptırmak için yaratılmıştır.

Rivayetlere göre:
Allah’ın düşmanı iblis kuyruğunu kıçına sokarak 7 yumurta yumurtlamıştır. Bu 7 yumurtadan insanları saptıracak 7 şeytan meydana gelmiştir.

Birincisi Medhes dir. Bozuk arzulara saptırmak için alimlerle uğraşır.
İkincisi Hadis tir.Allah’ı unutturmak ve namazda esnetmek, etrafa baktırmak, uyku getirmek için; namaz kılanlara müvekkildir.
Üçüncüsü Zelniyun dur.Sokaklarda görevlidir. Sokak ve pazarlarda olanlarla uğraşır. Onlara tartarken eksik tartmayı, hile yapmayı, satarken malını övüp methetmeyi emreder.
Dördüncüsü Beter dir.Belaya yakalanmış kimse ile görevlendirilmiştir. İnsana beddua etmeyi güzel gösterir. Bu musibetten elde edilecek sevabı yok etmeye çalışır.
Beşincisi Menşut tur.Yalan haber veren, söz taşıyan, gambazlık yapan kimselerle görevlidir. İnsanı günaha sokmak için böyle şeyleri yapması için emreder.
Altıncısı Vasim dir. Erkek ve kadınların şehvetleriyle uğraşır. Zina ve livata yapmaları için uğraşır.
Yedincisi Eur dur. Hırsızlık işleriyle görevlidir. İnsana hırsızlık yaptırmak için uğraşır.
İblisin (kabkab) adında bir şeytanı vardır. Onu insanların başına bela kılar.
Abdest alırken vesvese veren şeytanın adı velehan dır.
Namaz kılarken vesvese veren şeytanın adı hanzeb dir.
Musubet ve felaket anlarında; insanları ağlatmak, feryat ettirmek, elbiselerini yırtırmak, yüzlerini ve dizlerini dövdürmek için görevli sabr adında şeytan vardır.
İnsanlara zina yaptırmakla görevli şeytanın adı aver dir.
İnsanlara yalan söylettirmekle görevli şeytanın adı mes’ut tur.
Kişi ile eve giren ,ev halkına karşı, ailesine karşı kişiyi kışkırtan; lüzumsuz yere hücum ettirip evde huzursuzluk çıkartmakla görevli şeytanın adı dasim dir.
Çarşı ve pazarlarda insanlara musallat olan, bayrağını çarşıya diken şeytan da zilenbur dur.

Şeytanın insanı aldattığı ve vesvese verdiği hususlar:

1)Küfür,Allah ve Resulüne asi(karşı )gelme ve şirk mertebesi
2)Bidat mertebesi (Bidatın zararı dinedir.Bidat şeytanın arayıp ta bulamadığı şeydir. Çünkü günah dan tövbe edilip, dönülür.Ama bidattan dönülünmez)
3)Büyük günahlar
4)Küçük günahlar
5)Sevab ve ikabı olmayan uğraşılar
6)Faziletli amelden az faziletlisine sevk etmeye çalışmak

Şeytan insanı saptırmak için 10 kapı açar ve oralardan yaklaşarak saptırır.

1)Kibir kapısı
2)Gösteriş ve insanların övgüsü kapısı
3)Haset kapısı
4)Hırs ve kötü zan kapısı
5)Rahatlık ve bolluk isteği kapısından
6)Hayat ve uzun emel kapısından
7)Tamah kapısından
8)Cimrilik kapısından
9)Kendine ve yaptığı iyiliklere güvenme kapısı
10)Din kardeşlerini hafife alma, küçümseme ve onlara saygısızlık kapısı

İblisin annesi Bikr’dir. Babası da İkr’dir. İblisi geçen günler ihtiyarlatır, fakat sonra yine 30 yaşına gelir. Şeytan, Besmele çekilmeyen sofraya oturur ve yemek yiyenlerle birlikte oda yer. Şeytan sol eliyle yer ve içer. Kırmızı rengin şeytanın ziyneti olduğu söylenir. Her insanın bir şeytanı vardır. O şeytan, insanı sürekli Allah yolundan alıkoymaya çalışır.

Şeytan yaptığı 5 davranış yüzünden huzurdan kovulup, lanetlendi.

1)Günahını kabul etmedi
2)Pişmanlık duymadı
3)Tövbe etmedi
4)Kendini isyan ettiren nefsini kınamadı
5)Allah’dan umudunu kesti

Şeytanı; kibri ve gururu mahvetmiştir. İblis; Adem’e A.S. verilen üstünlüğü kabul etmeyerek, kendine emredileni yapmamış ve Allah’a isyan etmiştir. İblis kendini üstün görerek, kibirlenmiş ve büyüklük taslamaya kalkışmıştır. Böylece lanetlenmiş ve ebedi cehennemde kalmayı haketmiştir. İblis tövbe etmeyip; insanlığa ve Allah’a hasım olmayı tercih etmiştir.

Bir rivayete göre Şeytanın boynuzları vardır. Güneş; bir şeytanın iki boynuzu arasında doğar ve bir şeytanın iki boynuzu arasında batar. Siyah köpeğinde şeytan olduğu söylenir. Ramazan ayında şeytanlar ve cinlerin azgın olanları zincire vurularak bağlanır.

Şeytan, insanın damarlarında kanın dolaştığı gibi dolaşır. Çocuğun doğarken ağlaması; şeytanın çocuğa dürtmesi ve dokunmasından olduğu söylenir. Gece insan uyuyunca şeytan; insanın başı arkasına 3 düğüm bağlar. O kişi uyanıp Allah’ı anarsa bir düğüm çözülür. Abdest alırsa bir düğüm daha çözülür. Kalkıp namaz kılarsa tüm düğümler çözülür ve sabaha huzurlu ve neşeli olur. Fakat yatıp uyur ve hiçbir şey yapmazsa, sabaha gönlü kirli ve uyuşuk bir şekilde olur. Kötü rüyada şeytandandır. İnsan esnediğinde, eliyle ağzını kapatmadığında şeytan girer. Kişi uykudan uyandığında burnunu temizlemesi tavsiye edilir. Çünkü şeytanın o sırada insanın genzinde olduğu rivayet edilir.

İnsan namaza durduğunda şeytan gelir ve namazı karıştırır. O kişi kaç rekat namaz kıldığını unutur ve namazda dünya işlerini düşünmeye başlar. Bu durumda insan oturur vaziyette iki kere secde etmelidir veya sol yanına dönüp 3 defa euzu besmele çekmelidir.

Unutma ve unutkanlıkta şeytandandır. İnsanın kalbi iyi olursa bedende iyi olur. Bozuk olursa bütün bedende bozulur. Çarşı ve pazarlar şeytanın savaş yeridir. Şeytan yalamayı sever. Yemekten sonra eller ve ağız yıkanmalıdır. Gece kapılar kilitlenmeli ve yemeklerin üzerleri kapatılmalıdır. Üstünde yatılmayan ve üzeri açık olan, örtülü olmayan yatakta şeytan yatar. Kişinin bir kısmının güneşte, bir kısmının gölgede kalacak şekilde oturması şeytan oturuşu diye adlandırılır. Bunun nedeni şeytanın istırahat ettiği yerin gölge ile güneş arası oluşudur. İnsanın ölüm anında şeytan; o kişinin daha önce ölmüş ana-babası veya akrabaları kılığında görünerek imanlı ölmesini engellemeye çalışır. Aldatamadığında çok şiddetli feryat edip,ağlar.

İlk kıyas yapan şeytandır. Kendini Adem A.S.ile kıyaslamıştır. İlk şarkı söyleyende şeytandır. İblis 4 defa çığlık atmıştır.

1)Lanetlendiği zaman
2)Huzurdan kovulup, yer yüzüne indiği zaman
3)Hz. Muhammed S.A.V.peygamber olduğu zaman
4)Fatiha suresi nazil olduğu zaman

Şeytan zengini 3 şeyle kandırır.

1)Zengine israf yolunu açar.(böylece zengin malını yerinde harcayamaz)
2)Daha çok mal için kalbini arzuyla doldurur.(böylece hakkı olmayan yollardan mal kazanmaya çalışır)
3)Zengine malını güzel gösterir(böylece zengin malının hakkını vermez)
Şeytan insanı fakir olmakla korkutur. İnsana cimriliği ve sadaka vermemeyi telkin eder.

Namaz vakti gelince iblis, şeytanları dağıtır ve namazlarında insanları meşgul etmelerini ister. Şeytan gelir ve namaz vaktini geçirmesi için, insanı meşgul edecek yollara sevk eder. Bu olmazsa namazını karıştırmaya çalışır ve dualarında eksik yapması için insanı meşgul eder.

İblis; insan kendini beğendiği zaman, amelini çok bulduğu zaman ve günahını unuttuğu zaman, insana galip gelir.

Acele iş de şeytandandır. Bir işe acele etmek ve acele kılınan namazda şeytanın vesvesesi sonucudur. Şeytan; insan ve cinlerden de bazı kimseleri kullanarak diğer insanların üzerine yollar. Bunlar fitne ve vesveselerle yanıltıp, kışkırttığı insanlardır. Bunlara insan ve cin şeytanları denilir. İnsanın kalbinde, Allah inancı sadece sözde kalmışsa veya Allah’a inancı yoksa artık o insan şeytandan farksızdır. Böyle bir insan şeytanın kuklası ve onun yardımcısı olma yoluna girmiştir. Bu insanlar toplumda şeytanın vazifelerini görmeye ve insanları Allah yolundan saptırmaya başlarlar. Toplumda; fitne, fesatlık, zulum ve maddi hırs gibi kötülükler onların yardımlarıyla artar ve çoğalır.

İçki, kumar ve falcılık şeytanın pis işlerindendir. Bu sayede şeytan(içki, kumar ve falcılıkla) insanlar arasındaki ilişkileri bozar ve kin, düşmanlık üretir.

Faiz dinimizce haramdır. Çalışmadan, emek harcanmadan kazanılan paranın hayrı olmayacağı gibi, faizle kazanç sağlayan kişinin kazancında da hayır ve bereket olmaz. Çok kazanıyor gibi görünsede bir zaman sonra tüm kazancı ve elindekiler kaybolur gider. Şeytan faizi insanlara hoş gösterir. Değişik isimler altında faizi mübah göstermeye çalışır.

Kişi evine girerken besmele ile girerse ve yemekte de besmele çekerse; iblis yanındaki şeytanlara; size burada kalıp, gecelemek ve yiyip, içmek yokdur der.

Kişi evine girerken besmele çeker, fakat yemek yerken çekmezse; iblis yanındaki şeytanlara; yemeğe kavuştunuz ama burada kalmanız ve gecelemeniz mümkün değildir der.

Kişi eve girerken ve yemek yerken besmele çekmezse; iblis yanındaki şeytanlara ; yemeğe de, burada kalıp, yatmaya da yetiştiniz der.
Şeytanın yemesi ve içmesi konusunda; gerçekten yeme içme olur diyenlerin yanında, bunun koku ve koklayarak yaptığını rivayet edenlerde vardır. Her iki durumda da sofradan bereket kalkacağı gibi, eksilmede olur.

Şeytan insanın her yaptığına ve her ibadetine müdahelede bulunur. İman kalesi olan kalbi bozarsa, insana sahip olur ve insanı istediği gibi yönetir ve kullanır.

Şeytan, insanı kandırmak için her yola başvurur. Bunlardan bazısı; yalan söylemesi ve bolca yemin etmesidir. Şeytanın insan üzerinde zorla yaptırım gücü yoktur. İnsanın şüphe içinde kalmasını sağlar.

Şeytan riyakardır. İnsanın; kendini beğenme, beğendirme, başkalarının güvenini ve rızasını kazanmak için iş yapma ile ibadetleri menfaate dayalı görüntü vermeye çalışmada şeytanın işidir.

Şeytan edebiyat ve felsefe yapar. İnsanı küfür ve dalalet gibi yanlış yollara sürüklemek için edebi sözleri ve felsefe yorumlarını kullanır.
Şeytan vesvese yoluyla verdiği umut ve telkinlerle günah ve kötülükleri süsleyip, insana güzel gösterir.

Şeytan insanın düşmanı ve kötü bir arkadaşıdır. Kafirlerinde dostudur.
İnkarcılar ve onlara yardım edenler,insanı saptırmaya yönelik çalışmalar yapanlar, şeytanın emeline hizmet edenler (böyleleri) şeytanın yardakçılarıdır.

Şeytan Kur’an dan uzak duranlarında dostudur. Kur’an’a uyan kurtulur, uymayan şaşırıp, hüsrana uğrar. Kur’an insanlara doğruyu gösteren en iyi rehberdir. Kur’an’ı okumak, anlamak, anladığını yapmak ve yaşamak görevimizdir.

Şeytana yaklaşan Allah’dan uzaklaşır. Şeytan insanı her yönden görür ve aldatmaya çalışır. İnsana zayıf olduğu yönden, noktadan yaklaşır ve buradan sokularak kandırmayı hedef alır. İnsan uyanık olur ve açık vermezse şeytan insana bir şey yapamaz.

Şeytan zaaflarına düşkün olan kişileri, telkin ve vesveseleriyle kötülüğe sevk eder. İnsan günah ve haramdan uzak durursa şeytanın aldatmaları sonuçsuz kalır.

Şeytan insanın vücuduna girer, damarlarına,beynine kalbine nüfuz eder. İnsanı saptırmaya ve hastalıklara sebep olur.

Şeytan daha çok; kendini beğenen, kusursuz sanan kişilere, münafıklara, inkarcılara, dindarlarla alay edenlere, günaha girmede sakınca görmeyenlere, haram yiyen ve haram işleyenlere, şeytandan Allah’a sığınmayanlara, şeytandan medet ve yardım umanlara, kahin, büyücü, medyum ve falcılara, yalan, iftira ve isyan halinde olanlara, Allah’dan başka varlıklara tapanlara, Allah’ı unutanlara, ihlas ve samimiyetten uzak, yoksun olanlara, Allah ve Resulüne düşman olanlara gelir. Onları bulundukları durumda kalmaları için iknaya çalışır. Ölünceye kadar bu kişilerin peşini bırakmaz. Onların Allah’a yönelmelerini engellemeye çalışır.

Şeytan ayrıca inanan ve iman sahibi dindar kişilerle de uğraşır. Hatta inanç sahibi kişilere daha çok önem verir. Çünkü diğerlerini aldatmak onun için kolaydır, onlar Allah’ı unutmuşlardır. Onlarla istediği gibi oynar, istediği yöne sevk eder. Fakat iman sahibi olanları dinden soğutmak ve şüphe içerisinde bırakmak zordur. Bunun için tüm gücüyle çalışır. Onları saptırmak içinde çeşitli yollar dener. Kimini şeyh yarışmasına, kimini peygamberlik iddiasına, kimini paraya pula, üne, kimini baş olmaya, kimini makam mevki sevdasına, kimini ibadette üstünlük yarışına, kimine diğer insanları hor gösterip, kendini büyük görmeye, kimini dünya sevdasına sevk etmeye, dünyaya müptela etmeye, kimini dinden soğutup, nefret etmesini sağlamaya uğraşır.

Şeytanın en çok korktuğu; euzu besmele ve arif insanların kalblerinde ki marifet nurudur. İnsan arifler derecesine çıkıncaya kadar ( takva sahiplerinin Allah’a sığınmaları gibi ) euzu besmele ile Allah’a sığınmaları gerekir. O dereceye çıktıktan sonra kalbteki nur şeytanın tesirini ortadan kaldırır.

Şeytanın aldatmasına kapılmamak ve tuzağına düşmemek içinde Kelime-i Tevhid ve Allah’ı anmak gerekir.

Şeytan azaba sebeptir. İnsan La ilahe illallah derse ve Allah’ın emir ve yasaklarına riayet ederse, şeytan onun yanına yaklaşamaz. Kişi şeytandan uzak olabilmek için; takva üzere bulunmalı, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmalı ,euzu besmele ve kelime-i tevhidden uzak olmamalıdır.

Şeytan, kıyamet günü, firavun,karun ve haman’la beraber ebedi cehennemde azap içinde kalacaktır.

Adamın biri, iblisi gördüğünde; ne yapmam lağzım ki senin gibi olayım der. Şeytan şaşırır ve benim gibi olmak istiyorsan; namazı bırak, yalanda olsa, doğruda olsa her sözünde yemin et der.

Şeytanla mücadele kalb ve imanla olur. Kazanırsan; ebedi cennette kalmakla ve Allah’ın C.C. Cemali ile mükafatlandırılırsın. İnsan ölünceye kadar nefis ve şeytanla mücadele etmek durumundadır.

Kalbe iki şey gelir. Kalbe bir melek tarafından olup; daima iyiliği ve Hakk ı kabul etmeyi ihtar eden düşünceler. Diğeri şeytan tarafından olup; daima kötülüğü ve Hakk ı yalanlamayı bildiren, iyilikten ve iyi işlerden men eden düşünceler gelir. Şeytan insan kalbine sürekli vesvese verir. Kalbe gelen düşünceler 6 çeşittir.

1)Akıldan gelen düşünceler
2)Ruh dan gelen düşünceler
3)Melekten gelen düşünceler
4)Şeytandan gelen düşünceler
5)Nefsden gelen düşünceler
6)Yakın-i gelen düşünceler ( bu düşünceler Allah tarafından evliya içinde secilmiş kullarına gelir.)

KARI-KOCA ARASINI AÇMAK ŞEYTANIN İŞİDİR.

Şeytanın en sevdiği ve en önem verdiği şey karı koca arasını açıp aile düzenini bozmaktır. Fitnesi en büyük olan kişi, şeytana daha yakın olur. Eşler arasında ayrılma sebebi günümüzde maddi imkansızlıklara dayandırılsa da bunun altında şeytanın vesvesesi vardır. Eşler arasında ayrılma sebepleri sihir yüzünden birbirlerini kötü görmeleri, ahlaki yönden kötü görmeleri ve bağlanmaları şeklinde de olabilir. Fakat her geçimsizlik, büyü ve sihirle olmayacağı gibi mutlaka şeytanın fitnesi ve vesvesesiyle meydana gelir. Bağlanmak sihrin bir bölümüdür. Bağlamayı yapan büyücü bunu şeytanın ve cinlerin yardımıyla yapar. Bu çok çeşitli yöntemlerle olur. Sihir ve büyü sebebi ile şeytan insana musallat olup, şeytan beyni etkiler. Bu sayede insanın beyin sinirlerinde karışıklığa yol açar. Cinsel münasebet olmaz. Diğer bir yöntem; cinler kadının cinsel organının işlevini önler, ilişki gerçekleşmez. Kişi normalde kuvveti olduğu halde karısına yaklaştığında o imkanı bulamaz. Yada karşısındakini çok çirkin görür, bunu eşleri ayırmak için görevlendirilen cin yapar. O eşler arasında çirkinlik ve nefret hislerini meydana getirir. Çiftler arasındaki ilişkide bu sayede ortadan kalkar. Bazen kadına yapılır, kadın kasılır ayakları açılmaz. Bazen de ilişki sırasında acı hissi duyar. Eş acı çekmeye başlayınca ilişkiye girmekten kaçınır. Çoğu zamanda uyku hasıl olur. Kişi gözünü açamaz hale gelir. Ya bir tarafta, yada iki tarafta da isteksizlik ve umursamazlık başlar. İlişki akla gelecek en son şey olur. Bazen de eşler cinsel münasebetten bir şey anlamazlar, hissetmezler bile. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. O yüzden eşler sevgi ve saygıda birbirlerine karşı kusur etmemeli, itaatkar olmalı, ilgi ve alakayı kesmemelidir. Aralarında çıkan sorunları konuşarak çözmeli, neden nasıl sorularını yöneltmeli ve çözümü birlikte aramalılardır. Sorun tıbbi ise doktora, psikolojik ise psikologa veya konusunda uzman hekime, sihir ve büyüdense onu da bu konularda deneyimli kişilerden yardım almakla aralarındaki sorunları çözmelilerdir. Başkasının ve başkalarının dedikoduları ve sözleriyle hareket etmek yerine, karşılıklı güvene dayalı bir aile kurup, işin aslını bilerek, öğrenerek davranılmalıdır. Çünkü eşler arasında ayrılıkların bir kısmı da dedikodu ve filanca şunu dedi, şöyle söyledi tartışmalarıdır. Bir diğer nedende şiddet ve geçimsizliktir. Öfke; şeytanın insanlar üzerinde uyguladığı silahlardan biridir.

Eşler arasındaki ilgisizlikte şeytandandır. Şeytan, kişiyi başka yönlere sevk eder, ona meşguliyet bulur. Ön yargıda asla bulunulmamalıdır. Bir soruna anlayışla yaklaşılmalı, gerçeği araştırılmalıdır.

Sevgi ve saygıyı eşler her davranışlarında göstermeli, sözlerine dikkat etmeli ve hakaretten uzak durmalılardır. Her ailede sorunlar olur. Sorunlar taraflar yatıştıktan sonra, bir daha olmaması için aralarında konuşarak hal yoluna sokmalılardır.

Eşler arasında ayrılma nedenlerinin biride; kişinin kendisini eşinden üstün görmesi ve kibirdendir. Para, kültür, beceri vb. şeyler bakımından eşlerden biri kendini diğerinden üstün görerek ona kötü davranışlar sergiler ve bunu sürekli öne sürer. Karşı tarafın hayatını çekilmez hale getirir. O yüzden eşler, kibirlenip aralarında üstünlük yarışına girmek yerine, bu durumu paylaşmalı ve birlikte faydalanmalıdırlar.

KARI-KOCA ARASINDAKİ SİHİRLER 4 ŞEKİLDE OLUR.

1)Eşler birbirlerini çok çirkin görürler, birbirlerinin yüzlerini dahi görmek istemezler. Ayrıyken veya yanında değilken büyük bir hasretlik çekerler. Bir araya geldiklerinde kedi-köpek gibi olurlar
2)Muhabbet, sevgi saygı ortadan kalkar. En güzel sözler bile çiftlere kötü gelir. Aralarında konuşma ve sohbet kalkar. İlgi ve alakaları başka şeylere yönelir. Birbirlerinden haberleri yokmuş gibi davranırlar. Televizyon, kitap vb. şeylere dalıp eşlerini unuturlar. Birbirlerine karşı ilgisiz tavırlar sergilerler.
3)Erkek bağlanır(bağlanmaktan maksat cinsel organın işlevini yerine getirememesidir.)
4)Kadın bağlanır (tıbbi ve psikolojik rahatsızlıklar haricinde sihir ve büyü sonucu bağlı olması)

ŞEYTANIN DÜŞMANLARI:

1)Çok sadaka veren müslüman
2)Tövbesinde sabit kalan tövbekarlar
3)Adil idareciler
4)Dürüst ve doğru sözlü tütcarlar
5)Nasihat eden müslüman
6)Allah’dan korkan alimler
7)Mütevazi zengin
8)Gece namazı kılan müminler
9)Daima abdestli olan müminler
10)Daima Kur’an okuyan hafızlar
11)Merhametli müminler
12)Haramdan sakınan müminler
13)Güzel huylu müminler
14)İnsanlara faydalı olan müminler

ŞEYTANIN DOSTLARI

1)Namaza tembel olan ve ağır davrananlar
2)Hile yapan, aldatan tüccarlar
3)Zekata engel olan kişiler
4)Yetim malı yiyenler
5)Zina yapanlar
6)Uzun emeli olan insanlar
7)Şarkı söyleyen kadınlar
8)Zalim idareciler
9)Kibirli zengin
10)İçki içen kişiler


İNSANLIĞIN DÜŞMANI ŞEYTAN VE HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER

EZZ: Şeytanın, kafirleri tahrik ederek, İslam’a ve Müslümanlara karşı kötülük düşünmesini sağlaması ve bu düşüncelerini uygulamalarına zemin hazırlamasıdır.
Mesela; Müslümanların canlarını, kutsallarını, mallarını, ırzlarını kendilerine mübah görmelerini sağlayarak, Müslümanlara karşı her türlü vahşiliği, kötülüğü onlara hoş göstermek.

HEMZ: Şeytanın, insanı saralı yaparak ona musallat olması halidir. Bu şeytanın veya kötü cinni nin insanın bedenine girmesiyle kişide meydana gelen sara durumu olarak ta açıklanabilir.

HUDUR: Evde şeytanları ve kötü cinleri çeken, bereketi ve melekleri uzaklaştıran şeyleri yapmak. Mesela; resim, heykel, içki gibi şeyleri bulundurmak; içki içmek, zina yapmak, kadınlı erkekli partiler düzenlemek, şeriat dışı davranışlarda bulunmak.

İSTİHVA: Şeytanın insanı ayartmasıdır. Bu da şeytanın, nefislerde heva ve arzulara yönelmesi ile olur.

İSTİMTA: İnsanın ve cinnilerin birbirlerinden yararlanması ve birbirlerini kullanmasıdır. Bunu genelde büyücüler ve sihirle uğraşanlar yapar.

MESS: Cinninin, insanda hakimiyet ve egemenlik kurmasıdır. Bu insanın bedenine girerek olur. Mesela; cinninin kadının rahmine girerek onunla ilişkiye girmesi, insanın göğsüne, başına, midesine girerek orada yaşaması.

NEFH: Şeytanın, insanı gururlandırması, diğer varlıklara karşı insanın büyüklenmesi ve üstün görmesini sağlamasıdır.

NEFS: İnsanda kötü duygular uyandıran, arzuları arttıran, pis ve kötü içerikli şiir, şarkı ve edebi sözlerdir. Bunlar iyi duyguları ve hisleri ortadan kaldırır.

NEZĞ: Şeytandan, insanı; şüpheye, inanç boşluğuna, fesada ve kötülüğe düşüren bir vesvese türüdür.

TAİF: Şeytanın, insan aklında kötü bir şeyin yapma düşüncesi oluşturması veya ibadet esnasında unutkanlık meydana getirmesidir.

TENEZZÜL: Şeytanın, insanlara dinlerini ve dini öğretilerini unutturarak; insanı küfre ve sapıklıklara yöneltmesidir.

VESVESE: Şeytanın, kötü cin ve insanların; boş şeyleri güzel ve sevimli göstermesi, kötülükleri ve günahları iyi göstermesi ve insanı şüpheye götürmesi biçiminde olur.

SARA: Sara 2 türlü olur.
1)Vücut sıvılarının ve maddenin sebep olduğu sara
2)Şeytan ve kötü cinnilerin insanda meydana getirdikleri sara
İnsan beyni, elektrik benzeri bir enerjiden yaratılmış, güçlü bir manyetik alanı olan bir organdır. Bu nedenle manyetik alan üreten bir faaliyet, bir başka manyetik alanı etkiler. Elektriksel bir faaliyet içinde bulunan beyindeki sinir hücreleri, bu faaliyetleri sırasında bir manyetik alan oluştururlar. Manyetik alan oluşturan bu hücrelere, manyetik alan üreten cinni veya şeytanların zuhur etmesiyle beyin etkilenir ve bu etkilenmenin boyutuna göre çeşitli sara (epilepsi) hastalıkları oluşur.
Kötü cinnilerin insanda meydana getirdiği bazı hastalıklar; durgunluk, cinsel iktidarsızlık, felç, sara, böbrek, beyin ve karaciğer hastalıklarıdır.

ŞEYTANIN İNSANI SAPTIRMASI VE HİLELERİ:

1)İnsanlara yalan söyletmek ve yalan yere yemin ettirmek
2)Gıybet ve koğuculuk yaptırmak
3)Talak üzere yemin ettirmek (Talak üzere yemin edilirse erkeğe hanımı haram olur, çocukları da zina çocukları olur.)
4)Namazı ertelettirmek ve namazda insanı saptırmaya çalışmak
a)Henüz vakit var, sora kılarsın vesvesesini vererek namazı vaktinde kıldırmamak
b)Namazda acele ettirerek, çabuk çabuk kıldırmak
c)Namazda sağa, sola bak vesvesesini vererek; namazın sevabından alıkoymak
d)Namazda İmamdan önce rüku ve secdeye vardırıp; İmamdan önce rüku ve
secdeden kaldırmak
e)Namazda parmakları çıtlattırmak (kişi namazda parmak çıtlatarak şeytanı tesbih
etmiş olur)
f)Namazda kişinin burnuna üfleyerek esnemesini sağlatmak (esnemesi sırasında kişi,
eliyle ağzını kapatmazsa; şeytan onun içine girer ve dünya hırsını, dünya bağlarını
çoğaltır.
g)Kişiye Namazı bırakması için vesvese verir. (şuan işin var, meşgulsün, sen daha
gençsin, ihtiyarlayınca kılarsın, sen hastasın iyileşince veya işin bitince kılarsın,
vb. diyerek namazdan alıkoyar)
ğ)Namazda uyuklama ve aksırma meydana getirmek
h)Namazda insanın aklına dünya işlerini getirmek, gözünün önüne resimler getirerek
namazı bozmaya çalışmak
ı)Namazda, sen edebi yaramaz iş yaptın, vb. diyerek; kişinin namazda huzurunu
bozmaya çalışmak
i)Namazda abdestin bozuldu vesvesesini vererek namazı yarım bıraktırmak
5)Faiz yedirmek ve faiz yemeyi mübah göstermek
6)Cuma Namazını terk ettirmek
7)Zina ettirmek
8)Sarhoş edici şeyler içilmesini sağlamak (kişinin içki ve uyuşturucu maddeler
içmesini sağlamak ve buna bahanelerle zemin hazırlamak)
9)Kişinin hırsızlık yapmasını sağlamak
10)Sihirbazlık ve büyücülük yaptırmak
11)Erkeğe karısını boşattırmak (aile arasında huzuru bozarak, eşleri ayırmak)
12)Kişinin öfkelenmesini ve hiddetlenmesini sağlamak (böylece kişiye sonradan
pişmanlık duyacağı davranışları yaptırır ve sözleri söyletir)
13)Hırs ve kin tohumlarını kişinin kalbine yerleştirmek
14)İnsanın yapacağı her işi aceleye getirtmek
15)Cimriliği hoş gösterip, kişinin sadaka ve zekat vermesini engellemeye çalışmak
16)Kişinin çok yemek yemesini sağlamak (çok yemek yenildiğinde kişi rahatsızlanır,
kişiye ağırlık çöker ve uyku hasıl olur)
17)İnsanın ibadetlerini yerine getirmekten alıkoymak
18)Mal ve servet sevdasıyla insanı aldatmak.
19)Kişinin arzularını hoş ve güzel göstererek şehvetini arttırmak
20)İnsanı lüzumsuz işlere yöneltmek (bu sayede kişiyi ibadetten alıkoyar)
21)Kişinin Allah’a verdiği sözü ve adağı yerine getirmesinde Onu geciktirir ve zamanla
unutturur. (bu nedenle Allah’a verilen söz ve adak hemen yerine getirilmelidir)
22)İnsanın yapacağı her işte şeytan hazır bulunarak ortak olur.( bu nedenle her işe
Euzu Besmele ile başlanılmalıdır.)
23)Ölüm anında insanın İmansız gitmesi için uğraşmak
24)İnsanın kötü söz söylemesini ve küfür etmesini sağlamak ( kötü sözü ve küfürü hoş
göstererek, sonradan pişman olacağı sözü söyletmeye çalışmak)
25)Kişiyi cemaat ve mescid den alıkoymaya çalışmak
26)İnsanları; gösterişe, methedilmeye ve övülmeye sevk etmek
27)Günah ve haramları hoş göstererek; insanın günah işlemesini ve haram olan
davranışları yapmasını sağlamak
28)Kişiye sürekli vesvese vererek, şüpheye düşürmek ve huzurunu bozmak
29)İnsanlarda baş olma isteğini ön plana çıkarmak ve makam, mevki arzusunu ve
hırsını ortaya çıkartmak
30)İnsanlarda dünya ve mal sevgisini arttırmak
31)İnsanların hased etmesini sağlamak
32)İnsanların kibirlenmesini sağlamak
33)İnsanın içine kıskançlık tohumları ekerek kötü yollara sevketmek
34)İnsanların rahatlık, bolluk ve uzun emel isteklerini arttırmak
35)İnsanların kötü zan ve iftirada bulunmalarını sağlamak
36)İnsanlara yalan söylettirmek ve yalan yere yemin etmelerini sağlamak
37)Kişinin başkalarını küçük görmesini ve onlara saygısızlık yapmasını sağlamak
38)Kadına vesvese vererek açılmasını sağlamak
39)Makam, mevki ve mal sahibi kişilerin gurur ve kibirlerini arttırarak, toplumda sınıf
ayrımı yapılmasını sağlamak
40)Toplum düzenini bozan; kin, nefret, gıybet, koğuculuk, iftira, hırs, kıskançlık, kibir,
ihtiras, ahlaksızlık gibi vb. çeşitli duygu, düşünce ve davranışları insanlar arasında
yaymaya çalışmak

ŞEYTANIN PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.) İN SORULARINA VERDİĞİ CEVAPLAR:

P: Oturma arkadaşın kimdir?
ş: Faiz yiyen

P: Dostun kimdir?
ş: Zina eden

P: Yatak arkadaşın kimdir?
ş: Sarhoş

P: Misafirin kimdir?
ş. Hırsız

P: Elçin kimdir?
ş: Sihirbaz

P: Gözünün nuru nedir?
ş: Karı boşamak (Eşini boşayan)

P: Sevgilin kimdir?
ş: Cuma Namazını terk edenler

P: Kalbini kim kırar?
ş: Allah yolunda cihada koşanlar

P: Senin cismini ne eritir?
ş: Tevbe edenler

P: Ciğerini ne parçalar?
ş: Gece ve gündüz Allah’a yapılan istiğfar

P: Yüzünü ne buruşturur?
ş: Gizli verilen sadaka

P. Gözlerini ne kör eder?
ş: Gece Namazı

P: Başını ne eğdirir?
ş: Cemaatle kılınan namaz

P: Sana göre insanın en saadetlisi kimdir?
ş: Namazı bilerek kasten bırakanlar

P: Sana göre insanların en kötüsü kimdir?
ş: Cimriler

P: Seni işinden ne alıkoyar?
ş: Ulema meclisleri

P: Yemeğini nasıl yersin?
ş: Sol elin parmak uçlarıyla

P: Sam yeli estiğinde ve sıcaklar kavurduğu zaman çocuklarını nerede gölgelendirirsin?
ş: İnsanların tırnakları arasında

P: Rabbinden neler talep ettin?
ş: 10 şey istedim
1)İnsanları ben göreyim ama onlar beni görmesin
2)İnsanların mallarına ve çocuklarına ortak etmesini ( Besmelesiz kesilen hayvanın etinden, besmelesiz yenilen, haram ve faiz karışan yemekten yerim; Allah’a sığınmayanın malına ortak olurum. Cinsi münasebet sırasında Allah’a sığınmayanın hanımıyla birleşirim. O birleşmeden olan çocuk; bize itaat eder, sözümüzü dinler.)
3)Allah’dan bir ev istedim bana ev olarak hamamları verdi
4)Allah’dan mescid istedim pazar yerlerini bana mescid yaptı
5)Ezan istedim çalgıları verdi
6)Yatak arkadaşı istedim sarhoşları verdi
7)Yardımcılar istedim kaderiye mensuplarını verdi
8)Kardeşler istedim mallarını boş yere israf edenleri verdi
9)Okuma kitabı istedim şarkıları bana okuma kitabı yaptı
10)Allah’dan insanın kan mecralarını bana yol yapmasını istedim. Böylelikle onların arasında akıp gider, gezerim.

P: İnsanlar arasında en çok sevmediğin kimdir?
ş: Sensin Ya Muhammed (s.a.v.)

P: Benden sonra en çok sevmediğin kimdir?
ş. Sevinç ve saadet içinde varlığını Allah yolunda veren genç

P: Sonra kimi sevmezsin?
ş: Sabırlı ve şüpheli şeylerden kaçınan Alimi

P: Sonra ?
ş: Temizlik işinde yıkadığı şeyleri 3 defa yıkamaya devam edeni

P: Sonra?
ş: İhtiyacını kimseye anlatmayan, halinden şikayet etmeyen sabırlı fakiri

P: Sonra?
ş: Şükreden zengini

P: Ümmetim namaza kalkınca senin halin ne olur?
ş: Beni sıtma tutar, titrerim. Çünkü kul Allah için secde edince bir derece yükselir

P: Oruç tuttukları zaman nasıl olursun?
ş: Onlar iftar edinceye kadar bağlanırım

P: Hac yaptıkları zaman nasıl olursun?
ş: Çıldırırım

P: Kuran okudukları zaman nasıl olursun?
ş: Ateşte eriyen kurşun gibi eririm

P. Sadaka verdikleri zaman halin nasıl olur?
ş: Halim pek yaman olur. Sadaka veren sanki testere ile beni ikiye böler.

P: Sadaka verilince neden testere ile ikiye bölünürsün?
ş: Sadakada 4 mükafat vardır.
1)Allah sadaka verenin malına bereket verir
2)Sadaka vereni halkına sevdirir
3)Sadakayı cehennemle arasında perde yapar
4)Allah, belayı ve sıkıntıyı sadaka verenden kaldırır

P: Sana göre ihlas sahibi olan kullar kimlerdir?
ş: Malı, parayı sevmeyen, övünmekten, methedilmekten hoşlanmayan kişi ihlas sahibidir. Hemen ondan kaçarım.
Malı, parayı seven kişi Allah için bir ihlasa sahip değildir. Bir kul; malı ve övünmeyi sevdiği süre, kalbide dünyaya arzulu kaldığı müddetce bana en çok itaat edendir. Mal sevgisi ve baş olma sevgisi en büyük günahlardandır.

şeytan anlatmaya devam etti:
Yalan bendendir ve ilk yalan söyleyen benim. Her kim yalan söylerse; benim dostumdur. Yalan yere yemin ederse benim sevgilimdir. Yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir. Gıybet ve koğuculuk benim meyvelerim ve şenliğimdir. Kim talak üzere yemin ederse günahkar dır. Hakikat belli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Meydana getirecekleri çocukları da zina çocukları olur.

Her ne zaman insan namaza kalkarsa ona vesvese veririm. Onu namaz kılmaktan alıkoyarım. Bunu yapamazsam vaktinin dışında namaz kılmasını sağlarım. Namaz içinde sağa sola baktırırım. Acele ve çabuk çabuk namaz kılmasını emrederim. Cemaat içinde namaz kılarken ona bir gem takarım. Başını imamdan önce secdeden ve rükudan kaldırırım. İmamdan öncede secde ve rüku yaptırırım.

Namaz içinde parmaklarını çıtlatmasını isterim. Böylece beni tesbih edenlerden olur. Namaz içinde burnuna üflerim ve esnemeye başlar. Elini ağzına kapatmazsa içine küçük şeytanlar girer. Dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır. Böylelikle bize itaat eder ve sözümüzü dinler.
Sonra miskinlere, zavallı ve çaresizlere giderim. Onlara namazı bırakmalarını emrederim. Onlara, namaz size göre değil, o afiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği kimseleredir, derim.

Sonra hastalara giderim. Namaz kılmayı bırak, iyi olduğun zaman çokca kılarsın derim. Böylece o namazını bırakır. O hasta namazını terk ederek ölürse Allah’ın huzuruna vardığında; Allah’ı öfkeli bulur.


ŞEYTAN İLE SAVAŞIRKEN OLAN YARDIMCILAR:

Şeytan ile savaşırken ve onun aldatmalarına kapılmamak ve tuzağına düşmemek için yardım istenilecek şeylerin başında KELİME-İ TEVHİD ve Allahü Teala’yı çokca anmak gerekir.
HADİSİ ŞERİFTE: Allahü Teala buyuruyor ki “La ilahe illallah benim kal’am dır. Bunun için La ilahe illallah diyen benim kal’ama girer. Benim kal’ama giren ise azabımdan emin olur.” buyrulmuştur.
Yine buyurdu ki: ” Bir kimse halis ve muhlis olarak La ilahe illallah dese, Cennete girer.”

Şeytan azaba sebebdir. Hadislerden anlaşılıyor ki, bir kimse La ilahe illallah kelimesini söylese, Allahü Teala’nın emirlerini yapıp, yasaklarından kaçınsa ve şeytan onu o halde görse, ondan uzaklaşır, yanına yaklaşamaz. Bu durumda şeytan zararından kurtulur.

Euzü ve Besmeleyi çok söylemekle Şeytanla savaşılmış, onun hile ve aldatmalarına karşı Besmeleden yardım alınmış olunulur.
Zira Resulüllah S.A.V. bir kimsenin şeytanın telef olmasına ve helakine beddua ettiğini işitince:” Böyle deme, zira şeytan kibirlenir ve seni yenmek için elimden geleni yaparım der. Ancak Euzü Besmele oku. Bu durumda şeytan küçülür. Zerre gibi hor ve hakir olur.”

Kişi, Allah’a güvenip; dünyayı isteyenlerden, onların mallarından, hediyelerinden, medhlerinden, övmelerinden ve hırslarından ayrılmakla da şeytanın hile ve aldatmalarına karşı durmakta yardım görür.
Çünkü dünyayı sevenler; şeytanın malı, askeri ve takımıdır. İnsan için lazım olan, bunların hepsinden sevgiyi kesip, Allah’ın lütfuyla kimseye muhtaç olmayıp, her halinde ve işinde Allah’a güvenmesidir, tevekkül etmesidir. Allahü Tealay’a dönmesidir.
İnsanlara minneti, haram ve şüpheli şeyleri terk etmelidir. Dünyanın helal ve mübahlarını az kullanmakta zühdü, vera ve takva yolunu tercih etmelidir.

Şeytan ile içten mücadele ve çarpışma kalb ve iman ile olur. Sen şeytanla mücahede ettiğin zaman, senin yardımcın, dayanağın Allahü Teala dır.
Kafirle olan cihadın (savaşın), çarpışmanın sonu vardır. Nefs ve şeytanla cihad etmenin (savaşın) sonu yoktur.

Peygamberimiz (S.a.v.) Uzaylıları anlatıyor.

Uzaya ve evrene bakışınızı değiştirecek sarsıcı gerçekler: Miraç hadisesi, uzaydaki diğer insan ırkları ve uzayın da ötesindeki evrende insan haricindeki farklı canlılar

Çizimin tam merkezinde gördüğünüz alan dünya seması, bu günkü tabiri ile uzay boşluğu…

Uzay, iddia edilenin aksine “sonsuz uzay boşluğu” değil ve onun da başlangıcı, bitişi ve sınırları var. Bu günevren denilen kâinat, iç içe geçmiş küreler halinde ve kat kat… En merkezde, dünyamızın da içinde bulunduğu uzay var ve uzayı çepeçevre kuşatan ve kendisi de küre biçiminde olan 1. kat sema/gök var. Bütün gök katları birbirlerini bu şekilde kuşatan küre biçimindeler.

Şu uzay bile o kadar büyük ki, başını sonunu tahmin bile edemediğimiz için bazı gafiller “sonsuz” demek zorunda kaldılar. Oysa bu kadar büyük bir uzay bile, içinde bulunduğu 1. kat semaya kıyasla Arap yarımadasındaki bir kum taneciği kadar küçük kalıyor. 1. kat sema da içinde bulunduğu 2. kat semaya kıyasla Arap yarımadasındaki bir kum taneciği kadar küçük kalıyor. Ve bütün sema katları birbirlerine kıyasla bu derece büyük.  Bu da gösteriyor ki evrenin genişliğini tahmin etmeye bile yetmez, aklımız ve idrakimiz…

Miraç hadisesinde Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) önce Mescid-i Haram’dan(Kabe çevresinden), Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya, Allahü telanın sonsuz kudreti ve meleklerini de vesile etmesi ile bir anda götürüldü ve sonra buradan uzaya (dünya semasına) ve sonra sema katlarına götürüldü meleklerin hızında…

Yedi kat semanın da üzerinde katlar var ve oralara kadar gezdirilip evrenin gizemleri kendisine gösterildi. Öyle ki yedi kat semanın iki kat daha üzerinde olan Arş-ı ala isimli katta mevcut/yaratılmış bulunan cennet ve cehennemi ve hatta cennet ve cehennem ehli de gösterildi. Kıyamet kopmadı ise ve insanlar kabir hayatında ise, cennetlik ve cehennemlikler olarak ayrılmadılar ise, Hz. Peygamber (s.a.v.) kimleri gördü? İki ihtimal var;

1- Allah tealanın dilemesi ile gelecekte olacaklar gösterildi.O anda dünya hayatında ya da kabir hayatında olan kulların, cennetteki ya da cehennemdeki halleri gösterildi.

2- Hz. Peygamber (s.a.v.) “Allah Adem’den önce yüz bin Adem yarattı.” buyurdu hadis-i şerifte ve Miraç gecesi cennet ve cehennem ehli olarak gördükleri, daha önceki Ademlerin nesilleri olan insanlardı. En doğrusunu Allah bilir ama belki de bu sebeple kıyamet kopmadan, her şey birinci surda yok olup ikinci surda yeniden var edilmeden önce cennet ve cehennem yaratılmış olarak hazırda duruyordu/duruyor. Yani şu an cennet ve cehennemde, daha önceki yüz binlerce ademin nesilleri olan insanlar bulunuyor. Bu hususta ayrıntılar için bakınız: http://goo.gl/jHNM0y

Peygamberimiz(s.a.v.) Miraç hadisesi sırasında çok sayıda başka kavme, yani dünyamızdan olmayan başka dünyaların insanlarına ve insan formunda olmayan canlıların alemlerine götürüldü. Hadis-i şeriflerde bunların bir kısmını anlattı.

Ye’cüc ve Me’cüc isimli iki kavmin başka gezegenlerin insanları olduğunu anlattı. Bknz: http://goo.gl/LbFPi5

Musa aleyhisselam zamanında başka bir gezegene gönderilen dünyalı insanları, bulundukları o diğer gezegende ziyaret ettiğini anlattı. Bknz: http://goo.gl/bSsLUI

Bir de anlaşılması daha zor ve karışık olan, uzayın da dışında bulunan, beden yapıları ve yaşam şartları bizden çok çok farklı olan, belki maddesel boyutları bile farklı olan kavimleri anlattı ki bu anlattıklarını yorumlamak isteyen pek çok kişi onların dünyamızda ve yer altında yaşadıklarını zan etti. İşte onlar hakkında hz. Peygamberin (s.a.v) anlattıkları:

(Bu şekilde parantez içinde eklenenler, daha iyi anlaşılabilmesi için tarafımdan yapılan eklemelerdir. #mfs )

Ebu Ca’fer Muhammed b. Cerir et-Taberi’nin eserinden okuyoruz:

Muhammed (S.A.V.) dedi ki.”Cablısa ve Cablıka iki şehristandır. Biri meşrikte ve biri mağriptedir. Meşrikte olan şehre Cablıka derler. Yeşil Zümrütten inşa edilmiştir ve ikisi de Kaf dağına ulaşmıştır.(Bir çok hadis-i şeriten Kaf Dağı’nın uzayda bir yerde olduğunu anlıyoruz.) Her şehrin eni ve uzunluğu 2000 fersenktir. (Bir fersenk..6232,2 m.ye eşittir.)”

Bu cevabı Resulüllah söyleyince Yahudi bilginleri, önlerine Tevrat koyup karşılaştırma yapıyorlardı ki onların sözüne uygun mu söylüyor yoksa muhalif mi görüyorlar. (Genel olarak hahamlar tarafından bozulmuş olan muharref Tevrat’ın içinde de bazı bozulmamış ayetler mevcut.)

Ali b.Ebu Talip (R.A) mecliste hazır idi. Dedi ki:

Ya Resulallah, bu dediğiniz şehirler bizim bulunduğumuz cihan/dünya içinde midir?” 

Hz.Resul dedi ki; “O şehirler karanlık içindedir, Kaf dağına ulaşıktır.”

Hz.Ali dedi ki:“Her şehirde ne kadar halk vardır.” 

Resulullah ; “Her şehrin kalesinin bin derbendi vardır. Her derbendini gecede biner kişi bekler. Ve o bin kişiye bir yıl içinde yıl tamam oluncaya kadar bir daha sıra gelmez.” dedi.

Hz Ali dedi: “Ya Resulallah,Bu kaleyi ne için beklerler?” 

Hz Resul buyurdu: “Onun için beklerler ki o tarafta çok halk vardır, onlarla bu Cablısa ve Cablıka halkı arasında düşmanlık vardır, gece gündüz birbirleriyle cenkleri/savaşları eksik değildir. Nöbet tuttuklarının sebebi budur.” 

Sonra Hz.Ali(R.A) “Ya Resullah dedi. Bu Cablısa ve Cablıka halkı Adem oğullarından mıdır?” 

Resullah buyurdu : “Onlar dünyada adam olduğunu bilmezler.” 

Hz.Ali “Şeytan onlara yol bulmaz mı?” (Şeytan yani kafir cinler onlara bize verdikleri gibi vesvese veremez mi??dedi.

Resul aleyhisselam buyurdu : “Onlar Şeytanı da bilmezler.”  (Bizim dünyamızda bulunan ve ışık hızında hareket eden, dünyanın etrafını saniyede yedi kere dönebilen cinlerin bile, bu anlatılan yerlere gidemediklerlni buradan anlamak mümkün)

Hz.Ali: “Ya Resulallah, Bu Ay,Güneş ve yıldızlar onların üzerine doğmaz mı?” 

Resulüllah:” Onlar hak Teala’nin Ay, Güneş ve yıldızları yarattığını da bilmezler.” (Evrende sadece dünya semasında yani uzayda gök cisimleri, ay, yıldız ve gezegenler vardır.Diğer katlarda yoktur.)

Ali (R.A) (Işık kaynağı olan güneşleri ve yıldızları yoksa) “Bu cihanı nasıl görürler?” dedi.

Resul (S.A.V) buyurdu: “Onların aydınlığı kaf dağının şulesindendir/ışımasındandır. Onların taşları ve duvarları nur gibi şule verir/ışıldar.”

Hz.Ali “Ya Resulallah, onlar Ne yer, ne içerler?”

Resulüllah buyurdu: “Hiç bir nesne yeyip içmezler.” 

Ali (R.A) dedi:“Ne giyerler?”

Resülallah buyurdu: “Onların bedeni don istemez.”

Ali (R.A) dedi.“Melekler midir?”

Peygamber (S.A.V) “Melek değillerdir.Ama taatları(boyun eğme, emre uyma itaat) melek gibidir.”

Ali (R.A) “Onlardan zürriyet(evlat,çocuklar) gelir mi?” dedi.

Resulüllah “Onların cümlesi erkektir, aralarında dişi yoktur.”

Ali (R.A) “Onların dini ne dindir.Onlar cennetlik midir yoksa cehennemlik midir?”

Hz. Resul buyurdu: “Onlar cennet ehlidir, İslam dini üzeredirler. Mi’rac gecesi Cebrail aleyhisselam beni o tarafa iletti. Ben onlara İslam’ı arz ettim. Müslüman oldular. Allah Telala ve bana iman ettiler. Ben de onlardan birisine İslam’in şartlarını öğrettim, o kişiyi onların üzerine halife diktim. Ondan sonra Cebrail beni Faris ve Fid’i tarafına ve Yecüc Mecüc iklimine ve Münsel ve Bakil ve Naris kavmine iletti. Onlara İslamı arzettim, kabul etmediler.  Cümlesi kafirlerdir.”   (Bunlardan Ye’cüc ve Me’cüc isimli ve İslam’ı kabul etmeyen iki kavmin ahir zamanda İslam dininin merkezi olan dünyamıza gelip işgale kalkışacakları ve bütün dünya insanlarını öldürmek isteyecekleri de hadislerde anlatılmıştır. Bknz: http://goo.gl/LbFPi5 )

Ondan sonra Hz.Ali “Bizim halkımızdan onlara hiç kimse varabilir mi?” dedi.

Resullah buyurdu: “Yok onlara varmaya hiç kimsenin takati yetişmez. Zira dört ay karanlıkta gidilir. Amma Ad kavminden üç kişi Hz. Hud peygambere iman getirmişlerdi. Onlar Ad kavminin zulmünden kaçtılar ve o şehristana yerleştiler.” dedi.

O Yahudi alimleri bu sözleri işitince “Gerçek diyorsun, biz de Tevrat’ta böyle bulduk. O Ad’den kaçan 3 kişi o Cablıka ve Cablısa yerine gittiler. Fid halkından korktuklarından çıkıp gidemediler. Zira onlardan o kavimin kuvveti ziyade idi. Sonunda o şehirde fevt olup kaldılar.” dediler.

****

Ad kavmi zamanında da dünyada yüksek teknoloji vardı ve şu günümüzde de ışık hızının aşılabileceği artık basına ve dünya kamuoyuna itiraf edildi ve belki de şu yaşadığımızdan çok daha ileri teknoloji bulunan o devirde ışıktan yüz binlerce kat daha hızlı giden uzay araçları vardı. Bknz: http://goo.gl/DI4vuz

Geçmişte daha yüksek teknoloji çağları yaşandığına dair bakınız: http://goo.gl/ewuFz5

Uzayda hayat olduğunun ispatlarına dair bakınız: http://goo.gl/5Tzmft

Sema katları hakkında detaylı bilgi için bakınız: http://goo.gl/FExJxj

Uzayda hayat olduğuna işaret eden ayet ve hadisler için bakınız: http://goo.gl/bQsNNA

Hemen burnumuzun dibinde başka hayat sahipleri var. Bakınız: http://goo.gl/SlVZyh

Mehmet Fahri Sertkaya
Alıntıdır:

Bitkilerin birbirleriyle enerji alışverişi yaptıkları keşfedildi.

Enerjinizi Enerji Canavarlarına Kaptırmayın

İnsanın etten kemikten olduğu kadar enerji bedeni de mevcuttur. İnancınıza, yaşayışınıza göre bu etrafınızı saran enerjiyi(AURA) kuvvetlendirmeniz yada zayıflamasına yol açmanız mümkündür.

Bielefeld Üniversitesindeki bir grup biyoloji uzmanı bitkilerin diğer bitkilerden enerji çekebildiğini buldular. Bu durum insanların da aynı şekilde enerji çekebileceğini kanıtlama yolunda önemli bir adım olarak görülüyor.

İşte sizin alanınızdan enerji çekilmesini engellemek, enerji alanınızı temizlemenizde ve başka insanların enerjilerini serbest bırakmanızda size yardımcı olabilecek beş yöntem:

Merkezinizde kalın ve topraklanın: Analiz eden benliğinizde ya da egonuzda değil de, ruhsal varlığınızda kalırsanız, alanınıza giren şeyleri anında farkedersiniz.Tam anlamıyla topraklanmışsanız, başka insanların enerjilerini ve duygularını niyet ederek kolayca topraklama kordonunuzdan serbest bırakabilirsiniz.

Direnç göstermeyin: Direnç gösterdiğimiz üzerimize yapışır. Bir grup ya da  belli bir insan yakınlarınızdayken kendinizi rahatsız hissediyorsanız, kendinizi korumak için direnç göstermeyin, çünkü bu yabancı enerjiyi sizin alanınızda tutar. Vücudunuzun saydam cam ya da su gibi şeffaf olduğunu hayal ederek dirençsiz bir duruma geçin. Böylece, biri size gücünüzü azaltacak bir etki gönderdiğinde, sizin içinizden geçip gidecektir.

Auranızdaki alana sahip çıkın: Hepimizin vücudumuzu saran bir enerjik aurası vardır. Eğer bu kişisel alana sahip çıkmazsak buna girmeye çalışan yabancı enerjiye karşı savunmasız oluruz. Kişisel alanınıza sahip çıkmanın bir yolu olarak auranızın sınırlarının farkında olun (Bu, vücudunuzdan aşağıda ve yukarıda yaklaşık kolunuz genişliğinde bir alandır).

Enerjinizi temizleyin: Altın rengi yüksek titreşimlidir ve yabancı enerjiyi temizlemede faydalıdır. Auranızın üzerinde (1m kadar yukarıda) altın bir duş kafası hayal edin ve onu açın, bu temiz altın enerjinin auranızdan ve vücut alanınızdan geçerek topraklama kordonunuzdan akıp gittiğini canlandırın. Anında temiz ve tazelenmiş hissedeceksiniz.

Enerjinizi geri çağırın: Kendi enerjimiz kendi alanımızda olduğunda başka enerjilerin bizim alanımıza girmesi için yeterince alan yoktur.Fakat başka insanlara ve projelere dikkatimizi verdiğimizde enerjimizi etrafa yayarız. Başınızın 1m. kadar üzerinde temiz altın bir güneş olduğunu hayal edin. Bunun bir mıknatıs olmasına izin verin ve bunun sizin dağılmış tüm enerjinizi içine çektiğini hayal edin ve çekerken de altın enerji içinde temizlemesini sağlayın. Bu güneşi daha sonra auranızın tepesinden vücut alanınıza indirin ve enerjiyi kişisel alanınıza serbest bırakın.

Kaynak:http://www.bbncommunity.com/people-can-draw-energy-from-other-people-the-same-way-plants-do/

Dmt, Ruh Molekülü, Beden – Ruh Köprüsü

DMT hakkında herşey (Ruh Molekülü)

 

 fatbol_clothing_dmt_space_station_by_fatbolclothing-d65yzcl

 DMT nedir?(Di-Methyl-Tryptamine)

images

Beden ve Ruh Arasındaki Köprü

Epifiz bezi bir çok dinde odak noktası olmuş bir organımız ve 3. gözümüzün açılması durumunda ruhani(Manevi) boyutlarda yaşanacak bir aydınlanmanın da yardımcısıdır.
İlk defa Descartes tarafından ruh ile bedenin irtibat noktası olarak tarif edilen epifizin, ruh-zihin-beden üçlüsünden oluşan insan alt sistemlerinin kavşak noktasını oluşturduğu, hormonların kontrol edilmesinde vazifelendirilmiş baş komutan durumundaki bir salgı bezi olduğu hususundaki deliller gün geçtikçe artmaktadır. Günümüzde kritik bir içsalgı bezi olarak kabul edilen epifizden salınan melatonin, pinolin ve dimetiltriptamin (DMT) gibi nöro-hormonlar üzerinde yoğun araştırmalar yapılmaktadır. DMT; insanda mistik zevk ve halleri, metafizikî âleme geçişi tetikler. Meselâ, çeşitli bitkilerin tohum ve meyvelerindeki DMT molekülü, yiyecek veya içecek olarak vücuda alındığında, epifizden doğal olarak salgılanan DMT molekülüne benzer etkilere yol açar.
 
Bir insanın epifiz bezinin  en çok doğum ve ölüm anında salgıladığı DMT, insan bilinci üzerinde çok etkili ilahi bir hormondur. Öyle ki, ruhun vücuda girip çıkmasını sağlayan hormon olarak adlandırılır.  Ayrıca rem uykusunda rüya anında çok küçük miktarlarda üretilmekte.  Yan etkileri olan psychodelic sanrılar, onun dünyanın en kuvvetli uyuşturucusu damgasını yemesine yetmiş. Triptamin ailesinin en güçlüsü. Vücutta üretilen bu kadar güçlü bir psikoaktifin, doğal yapımızla ilgili bir nedeni olmalı.
 b66869c905ba5ddc2f93d0fee5e2d652a2ba7a5d0829035d879bd81c4c62fd40_1

DMT İnsanlar, hayvanlar ve bitkilerde bulunan bu salgının tam olarak asıl görevinin ne olduğu hakkında şu an için kesin bilgiler olmamakla birlikte, bu salgının 30 – 40 yıl önce ki öne sürüldüğü gibi doğada tesadüfen oluşmadığı, daha gerçek bir işlevi olduğu, bir amacı olduğu, bununda ortak moleküler dil olabileceği görüşü gittikçe sağlamlaşıyor. Yani tüm galaksilerdekilerde dahil tüm canlılar arasında ortak bir moleküler dil olabileceği gerçeğinden sözedilmeye başlandı.

Afterlife DMT

 

Bir daha gözden geçirelim, beyin ikiye ayrılmış bir organ, sağ beyin sol beyin. Beynin içinde bulunan diğer organlarda aynı şekilde ikiye ayrılmış durumdalar. Ancak bir tek epifiz bezi tam orta da tek bir bütün olarak durmakta. İşte bu bezimizin salgıladığı 3 hormondan biri DMT. Bütün bunların bir sebebi olmalı.

DMT-N.Keller

 

Meditasyon, oruç, zikir, ilahi söylemek ya da başka herhangi bir teknik ile özden kaynaklanan DMT seviyesi bir anda çoğalabilir. Bu mistik durumun ”ölüme yakınlık” deneyimi ile tartışılmaz bir bağlantısı vardır. Çoğu psikoaktif zihin açıcıların bilinçte yaptığı etki ile, yoğun meditasyon arasında çok yakın bir benzerlik vardır. Beynimizin tam ortasında bulunan epifiz bezinde açığa çıkan bu bileşik, mistik deneyimlerin yegane olgusudur. Tarih boyunca insanoğlunun halüsinasyonla ilgili olan tüm deneyimlerinde DMT’nin büyük bir rolü vardır.

 pineal_gland
Ayrıca bazı stres anları, yalnızlık, travma ve açlık… Bunlar halüsinasyonlara neden olan sebepler.

Beyinde ve bilinçte bu etkiyi yapan bileşikler halüsinojen denilen bileşiklerdir.

Beyinde DMT ne kadar fazla salgılanırsa, dünya bizler için o kadar renkli ve canlı görünür, ancak yetersiz derecede DMT salınımı dünyayı donuk, gri ve cansız algılamamıza neden olur.

 maxresdefault
DMT, bilincin bedenden ayrılmasını, yani astral boyuta çıkışı mümkün kılan bir  maddedir. Mistik dinlerin ilahları ve üstadlarının ana konusu da hep bedenden kurtulma  ve beden dışı deneyimlerle  alakalı kavramlardır. Bu nedenle günümüzde bilim bu bileşiğe ”Ruh Molekülü” adını vermiştir. 
s-8682e36111e4d5d053f0b63afa05fa685eed76d1

DMT‘nin İnsan Üzerindeki Etkisi:

Diğer psikoaktiflerle DMT arasında çok farklılıklar olduğu gözlemlenmiştir. Zaten onu bu denli önemli yapan da bu farklar.
 
Dmt kullanmış yada ona maruz kalmış insanların çok önemli ortak görüşleri var. 
 
Trans halinde hepside evreni görme şekillerinin kökten değiştiğini söylüyor. 
Transtayken kesinlikle öldüklerini ve yeniden doğdukları söylemeleri ve hepsininde birbirinden bağımsız olarak aynı şeyleri söylemeleri oldukça şaşırtıcı ve ilginç. 
 
Birlik hissiyatı verdiğini söyleyen kullanıcılar, tecrübenin büyük bir kısmını bir türlü dillendiremiyorlar ve yazıya dökemiyorlar. Yani sadece bazı imgeleri tarif etmeye çalışarak ve yaşadıklarını kavramlara oturtmaya çalışarak bu tecrübeyi aktarmaya çalışıyorlar. Şamanıda böyle , bilim adamıda böyle. Yani görülenin, bir türlü bu dünya dili ve anlayışı ile anlatılıp kavranması tam olarak mümkün olmuyor.
lucid-dreams-spiritual-awakening-e1420764419705
Genel ortak görüş ise bir gözlemci tarafından gözlenen bu evren bir illüzyon ve transa giren kişiler bu gözlemciyi, transta kendilerinin anladıkları an olarak  anlatıyorlar. Buda yeniden doğuş demek. Öldükten sonra kendileriyle yaşanılan bir yüzleşme yaşadıklarını, bu yüzleşmeninde kişiden kişiye değişen şiddetlerde  geçtiği bilinmekte. Sonrasında ise bir huzur ve yeniden doğuş başlamakta, trans sonunda ise artık hiçbirşey eskisi gibi değildir ve her şey ilahi bir güzellikte ve canlılıkta gözlenmektedir.
3d2efa25e22f0b79693326dc1564f4bf
Beyin içerisinde yerinin neresi olduğu hala bulunamayan bilincin, toplu deneyimlerde  beynin dışında olduğu söylenmekte. Bu transa giren kişilerin en can alıcı ortak söylemleri ise bilincin, bu dünyada olmadığı, bu dünyanın o bilinç tarafından üretilen bir illüzyon olduğunu iddia etmeleri.
Semavi dinlerde bulunan İsm-i azam kavramı musevilikte Rab’ın son isim olarak geçer. Kuran’da ise Allah’ın son ismi. Tasavvufa göre bu isim söylendiğinde ve gırtlaktan çıktığı anda istenilen herşey oluyor ya da bu evren  yok oluyor. Bu dinlerin bu dünya ya ortak bakışı ise bu evrenin ve dünyanın bir illüzyon oluduğu. Yani ism-i azamı ağızdan çıkardığınız anda bu illüzyonu değiştirebilir ya da ortadan kaldırabilirsiniz. İşte trans sırasında bahsedilen zihin bu. Belki de gizli ilimler ve /veya örgütlerde bahsedilen gizli öğreti fenomeni de bununla ilgilidir.
Transa girenler bu illüzyonu anlatamıyorlar yani gırtlaktan çıkaramıyorlar, bizim dillerimizde bunun tarif yok. Musevilikte insanların aşması, Budizm de nirvanaya ulaşmak ve sonsuz huzura ulaşmak, bu transa işaret diyor.  Temporal lob epilepsisinin nedeni, DMT yükselmesine neden olan şizofrenik sanrılar olabilir mi? Tüm peygamberler, evliyalar, ermişler aynı şeyden bahsediyor, ” Bu evren bir illüzyon”
8157578_f520
astralseyahat
DMT içeren bitkilerden faydalanmanın en geçerli yolu olan bitki karışımları ve bunlar içinde en çok bilineni meşhur Ayhuasca çayı. 
 

Ayhuasca (Yaje) :

Her ne kadar yerliler arasında asil mantığının bağırsak parazitlerini temizlemek olduğu iddia edilse de  ruhun vucuttan ayrılıp yükselmesini sağlayan – bir nevi ölüm – ve uyanık rüyalar görülmesine neden olan halüsinojenik etkisi bu çayın popüler kullanımına neden olmuştur. 
 
Ayahuasca etkisi di metil triptaminin (dmt) beyne girişiyle birlikte başlar. Etkileri 6-12 saat arasında geçmekle birlikte kişiyi günlerce etkisi altında tutabilir. Bir haftada bir kereden fazla alınması sakıncalı olabilir.
Ayahuasca_and_chacruna_cocinando
Yaje (ya da Ayahuasca) içeceği aslında çoğunlukla Amazon bölgesinde yetişen ve oradaki topluluklar tarafından kullanılan bir çeşit sarmaşığın adı aynı zamanda. Fakat içeceğin kendisi sadece yaje’den ibaret değil ve her taita (şamanlara verilen isim) kendine özgü bir tarif kullanıyor. Şamanlar geleneksel olarak bunu tedavi amacıyla kullanıyor olsalar da aynı zamanda büyü amaçlı kullanıldığı da oluyor. Büyüler de tabi ki kazanılan görü yeteneği merkezi konumda; taita bu sayede hastalıkların sebeplerini ruhlar (bizim bildiğimiz ruhlardan farklı) aracılığı ile öğrenebiliyor ve bunları dışarı çıkartabiliyor.
Amazon bölgesindeki yerliler için bu karışımı hazırlamak problem olmuyor, zira her şey önlerinde. Sarmaşıktan önemli bir kısım, başka bitkilerle karıştırılıp suda bir gün boyunca kaynatılıyor. Kullanılan malzeme çok olduğundan bunu başka bir yerde hazırlamak oldukça zor. Kaynatılmış yaje gece olana kadar bekletiliyor. Geceyi beklemenin sebebi ruhların gece olduğunda uyanmaları. Gerçekleşen ritüel de bu ruhlarla saygıda kusur etmeden iletişim kurmak üzerine kurulu. İslâm inancına göre bakış yaparsak, bağlantı kurulan varlıklar(ruhlar) muhtemel kuvvetle aslında cinler..
 
Bugün bir çok bitki ayahuasca analoğu olarak bilinmektedir. Bunlardan en önemlisi peganum ve mimosa türlerinden elde edilir.
Peganum harmala(Üzerlik) tohumları harmala alkoloidlerini bol miktarda içerir. Bunun yanında bir çok mimosa türü bol miktarda dmt içerir. Bu iki bitki ile kolayca ayahuasca analoğu bir içecek hazırlanabilir. Ama araştırdığım ve bildiğim örnekler kadarıyla bu içeceği ön hazırlıksız ve tek başına içmek biraz deli cesareti istiyor.
 
Peru’ya özgü bu bitki Ülkemizdede aktar ve şifalı bitki satan dükkanlarda mevcut. Bu bitkinin özelliği, yüksek miktarda dmt içermesi ve en yüksek dmt içeren bitkilerin başında da Phalaris Arundinacea (Bataklık Yem Kanyaşı) geliyor. Yani ülkemizde ki hemen her bataklık, göl veya serin nemli ortamların bitkisi.
onunla birlikte kullanılabilecek olan ikincil bitki ise  Peganum harmala (Üzerlik) tohumu.
uzerlik-tohumu-150g
Meselâ kişiye, 1 gram üzerlik (Peganum harmala) tohumu çiğnetilirse veya bunun tütsüsü o kişiye yapılırsa, serotonini parçalayan monoamin oksidaz enzimi engellenir. Böylelikle serotoninin parçalanması durdurulurken, DMT sentezi uyarılır. Kişi trans haline geçer.
Diğer Dmt içeren bitkilere Psychotria spp., Phalaris spp., Acacia spp., Arundo donax, Desmanthus illinoiensis, örnek verilebilir. 

 

Bir Ayahuasca ( Yaje ) Deneyimi:

Peki içince ne oluyor?
Gece oldu ve taita’nın uzattığı yaje’yi bir dikişte içtiniz. Bundan sonra artık ne olacağını taita dahil kimsenin bilmesinin imkanı yok. Neredeyse herkesin kendine özgü bir deneyimi oluyor ama ortak olan birşey varsa o da kötüden iyiye doğru bir yol izlemesi bu deneyimin.

tumblr_nxl38d90W31r07rtgo1_500

Kapkara bir denize atlıyorsunuz, batıyorsunuz, batıyorsunuz, kendinizi en dipte bulduğunuzda kurtulmak için çırpınıyorsunuz. Hiçbir şeye yaramadığını anladığınızda kendini bırakıyorsunuz artık, teslim oluyorsunuz ve kendinize verdiğiniz zararların bedellerini ödüyorsunuz.(Bu etkinin sebebinin geçmişte yapılan, suçluluk duygusu içeren eylemlerin psikolojik bir halüsinasyon şeklinde ortaya çıkması diye düşünüyorum.) Hafifledikçe taşıdığınız yüklerden yükselmeye başlıyorsunuz, yükseliyorsunuz ve en sonunda göksel bir mutlulukla dolaşıyorsunuz. ( Suçluluk duygusundan kurtulmanız artık arınmanız dolayısıyla gerçekleştiği için ruhunuz dolaşım yeteneği kazanmaya başlıyor diye düşünüyorum)

Gerçekten bu kadar poetik bir etkisi var yajenin. Algılarınızın kapıları tamamen açıldığında ruhlarla görsel bir temase geçmeye başlıyorsunuz. Bu noktada kimisi iyi kimisi kötü sayısız varlıkla karşılaşmanız mümkün. Gerçekliğin dünyasından yavaşça diğer tarafa geçtikçe ruhlar(başka bedensiz varlıklar) da daha fazla hissetiriyor kendilerini. 

Şunu eklemeliyim ki ilk defa içiyorsanız ve sadece bir fincan aldıysanız pinta görmeniz pek mümkün değil. Ama bu aynı zamanda fiziksel ve ruhsal temizliğimizle de ilintili ve de yajeye ne kadar aşina olduğumuzla. Ne olursa olsun pinta olmadan bile varlıklarını bir şekilde hissediyorsunuz. Bunu sağlayan ise tamamen sezgileriniz; orada olduğunu hissediyorsunuz. Yeni bir fincan aldığınızda ve bu his gitgide katlandığında farkındalığınız da beraberinde yükseliyor. 
Sanki herşey birbirine bağlı ya da bir havuzun içinde yüzer gibi bir his, atmosferdeki enerjiyi bütün bedeninizle hissedebiliyorsunuz; artık aynı yerde olmadığınızı düşünüyorsunuz ve gerçekliğinizde oluşan dev yırtıktan dolan renklerle ruhların yakınlaştığını anlıyorsunuz. Fakat yine de bu aşamada tamamıyla kopmuş sayılmazsınız gerçeklikten. Zihniniz, bilinciniz, bilinçaltınız, korkularınız, şüpheleriniz, egonuz sürekli bu görüntülere, hislere karışıyor. Son aşamaya yani gerçek görselliğe adım attığınızda ise doğrusu görünüze karışabilecek “siz” diye birşey bulunmuyor. Ama kesinlikle uyumuyorsunuz da ve gördüklerinizin de rüya olmadığını biliyorsunuz – rüyalardan son derece farklı bir deneyim bu.( Evliyaların bahsettiği “Hiçlik” makamı bu mu yoksa?)
Soyut görüler arasında başta renkler olmak üzere, geometrik şekiller, kaleydoskop etkisiyle birbirine karışan ve ayrılan imgeler bulunuyor. Bu soyut görüntüler sürekli olarak değişime uğrayarak somutlaşabiliyor ve daha sonra tekrar dağılabiliyor. Çeşitli figürlerde karşımıza çıkan görüntüler arasında en yaygın olarak görülenler genelde cangılda yaşayan diğer canlılar – totemler oluyor. Tabi ki burada bir sınır olmadığını belirtmeliyim. Geçmişi, geleceği, başka şehirleri, olmayan yerleri, Budha’yı bile görebilirsiniz. Ne göreceğiniz üzerinde kesinlikle kontrolünüz bulunmuyor sonuç olarak.
 
Ayrıca hemen sonra ne olacağını o anki durumunuzdan anlamanız da pek mümkün değil. İlk etkileri yaşadıktan sonra bu ilk etkiler kaybolup yerine daha güçlü olanlarını getirmiyor. Yajenin gelişimi çok düzeyli olarak gerçekleşiyor. Bir düzeyde renkli çizgiler sürüp gelişirken buna sürekli olarak yeni etkiler ekleniyor. 
Basit başlayıp, gelişen ve bütün elemanların şiddetini yükselttiği çeşitli zirveleri olan bir trans(trance) parçası örneğine benzetebiliriz bu durumu aslında. Nasıl ki parçada tek tek davulun ya da herhangi bir öğenin estetik ya da duygusal bir önemi bulunmamakta gördüğünüz pinta için de bu durum geçerli. *Pinta, sadece bütün olarak üzerinizde bir etkide bulunuyor ve acılı bir temizlik sürecinin yarattığı görüntülerin de sadece bir tek amacı var: Size tinselliğin ışığında hayat hakkında bir ders vermek. 
 
Fakat arada bedensel olanın pisliği üzerine düşüncelerle ile büyümüş önemli bir neslin anlamayacağı hatta gülüp geçeceği bir fark var. O da böğürtüler arasında kusarken ya da bir ishal atağında bu tinselliğe kendinizi açıyor oluşunuz. Tanrı’yı bulutlar arasında çizen ve beyazlı melek ordularıyla bedensel olandan kaçınmamızı iradeye, zihne, inanca yönelmemizi tembihleyen semavi dinleri zaten bir kenara koyuyorum, dünyada başka hiçbir kültür sanırım tanrısal, ruhani, tinsel olana bütün bu pisliğin içinde ulaşılabileceğini düşünmemiştir. 
Dinlerin zihne bağımlı oluşu dolayısıyla zihnin üzerinde çalışabileceği irade, inanç gibi soyut olgular kullanılmak zorunda olduğundan tanrı da ancak soyut ve ulaşılamaz haliyle düşünülebiliyor. Sonuç bir çeşit aydınlanmayla müjdelenen insanların hayal kırıklığı. Özellikle batıda inancın giderek önemini yitirmiş olması ve geriye kalanların çeşitli uzakdoğu düşüncelerine yönelmesi bu hayal kırıklığına yorulabilir sanırım. Yaje’nin işlevi de bu doğu düşüncelerine zaten oldukça benziyor çünkü farkındalığın dibine dinamit koyan beden-zihin ikiliği yaje’de de bulunmuyor ve beden üzerinde çalışırken aynı zamanda içgörümüzü engelleyen zihnin durumunu da değiştiriyor. 
 
Meditasyon ile bu kadar benzer olması bir yana daha güzel olanı yaje’nin hiçbir şey yapmanıza, düşünmenize izin vermemesi. Meditasyonun amacı da bu değil miydi zaten?… Tek fark yaje’nin sizin isteğinize bağımlı kalmadan aşkın bir düzeye sizi taşıyor oluşu; başka bir şansınız yok. Katıldığım bir seremonide zaten bu iki tekniği de uygulayan kişiler gördüğümden benzerliği algılamam çok fazla sürmemişti. Bedensel fazlalıklarımızdan kurtulmadan belirli bir dinginliğe ulaşılması da zor göründüğünden doğrusu aralarındaki görevdeşliğe bir anlam verebildim. 
ayahuasca_vision
Fazlalıklarımız derken abartmıyorum, isterseniz günlerce diyet uygulayın ve hatta son gün kimilerinin tavsiye ettiği gibi birşey yemeyin yine de anlam veremediğiniz kadar kusabilir ya da dışkılayabilirsiniz. Yaje sizi daima şaşırtacak ve saygı göstermezseniz başka bir ders verecektir. Son denememde sabah olmuş ve herkes evlerine güzel güzel dağılırken birdenbire herşey benim için tekrar başlamıştı. Alınan ders isterse sabah olsun eve taşıdığınız yüklerle geri dönemezsiniz ve yerlilerin düşüncesine göre bu yükler ya da hastalıklar dışkı ve kusmuk olarak vücut buluyor ve sisteminizden en kısa yoldan dışarı atılıyor. Doğrusu bedeninizden normal olmayan bir şekilde o kadar çok şey çıktıktan sonra buna inanmamak güç; o kadar bokla doluyuz ki gerçeği göremiyoruz”
(*)Pinta:Çeşitli renkteki görüntüler soyut zihinsel imgelemler ve doğadaki ruhların 
(bütün bitki ve hayvanları kapsayan) canlı imgeleri.

 

DMT ve Melatonin Bağlantısı

 

Melatonin:

Gelişim döneminde çok etkili olan, uykuyu düzenleyen, stresi azaltan bu salgı sadece ve sadece en çok karanlıkta salgılanır. Salınımı 21:00 civarından başlayarak git gide artar. 02:00-05:00’e kadar ki dönemde yüksek seviyelerde ve oldukça aktifdir.
 
Diğer önemli bir konu ise Kanserin önleyicisi olduğudur. Hatta kanserin melatonin azlığı ve düzensizliğinden kaynaklanan bir hastalıktır.
 
 
Dünya Çevre Örgütünün araştırmasına göre kanserlerin yarısı gezegenin 1/5’lik bir kısmında bulunduğunu söylemiş. Bu bölgelerse büyük şehirler yani en çok ışığa maruz kalan bölgeler.
 
 
Hatta hiç ışık almayan görme engelli insanlar sürekli melatonin salgıladıkları için kansere hiç yakalanmıyor.
 
Çünk, Melatoninin salgılandığı epifiz bezi, ışığı sadece ve sadece gözlerden alabiliyor. Yani beynin kafatası ile sımsıkı kapalı olmasından ve beynin içinde ve kafamızın tam ortasında olmasından dolayı, ışığı sadece gözlerden algılıyor ve buna göre davranıyor.
 
Hz. İsa’nın bir sözü var : “Karanlıkta oturanlar gerçek (büyük) ışığı görürler” diye. Bu yine beyin epifizine yani pineal glande atfediliyor.

Ayrıca epifiz bezinin deniz seviyesinde çok az, yükseklere çıktıkça ise çok fazla hormon salgıladığı bilimsel bir gerçek. Ki bu yüzden tarih boyunca tüm ibadethaneler olabildiğinde yükseğe yapılmış.

Yani ibadethanelerin yükseğe yapılmasının sebebi matematiksel olarak Yaratıcıya yakın olmak değil ama bir nevi bu hormonun da yardımıyla üst bilinçlerle daha fazla iletişimde bulunmak.

Ki Tibet manastırlarından tutun da hristiyan manastırlarının da yüksek yerlere yapılması bu yüzden. Bu hormonun salgılanımını artırmak.

Ve ayrıca Hz.Muhammed’in riyazete yüksek ve karanlık bir mağarada çekilmesi, ilk orada emir alması, Hz.Musa’nın Allahla konuşmak için dağa çıkması da bana göre bu yüzden.

 9fe947696991cac7ddc9aec9666b393b
Epifiz bezinin en büyük düşmanı Florid. Florid ilk zamanlar askeri amaçlarda denenmiş, askerlerin daha itaatkar ve kolay emir almalarını sağlaması sonucunda, ağa babalar tarafından toplumun tamamına karşı kullanılmaya başlanmış kimyasal bir silah aslında.
 
Araştırmacı Yazar merhum Aytunç Altındal, Gül ve Haç, Tavistok gibi örgütlerin bu işlerin  kurucusu ve finansörü olduğunu açıklayan bir çok yazı, makale ve konuşmaları var.
 
Diğer bir konu neredeyse tüm dinlerde bulunan oruç ve melatonin ile etkisi. Evrenin eterik enerjisi hinduizmde prana olarak geçer. Bu sufizmde hu olarak geçer  ve içimize üflenen nefestir. Meditasyonlarda  düzenli alınıp verilen nefes egzersizlerinin prana olamaması için bir sebep yok. Çünkü nefes burundan doğruca kaşlarımızın ortasında ki epifiz bezine doğru çekilir.
Karanlıkta salgılanan bu salgı bir çok dervişin, şamanın, bazı evliyaların ve budistlerin mağaralarda vakit geçirdikleri ve karanlıkta bulunmalarını açıklar nitelikte. Bu kişiler kendilerini aynı zamanda açlıkla da sınamışlardır. Bir çok dinde oruç tutmanın kaynağı budur. Basit olarak oruç güneş doğarken aç kalmaya başlamak ve güneş battığında açlığa son vermek. Karanlıkta salgılanan melatonin güneş doğmasıyla birlikte salınımını durdurur. Ancak açlığa maruz kalan kişilerde bu salgının üretimi devam eder. Yani tüm gün melatonin salgılamaya devam etmenin bir yolu. Gün batımında açlıklarını sonlandırabiliyorlardı çünkü karanlıkta melatonin zaten salgılanmaya devam edecektir. Orucun asıl nedenini bu davranış ortaya koymaktadır yani melatonin ile ruhaniyeti zirvede tutmak.

Melatonin ve Müzzemmil Suresi Bağlantısı

 

melatonin-grafiği

Grafikte melatonin hormonu salgılanmasının 24 saatlik istatistikleri görünmekte. 
Aslında bu grafik epifiz bezinin hareketliliğini de bir şekilde göstermektedir.
Şimdi Müzzemmil Suresine bakalım.
  • 1 – Ey örtünen!
  • 2 – Gecenin birazı hariç olmak üzere geceleyin kalk
  • 3 – Gecenin yarısında kalk, yahut yarısından biraz eksilt.
  • 4 – Veya bunu artır ve ağır ağır Kur’ân oku.
  • 5 – Doğrusu biz, senin üzerine ağır bir söz bırakacağız.
  • 6 – Çünkü gece kalkışı hem daha etkili, hem de söz bakımından daha sağlamdır.
  • 7 – Çünkü gündüz senin için uzun bir meşguliyet vardır.
  • 8 – Rabbinin adını an ve bütün gönlünle ona yönel.

SONUÇ

Ayetler ile epifiz hormonu arasında ilişki kurarsanız

Ey örtünen:Epifiz bezi

Gecenin yarısı:Manyetik alana bağlı olarak gece 02:00

Ağır söz:DMT hormonu

 

” SINIRLI Bilinç açılımımızla erişemediğimiz bir frekansta olan bu yayın, HOLOGRAFİK evren, bir düşüncenin ürünüdür. Düşünce; görülen ve görülmeyen her şey; değişik frekanslarda ENERJİ veya BİLGİden başka bir şey değildir.”
Kur’an, 
  ‘İnsan ne yaparsa kendi kendinedir.
  Farkına varıp anlarsa’
Budha, 
  ‘Biz ne düşünüyorsak, oyuz.
  Düşüncelerimizle yarattığımız her şeyiz.
  Biz düşüncelerimizle dünyayı oluşturuyoruz.’
 
Upanişadlar, 
  ‘İnsan eylemleriyle kendisini yaratır.
  İnsanın arzuları ne ise kaderi de odur.’
4.yy.Yunan Filozofu, Iamblichus, 
  ‘Doğadaki her şey kader tarafından kontrol edilemez, çünkü
  Ruhun kendine özgü ilkesi vardır.’
İncil, 
  ‘İsteyin size verilecektir.
  Eğer imanınız varsa sizin için hiçbir şey olanaksız değildir.’

DMT Hakkında kısa bilgi içeren video

Dmt Ruh Molekülü Belgeseli (Türkçe Alt yazılı)

Epifiz ve DMT’i anlatan Nebuch takma adlı kullanıcının çekmiş olduğu mini belgesel (1. Bölüm)

 

 Epifiz ve DMT ve Melatonin bağlantısını anlatan Nebuch takma adlı kullanıcının çekmiş olduğu mini belgesel (Bölüm 2)

 Epifiz ve DMT’i anlatan Nebuch takma adlı kullanıcının çekmiş olduğu mini belgesel (Bölüm 3)

DMT ve Melatonin ile ilgili yeni araştırmalar yaparak bilgi edindikçe bu yazıya ekleyeceğim.

Yorumlarınız benim için çok mühim.

Yorum ve deneyimlerinizi lütfen paylaşınız…

 

DMT_consciousness_670

 

ÖNEMLİ UYARI: Ayhuasca (Yaje) Nasıl hazırlanır diye soran arkadaşlarım var.
Bu konuyla ilgili bir uyarı yapmak gereği duydum. Bu çayın hazırlanışını buradan paylaşmayı tercih etmiyoruz ve kesinlikle de önermiyoruz. Çünkü, sonuçları ölümcül olabilir!!

İzzet Çapa’nın 27 Nisan 2014 Tarihinde Hürriyet.com.tr’de yayınlanan, DMT ile ilgili bir yazısı olmuştu http://www.hurriyet.com.tr/sosyete-bu-aralar-neden-peru-ya-akin-ediyor-26303771 sizlerle bu yazıyı paylaşıyorum.

Sosyete bu aralar neden Peru’ya akın ediyor?

Eskiden kendimizi kötü hissedince ıhlamur kaynatırdık, fakat bugünlerde ‘sosyete’ ıhlamur niyetine Ayahuasca çayı içer olmuş.

Üstelik üşenmeyip, bu çayı tatmak için taa Güney Amerika’nın yolunu tutuyorlarmış.
Peru ve Brezilya’daki Amazon ormanlarının derinliklerinde düzenlenen bu ‘çay saatlerinin’ sonunda da hayatı yeniden keşfettiklerini iddia ediyorlar.
Bu aralar o kadar çok duydum ki bu ‘sihirli çayın’ marifetlerini; merakıma mucip oldu, şöyle bir sorup soruşturayım dedim.

Bakın neler öğrendim neler…

Peru ve Brezilya’da yetişen Ayahuasca, şamanlar tarafından toplanıp çay gibi kaynatılıyor ardından da bazı başka bitkilerle karıştırılıyormuş.
Asıl marifet ise bitkinin içinde bulunan DMT molekülünde.
O ne ki derseniz, iki gözümüzün orta hizasında, alın boşluğumuzda bulunan epifiz bezinin sadece doğum ve ölüm anında fazlaca salgıladığı bir molekül bu.

DMT, vücuda Ayahuasca içerek alındığında mistik zevk ve ruhani tecrübelere neden olup zihin açıcı, algı değiştirici, diğer alemlerle iletişim kurucu tesirlere yol açıyormuş.
Bu maddenin ‘yuvası’ epifiz beziyse de kimileri tarafından kalp gözü, gönül gözü veya üçüncü göz olarak adlandırılıyor.

Peru Amazonları’ndeki Conibo kızılderilileri başta olmak üzere, Güney Amerika’nın farklı bölgelerindeki şamanist kabilelerce yüzyıllardır hastaların tedavisinde kutsal bir iksir olarak kullanılan Ayahuasca çayı üçüncü gözümüzü açıp bizi aydınlanmaya, huzura ve sonsuz bağımsızlığa kavuşturuyormuş.

Gidenler, bir Ayahuasca seremonisi 10 senelik psikoterapi seansına bedel diye anlatıyorlarmış.

Ama elinizi kolunuzu sallayarak Amazon ormanlarına dalmakla iş bitmiyor.
Gitmeden önce etsiz, tuzsuz, alkolsüz ve şekersiz bir diyetle bünyeyi iyice arındırmanız şart.
Şimdilerde bizimkilerin müdavimi olduğu Peru’daki bu terapi merkezlerinde 9 günden başlayıp 3-4 haftaya kadar uzayan değişik programlar uygulanıyormuş.
İlk seremonilerde meditasyon teknikleri anlatıp belgeseller gösterilerek ziyaretçiler bilinçlendiriyorlarmış. Anlayacağınız bir nevi hazırlık evresi…
Peki gidenler bu deneyimi nasıl yaşıyormuş?
Önce kısa bir dua ediliyor, ardından çember şeklinde dizilip çıt çıkarmadan bir süre birlikte oturuluyormuş.

Sonra da ritüele uygun müzikler eşliğinde şarkılar söyleniyormuş. (Umarım bizimkiler Tarkan’ın Karma albümünden veya Serdar Ortaç’ın Çakrası’ndan istek şarkı yapmıyorlardır.)

Bu esnada bazı katılımcılar kusabiliyor fakat bu durum da ruhun arınması olarak kabul ediliyormuş.

Anlatanların yalancısıyım, çayın etkisi ise birkaç saat sonra kendisini göstermeye başlıyormuş.

Diyorlar ki, ”Ayahuasca insanı sanki başka bir ruhani boyuta geçiriyor. Bilinciniz yükseliyor, hem ruhunuza hem bedeninize yükseklerden bakmaya başlıyorsunuz.” İşte o zaman kendinizle yüzleşip aradığınız soruların cevaplarını bulabiliyormuşsunuz. Tabii önce tüm öfkeleri, üzüntüleri benliğinizden silmek şartıyla…
Hatta bazıları bu deneyim için ‘kısa süreli ölüm’ bile diyor.

Dünyaca ünlü ‘deli’ Lindsay Lohan geçtiğimiz günlerde Ayahuasca çayı sayesinde adeta ölüp yeniden doğduğunu ve yaşamındaki hatalarını geçmişte bıraktığını açıklamış.

İşte sosyetik elitlerimizi Amazon ormanlarına kadar sürükleyen ‘Çay terapisinin’ özellikleri kısaca böyle.

Hoşunuza gittiyse, durumunuz da müsaitse toplayın bakalım bavulları. Ama siz de benim gibi “yeni bir hayata başlayıp kendimi yenilemem için taa elin Peru’suna gitmeme gerek yok” diyenlerdenseniz için ıhlamurunuzu ve oturun oturduğunuz yerde.

‘GAYRİ YASAL’ UYARI: ‘Çay terapisine’ katılanlar arasında az da olsa hayatını kaybedenler olduğundan siz siz olun özellikle kalp rahatsızlığınız varsa bu ‘ruhani trendi’ evde denemeyin.

Ayrıca 04 Ağustos 2014 Pazartesi  http://www.gazetevatan.com/villada-olum-deneyimi-iddiasi-664643-gundem/ adresinde yayınlanan “Villada ‘ölüm deneyimi’ iddiası” başlıklı haberi de sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

İstediğin hayatı alman için önemli bir “Sır”

İstediğimiz Hayatı Yarattığımız Bilimsel Olarak İspatlandı!

 

“Eğer şu ana kadar isteklerimiz gerçekleşmediyse, en şiddetli arzularımıza ulaşamadıysa; eğer hayatımıza hiç istemediğimiz şeyler girdiyse, eğer mutsuzsak veya yenilgiye uğradıysak, bütün bunların sebebini Rezonans Kanununda bulabiliriz. “ Pierre Franckh, bu kitabında Rezonans Kanununu kavrayıp onu nasıl kullanacağımız…ı anlamaya başladığımız anda, hayatımızdaki her şeyin mümkün olabileceğini anlatıyor. Yazar, hayatımızı kalbimizle değiştirebileceğimizin de altını çiziyor.

 

Düşünce gücümüzle maddeye etki edebilir miyiz?

Kim olmak istiyorsun?

İsteklerimizi hangi yolla yayıyoruz?

ideal partneri yaşamımıza çekmemizi sağlayan en uygun rezonans alanını nasıl oluştururuz?

Rezonans alanın yazılı ve görsel izlenimlere nasıl tepki verir?

Eğer istediğimiz sonuçları elde etmeye çalışıyorsak; düşüncelerimizi, duygularımızı ve inançlarımızı gözlemleyerek yönlendirmeye başlamalıyız. Çünkü hissettiğimiz ya da düşündüğümüz her şey, bir rezonans alanı oluşturur ve biz isteklerimizi yönetebiliriz.

İmkansız, sadece bizim imkansız olduğunu düşündüğümüz şeydir.

Belki de şu anda imkansız olduğunu düşündüğün şey, işte bu sınırsız olanakların imkansız olmadığı fikridir. Öyleyse bu senin şahsi kanaatindir. Bunun doğru ya da yanlış; iyi ya da kötü bir tarafı yok. Bu senin, kendi kanaatindir ve yaşamın da bu doğrultu da ilerleyip gelişecektir.

Ama ya hayat görüşün ve inandıkların yanlış bilgi ve olgulara dayanıyorsa?

En yeni bilimsel araştırmalar, duygu, düşünce ve inançlarımız sayesinde olduğumuzu, hiçbir şüpheye yer bırakmazsızın ispatlıyor. Zira duygularımızla desteklenmiş ve kaydedilmiş inançlarımız muazzam bir rezonans alanı oluşturuyor. Ve bu rezonans alanındaki titreşimlerle uyum içinde olan her şey, evet dünya üzerindeki her şey, bu titreşime ayak uydurmak durumunda kalıyor.

Demek ki asıl soru şu: Sen şu anda hangi rezonans alanını oluşturuyorsun? Ve bu soruyla kendimizi konunun tam ortasında buluyoruz.

Rezonans Nedir?

Resonantia = Akis

Rezonans = Eko, yankı, titreşim

Rezonans Kanunu, evrendeki her şeyin birbirleriyle titreşimler aracılığı ile nasıl iletişim halinde olduğunu anlamamızı sağlar. Vücudumuzun her bir organı ve hücresi de dahil olmak üzere dünyadaki bütün nesnelerin ve canlıların kendilerine has bir titreşimleri vardır. Bu, madde içinde böyledir. Maddenin titreşim enerjisini incelediğimizde farklı objelerin genellikle farklı frekanslarda titreştiğini görürüz. Bazıları da aynı ya da benzer frekansta titreşir.

Bunu piyanodan da biliriz; piyanonun herhangi bir tuşuna bastığımız zaman, bu tuşla uyumlu olan diğer bütün teller de titremeye başlar. Notaların daha pes ya da tiz olması, hiç önemli değildir. Uygun frekansta olmaları onların titreşime geçmeleri için yeterlidir.

Diğer insanlar, nesneler veya olaylar, eğer bizimle aynı frekansta iseler, içimizde oluşturduğumuz titreşim alanına karşı koyamazlar. Bizim titreşimlerimize tepkisiz kalmaları mümkün değildir. Nasıl ki piyanonun basılan tuşuyla aynı frekanstaki diğer teller bu tuşun hareket ile titreşmek durumunda kalıyor ise, bizimle aynı frekanstaki insanların, nesnelerin ve olayların da bizim titreşimlerimize katılmaktan başka seçeneği yoktur.

Peki ama diğer varlıkların bizim enerjimizle titreşime geçmesi bize ne yarar sağlar? Burada, Rezonans Kanununun şu temel kuralı devreye giriyor: BENZERLER BİRBİRİNİ ÇEKERLER.

Bizim titreşimlerimizle uyumlu olan her şey, karşı koymaksızın bizim hayatımıza çekilecektir. Bu, bizim için her zaman olumlu bir şey anlamına gelmez. Mesela titreşim bazen maddeyi tahrip edecek kadar kuvvetli olabilir. Bir opera sanatçısı sadece sesinin gücü ile bir bardağı çatlatabilir. Burada yaptığı şey enerjiyi boşluktan bardağa iletmektir. Eğer bardağa iletilen enerji bardakla aynı titreşime sahipse, yani bardağın moleküler yapısı ile aynı frekanstaysa, basınç bardağı çatlatacak kadar büyük olabilir.

Biz bir bardak gibi çatlamayız tabii ki. Ama içimizdeki “negatif titreşim enerjisi” olarak adlandırdığımız şey; bizde hoşlanmadığımız, huzursuzluk verici hislerin uyanmasına, hatta belki sarsıcı olayların yaşamımıza çekilmesine sebep olabilir.

İşte bu yüzden, nasıl bir titreşim içinde olduğumuzun, bilerek veya bilmeyerek hangi rezonans alanını oluşturduğumuzun farkına varmak, bizim için çok mühimdir.

İsteklerimizi Hangi Yolla Yayıyoruz?

Ön yargıları yıkma, atomu parçalamaktan daha zordur” Albert Einstein

Kalp, ezelden beri sevginin en kuvvetli sembolü ve duygularımızın merkezi olarak kabul edilirdi. Ama sonra tıp ve modern bilim ortaya çıktı ve bize, kalbin sadece vücudumuzda kanın dolaşımını sağlayan bir pompa olduğunu yutturmaya çalıştı. Biz “normal insanlar” ise, elimizde halihazırda bunun aksini kanıtlayacak herhangi bir delilimiz olmamasına rağmen, kalbimizin duygularımızın merkezi olduğu inancımızı asla kaybetmedik. 1993 yılında duyguların insan vücudu üzerindeki hakimiyeti hakkında bir araştırma yapılmak istenmiş ve bunun için duygularımızın oluşumundan sorumlu olduğu düşünülen bölgeye, yani kalbimize odaklanılmış. Oldukça çabuk, daha araştırmaların başında herkesi hayrete düşüren bir şey tespit edildi ve bu buluşun neden daha önce yapılmadığının şaşkınlığı yaşandı. Bu nefes kesici buluş; kalbin muazzam büyük bir enerji alanıyla çevrili oluşuydu. Burada bahsedilen alanının çapı yaklaşık iki buçuk metredir.

Bir düşünün, kalbimiz beynimizin oluşturduğundan çok daha büyük bir enerji alanı oluşturuyor. Bilim şimdiye kadar beynin, sahip olduğu elektromanyetik nabızlarla en büyük yayın alanına sahip olduğunu varsayıyordu. Ama şimdi bundan çok daha büyük bir enerji alanı bulundu, insan vücudundan dışarı uzanacak kadar kuvvetli bir enerji. Böylece ilk şaşkınlık atılmasıyla birlikte, akıllara kalbimizin etrafındaki bu enerji alanın nasıl bir görevi olduğu sorusu geldi. Geldiğimiz noktada ulaştığımız bilgiler şaşırtıcı olduğu kadar önemlidir de.

Kalbimiz tarafından oluşturulan elektromanyetik alan vücudumuzdaki organlarla iletişim halindedir. Hatta beyin ve kalbin arasında bir bağlantının bulunduğu ve bu bağlantıyla kalbin beyne hangi hormonları, endorfini ya da diğer kimyasalları salgılaması gerektiğini bildirdiği kanıtlanabildi.

Beynimiz bağımsız hareket etmiyor, aktiviteleri için gerekli sinyalleri kalbimizden alıyor.

Hepsi bu kadar da değil! bilim adamları araştırmalarında kalbimizden yayılan bu elektromanyetik alanın sadece duygularımız tarafından oluşturulmadığını ve gücünü diğer önemli bir kaynaktan, kanaatlerimizden; yani derin bir inançla bağlandığımız ve hayatımıza doğrultusunda yön verdiğimiz düşüncelerimizden aldığını buldular. Bütün duygu ve düşüncelerimiz kalbimizin enerjisinde bilgi olarak bulunmakta ve vücudumuzdan yayılan en kuvvetli sinyal olarak sadece beynimize ve organlarımıza değil, aynı zamanda dünyanın derinliklerine doğru taşınmaktadır. Bu ezeli gerçeğin yansımalarını “kendini derin bir inançla savunmak” “bir şeyi kalpten istemek” ve tabii “kalbinin sesini dinlemek” gibi bazı deyimlerimizde görmek mümkündür.

Kalbimiz, inanç ve duygularımızı elektromanyetik titreşimlere ve dalgalara dönüştüren bir tür aracı olarak hizmet eder. Ve bu elektromanyetik dalgalar vücudumuzla sınırlı kalmaz, bütün çevremize uzanır, bizi kuşatan her şeyle iletişim halindedir. Kalbimiz, bütün inançlarımızı, geleceğe yönelik düşlerimizi ve duygularımızı başka bir dile, titreşimlerin ve dalgaların kodlanmış diline çevirir ve bunları evrene gönderir.

İnançlarımız kalbimizin yaydığı elektromanyetik dalgalar sayesinde fiziksel dünyayla etki alışverişinde bulunur. Yayılan bu enerjinin ne denli büyük olduğunu HeartMath Enstitüsü’nün yaptığı araştırmalar gözler önüne seriyor:

Kalbin elektrik akımı (EKG), beyinde oluşan elektrik akımından (EEG) altmış kez daha kuvvetlidir.

Kalbin manyetik alanı ise beyninkinden beş bin kez daha kuvvetlidir.

Demek ki kalbimizle, beynimizle yaydığımızdan çok daha fazla enerji yayıyoruz. Peki bunu bilmek, bizim için neden bu kadar önemli? Çok basit, çünkü bu sayede, bazı dileklerimiz hemen gerçekleşirken, bazılarının gösterdiğimiz tüm çabalara rağmen neden bir türlü tezahür etmediğini anlıyoruz.

İsteğimizin gerçekleşeceğine gerçekten inanmadan olumlama (imgeleme) yaparsak ya da bir şeylerin hayalini kurarsak, sadece beynimiz elektromanyetik dalgalar yayarken, duygularımızın gerçek merkezi olan kalbimiz beş bin kat daha büyük bir kuvvetle, genellikle tereddüt ve korku olan asıl inancımızı dünyaya yayar. Bunun sonucu apaçık ortadadır; hayatımızda sadece kalbimizin derinliklerinde gerçekleşeceğine inandığımız şey gerçekleşecektir.

İnançlarımızı duygularımızla desteklediğimiz zaman yaydığımız enerji çok daha büyük olur. Ama üzgün, depresif ya da bitkinsek, istediğimiz şeyi dileyebiliriz, bu durumda kalbimizden yaydığımız hüzünlü duygular, mantığımızdan gelen isteklerden her zaman daha güçlü olacaktır. Peygamberle, günümüzün ve geçmişin dünyaca ünlü alimleri ve bilgeleri ısrarla “Kalp gözüyle görmeyi” öğrenmemizi söylerler.

Kalbimizle Dünyayı Değiştirebiliriz.

Tüm bu anlatılanlar, sahip olduğumuz inançların evrene yollandığı ve Rezonans Kanununun esaslarına göre evrende kendileriyle aynı titreşimdeki enerjileri aradığı anlamına gelir.

Benzerler birbirini çeker. Bizim enerjimizle rezonans içinde olan her şey hayatımızda tahakkuk edecektir. Sözün özü; inandığımız her şey yaşamımızda gerçekleşecektir.

Bu nedenle, isterken dikkat edilmesi gereken en önemli noktalar:

Ne dilersen dile, bunu mantık seviyesinden kalp seviyesine taşı,

İsteklerimizin gerçekleşebilmesi için, bunun mümkün olduğuna kesinlikle inanmalıyız.

İsteklerimizin gerçekleşebilmesi için önce kendimizi mutlu bir ruh haline sokmalıyız.

Öncelikle bilincimizi hedefimize yönlendirmeliyiz ki, hayatımızda gerçekleştirmek istediğimiz şeylerle etkileşime geçebilelim. Hayatımızda sadece derinden inandığımız şeyler gerçekleşebilir. Bu en başta kendi hakkımızdaki düşüncemiz için geçerlidir. Kendimizle ilgili görüşlerimiz yaşayacaklarımızı belirler. Tabii ki bu, bir şeyleri harekete geçirebilmek için gerekli olan güç ve kudrete sahip olabilmek için, bu kudretin bize dışarıdan verilmediğini, içimizden husule geldiğini anlamamız gerektiği anlamına da geliyor. Demek ki dış dünya, her zaman bizim iç alemimizi yansıtır.

İnançlarımız Dış Alemimizi Değiştirmeyi Nasıl Başarıyor?

Son yıllarda modern bilimin tespitlerinde köklü değişiklikler oldu. Değişim 1995 yılında Rus Bilim Akademisi’nde Vladimir Poponin ve Peter Gariaev yönetimindeki araştırmalarla başladı. Bu iki bilim adamının deneylerinin sonuçları o kadar hayret vericiydi ki, bu deneyler Amerika’da tekrar edildi ve sonuçta orada kamuoyuna duyuruldu.

Vladimir Poponin ve Peter Gariaev, “foton” adı verilen ışık parçacıkları vasıtasıyla DNA’nın tutumunu incelemek istiyorlardı. Bu test serisinde vakum oluşturmak için bir borunun içindeki tüm havayı aldılar. Artık vakumda bile kesin bir hiçlik olmadığı biliniyor. Her mekanda özel aletlerle oldukça isabetli ölçülebilen fotonlar (ışık enerjisi) kalıyor. Böylece fotonlar borunun vakumunda oldukça düzensiz bir şekilde dağıldı.

Bir sonraki adımda boruya insan DNA’sı verildi. Ve o anda çok şaşırtıcı birşey oldu. Parçacıklar DNA’nın varlığında daha farklı sıralandı. DNA, fotonlara direkt olarak etki ediyordu. Sanki görünmez bir güçle, fotonları, boruda düzenli bir şekilde sıralamıştı. Artık bu deneyde kesinleşen şey şuydu; İnsanın DNA’sı, fiziksel dünyaya direkt etki ediyor.

Klasik fizikte, daha önce böyle birşey gözlemlenmemişti. Dahası, klasik fiziğin alışılagelmiş mantığında, böyle bir şeye yer yoktu. Yani fotonlar insanların açıklayamadığı bir tutum sergiliyordu. Aslında bu yeteri kadar heyecan vericiydi, ama daha sonra olanlar tartışmasız bir devrim niteliğindeydi…Bilim adamları, DNA’yı borudan aldıkları zaman, fotonların düzenli sıralarını bozup dağınık hallerine geri döneceklerini düşünmüştü. Ama beklenenin tam tersi oldu! Fotonlar sanki DNA hala oradaymış gibi düzenli sıralarında kaldı.

Araştırmacılar deneyleri defalarca tekrarladılar, varılan sonuç aynıydı; fiziksel olarak ayrılsalar bile DNA ve fotonlar arasında hala bir bağ vardı. Görünüşe göre, kuantum fiziğinin “kuantum alanı” dediği bir alan aracılığıyla birbirleriyle bağlantılıydılar. Boşluk olarak tabir ettiğimiz şey aslında hiç de “boş” değildir, bilakis içinde milyarlarca verilerin dalgalar aracılığı ile hareket ettiği ve yayıldığı bir alandır.

Bu deney Rezonans Kanununu anlayabilmemiz için oldukça aydınlatıcı olmuştur. Ayrıca bu enerji alanını ayrıcalıklı kılan ise; tanıdığımız hiçbir enerji türüne benzememesidir.

Sıkı dokunmuş bir ağ gibi işlediği görülen enerji yüklü bu alan, iç ve dış alemimiz arasında bir nevi köprü görevi görür.

Tıpkı ses dalgalarının, havayı taşıyıcı olarak kullandığı gibi, yaydığımız inanç ve düşünce gücü de dünyaya taşınabilmek için bir aracıya ihtiyaç duyar. Burada, kuantum alanı devreye girerek, bu aracılık görevini üslenir.

Bu enerji alanı, farkında olsak da olmasak da her şeyle ve herkesle bağlantı içinde olmamızı mümkün kılar.

Bu esnada “alıcının” bizden ne kadar uzaklıkta olduğunun hiçbir rolü yoktur. Bu alıcı yan komşumuz da olabilir, dünyanın öbür ucunda bulunan bir kişi de olabilir. Oluşturulan ve yayılan rezonans alanı, her zaman doğru kişiye ulaşır. Böylece istediğimiz hedefimizle aramızda, enerji yoluyla kesin ve aktif bir bağlantı kurabileceksek eğer, neden en büyük arzularımızın gerçekleşmesi için daha fazla bekleyelim ki?

Kuantum alanı sayesinde herşeyle ve herkesle hemen bağlantıya geçebiliriz. Tek yapmamız gereken şey bunun için bir adım atmaktır;

Rezonans Kanunu, her zaman “evet” der.

İnançlarını her zaman doğru çıkarır.

Sana karşı gelmez.

Örneğin, hayatının önemsiz olduğuna ve hiçbir anlam taşımadığına mı inanıyorsun, bu inancın, onaylanacaktır.

Gerçek, büyük bir aşkı hak ettiğine mi inanıyorsun, para, manevi ve maddi zenginliği hak ettiğine; hayatının derin, her şeyi kuşatan bir anlamı olduğuna mı inanıyorsun, bu inancın yaşamında gerçekleşecektir.

Neye inandığın enerjinin umurunda değildir, inancın yüksek ahlaki değerler taşıyabilir ya da çok kötü bir şey olabilir sana fayda sağlayabilir ya da hayatını zorlaştırabilir, enerji işin ahlaki kısmıyla ilgilenmez ve yargılamaz.

Enerji daima senin yaydığın içtekiler doğrultusunda çalışır.

İç alemimizde sahip olduğumuz her şey, dış dünyada da karşımıza çıkacaktır.

Dünyada karşılaştığımız her şeyin bir kaynağı vardır ve bu kaynak düşüncelerimizdedir. Eğer istediğimiz sonuçlara ulaşmak istiyorsak, düşüncelerimizi kontrol etmeye başlamalıyız, çünkü düşündüğümüz her şey bir rezonans alanı oluşturur.

Uzun süreli ve sık olarak düşündüğümüz, hissettiğimiz ve söylediğimiz her şey rezonans alanımızı yoğunlaştırır. Bu yüzden kaybetmek hakkında her düşünce kaybetmek, kazanmak hakkındaki her inanç da kazanma ihtimalini kuvvetlendirir. Bu yüzden dış dünyada değiştirmek istediğimiz her şeyi düşünce gücümüzle değiştirebiliriz.

İçindeki yaratıcılığı hatırla ve onu bilinçli olarak kendi iyiliğin için ve diğer insanların iyiliği için kullan!

Arzularımız gerçekleşmek üzere bizi nasıl bulur?

Artık aydınlık getirmemiz gereken tek nokta, bizimle etkileşime geçen enerjinin, bizi nasıl bulacağı konusudur. Sonuçta evrende milyarlarca DNA var ve bunların her biri enerji alışverişinde bulunuyor. Peki, evren arzularımızı, daha doğrusu arzulananı yolunu şaşırmadan bize nasıl iletir?

Bir yandan sürekli “yayındayız”. Rezonans alanımızı durmaksızın pozitif ve negatif düşüncelerimizle programlıyoruz. İstek ve amaçlarımızı koruduğumuz sürece, korku ve endişelerimiz içinde aynı şey geçerli, rezonans alanımız bizimle aynı titreşimde olanları bize çeker. Diğer yandan ise hepimiz “kod” olarak adlandırdığımız genetik bir isme sahibiz. Kriminal teknik ve babalık testi ile ilintili olarak bu kavramı daha önce duymuşsunuzdur. Her bir hücrenin DNA’sı da, aynı parmak izi gibi, eşsizdir. DNA, başkalarıyla karıştırılması mümkün olmayan genetik bir parmak izi bırakır. İşte bu enerji içinde geçerlidir. DNA’mızın enerji parmak izi , açık ve net bir adres bırakır. Titreşim o kadar belirgindir ki, her zaman bizim için en uygun çözümü bulur.

Düşünce Gücümüzle Yeni Bir Gelecek Oluşturabilir Miyiz?

Zaman hiç de göründüğü gibi değildir. Sadece bir yöne doğru hareket etmez ve gelecek, geçmişle aynı zamanda mevcuttur.

Albert Einstein

Düşünce gücümüz sayesinde geleceğimizi etkileyebilir miyiz? Kesinlikle evet! Bunu yapabiliriz, hem de tahmin ettiğimizden daha fazla. Kuantum fizikçilerinin nefes kesici buluşları hayatımızı her an tamamen değiştirebileceğimizi ve istediğimiz her şeyi değiştirebileceğimizi, bize bir kez daha gösterdi.

Bildiğimiz gibi düşünce gücümüzle enerji yaymaktayız. Tabii ki sadece biz değil, diğer bütün insanlarda aynı şekilde enerji gücü yaymakta. Aynı titreşimdeki enerjiler birbirlerini çektikleri için tıpkı bizim diğer insanları ve olayları kendimize çektiğimiz gibi başka insan ve olayların da bizi çekiyor olması doğaldır. Buradaki tek koşul, iki enerjinin birbiriyle uyumlu olması yani titreşimlerinin birbirine yakın olmasıdır.

Bu arada kuantum fiziği, kuantum dalgası denilen şeyin, örneğin; düşünce ve inançlarımızın, sadece fiziksel olarak yayılmakla kalmayıp zaman içine de yayıldığını bulmuştur. Yani inançlarımız sadece yer değil, zaman da değiştiriyorlar (zaman dalgaları). Demek ki “normal kuantum dalgası” diye adlandırdığımız, geçmişten geleceğe giden kuantum dalagaları var. Bunun dışında, bir de “birleşik karmaşık dalgalar” olarak adlandırdığımız gelecekten geçmişe yayılan dalgalar vardır! Hayret verici değil mi? Ama gerçek. Geleceğe yayılan dalgalar “teklif dalgası”, geçmişe geri dönen dalgalar ise “eko dalgası” olarak adlandırılır.

Eğer bu iki dalga karşılaşırsa, yani gelecekten gelen bir eko dalgası, bizim yolladığımız bir teklif dalgasına rastlarsa, bu durumda dalgalar birbirlerini modüle ederler ve ikisinin ortak ürünü olarak ortaya “olay ihtimali” dediğimiz şey çıkar. Kuantum fiziğine göre “bir olayın gerçekleşmesi ihtimali, geçmişten gelen teklif dalgası ile gelecekten gelen uygun bir eko dalgasının buluşması sonucu ortaya çıkar”. Bu şu anlama gelir : “Sadece geçmiş geleceği değil, aynı zamanda gelecek de geçmişi etkiler”.

Aklımız bunu idrak etmekte biraz zorlanabilir, çünkü şimdiye kadar hep zamanın geçmişten geleceğe, doğrusal bir biçimde ilerlediğini düşünmüştük. Şimdiyse bunun tam tersinin de mümkün olması aklımız için şaşırtıcı. Demek ki : Gelecek dışarıda bir yerlerde, çoktan beri mevcut. Aksi halde geçmişe, yani bizim şimdiki zamanımıza, dalgalar yollaması mümkün olmazdı. Senin geleceğin de şu an, şu saniye mevcut. Ama yine de geleceğinin akışı önceden belirlenmemiş, zira geleceğin çeşitli mahiyetlerini seçme imkanına sahibiz.

Tabii ki bilincimiz, sadece bir tek zaman algılıyor. Farklı bir şey tanımıyoruz. Bu şaşılacak bir şey değil, sonuçta duyularımız çok sınırlı.Bütün ışık yelpazesinin sadece % 8′ini algılayabiliyoruz. Geri kalan % 92′lik gerçeği, aynı şekilde bizi çevrelemesine rağmen algılayamıyoruz. Aslında var olduğu halde tamamen yok sayıyoruz.

Ama yine de etrafımızda hiç tanımadığımız diğer enerji titreşim, dalga ve bilgilerle çevrili.

Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir. Sokrates

Teklif dalgamız tüm geleceğimizi dolaşır. İster bir saniye sonrası, ister bir ya da on yıl sonraki olaylar olsun, tüm olasılıklar tek tek kontrol edilir. Bu aşamada kuantum fiziği şu fenomeni keşfetmiştir: Gelecekteki olay, zaman açısından ne kadar yakındaysa, rezonans da o kadar nettir. Bu şu anlama gelir; “Gelecekte gözlediğim bir olay zaman açısından bana ne kadar yakınsa, o olayın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği kararı o kadar kesindir.”

Yakın gelecekteki bütün olayları, bugünkü bilincimiz belirler.

İşte bu noktadan sonra “istemek” konusuna varıyoruz. Zira istemek birçok ihtimalden birini yaşamımıza çekmekten başka bir şey değildir.

Bir şey istediğimizde, bu doğrultuda bir teklif dalgası yolluyoruz.

Bu dalga, bir eko dalgasıyla irtibata geçiyor.

Bir gerçekleşme ihtimali meydana getirebilirsek istediğimizin gerçekleşmesi için en uygun şartları sağlamış oluyoruz.

İç alemimizde sahip olduğumuz her şey, dış alemde de karşımıza çıkacaktır.

Zira dış dünya her zaman iç alemimizi yansıtır.

Ancak bilincimizi hedefe yönlendirirsek yaşamımızda sahip olmak istediğimiz şeylerle etkileşime geçebiliriz.

Eğer istediğimiz sonuçlara istiyorsak; düşüncelerimizi, duygularımızı ve inançlarımızı gözlemleyerek yönlendirmeye başlamalıyız, zira hissettiğimiz ya da düşündüğümüz her şey, bir rezonans alanı oluşturur.

Rezonans Kanunu-Pierre Franckh

 

Gizemli 20 olay!

Dünya, henüz sırları açığa kavuşmamış çözümlenmeyi bekleyen pek çok gizemle dolu. İşte bu sırları içeren yazıyı yabancı bir siteden inceleyip, sizler için çevirdik. İşte dünyanın ne kadar enteresan bir yer olduğunu size bir kez daha anımsatacak 20 gizemli olay:

Kaynak: http://www.unbelievable-facts.com/2015/04/mysterious-facts.html

1. Bir kadın bedenine ait bu kalıntılar, ölümünden 2000 yıl sonra bulunduğunda; bilim insanlarının günümüzde hala kopyalamayı başaramadıkları gizemli bir sıvıyla kaplanmış haldeydi.

 1sır

 

2. Meteoroloji uzmanları, Avustralya’da Eylül’den Mart’a kadar her öğleden sonra gökyüzünde beliren fırtına bulutunun gizemini çözmeye çalışıyor.

111111222sır

 

3. Şili’deki terkedilmiş bir kasabada, 15-20 cm uzunluğunda bir iskelet bulundu.

 1423847190-7b3c7ad71d375dac92877c1e97ca315c-600x337
İskeletin boyutu, sert dişleri ve farklı kafatası yapısı, onun bir “uzaylı”ya ait olabileceğini düşündürse de, yetkililer onun bir insana ait olduğu açıklamasını yaptı. İskeletin kökeni ve nasıl mutasyona uğradığı ile ilgili sorular ise cevapsız kaldı.

 4. Son 70 yılda, yaklaşık 90 farklı firmaya ait yolcu uçağı kayboldu.

ilk-yerli-ucagimiz-kod-adi

5. 1973 yılında, ıstakoz kıskaçlarına benzeyen elleri olan uzaylılar tarafından kaçırıldıklarını iddia eden iki adam, polise başvurdu.

(Temsili fotoğraftır)

13078372_1091467357558849_438972471_o

dunyanin-oldugundan-daha-garip-gorunmesini-saglayan-10-ilginc-olay-bdc776

 

Charles Hickson ve Calvin Parker, iddialarına göre balık tutarken kaçırılmıştı. Farklı odalara alınan ikili endişeli bir halde aynı hikayeyi anlattı; hatta Hickson yalan makinesi testinden geçmeyi de başardı.

6. 1876 yılında Kentucky’deki Bath County’de yaşanan olayda, gökyüzünden “et” yağdığı bildirildi.

sddefault

7. İlk kez 1960’lı yıllarda görülen “The Black Knight Satellite” (Kara Şövalye Uydusu)’nun nereden geldiği ve amacı bilinmiyor.

___1280x720-_SB

8. 1967 yılında, Avustralya’da dönemin başbakanı ortadan kayboldu. Ülkenin tarihindeki en büyük arama operasyonu başarısızlıkla sonuçlandı; başbaşkana dair ne bir iz, ne de kişisel bir eşya bulunabildi.

NP1130912

9. 2003 yılında yaşanan olayda, Angola’daki bir havaalanından bir Boeing 727 uçağı çalındı. Garip olan durum ise hırsız olduğu düşünülen kişilerin uçak kullanmayı bildiklerine dair hiçbir kanıt bulunmamasıydı.

sssssssssss

 

10. Koko, işaret dili bilmesiyle ünlü bir goril.

d974d946246eff9e188053d02d23f8ed_XL

Koko, bir seferinde kendisini yönetilen “Goriller ölünce nereye gider?” sorusuna “Rahat deliğe, güle güle!” cevabını vermiş.

11. 1518 yılında, Strasbourg, Alsas’ta bir “dans salgını” baş gösterdi.

3.-Utan─Źili-se-k-smrti

Kendilerini dans etmekten bir türlü alıkoyamayan insanlardan bazıları kalp krizi ve felç geçirirken; çoğu yorgunluktan hayatını kaybetti. Yaklaşık bir ay boyunca yüzlerce kişinin sokaklarda hararetli bir şekilde dans etmesine neyin sebep olduğu ise hala bilinmiyor.

12. Beyin travması geçiren bir adam, bir müzik dehası olarak uyandı. Bu duruma Sonradan Kazanılmış Savant Sendromu adı veriliyor.

20140423100643471 derekamato-sciencechannelimages

13. 15. yüzyılın başlarına ait olan ve “Voynich Elyazması” olarak anılan 240 sayfalık bu kitap, bilinmeyen ve hala çözülemeyen bir dilde yazılmış.

2h81zra 5688fb9707946 8240efd7c5e7b807b88a3b7a905759a1jpeg-728x728 maxresdefault

14. “Traub” adı verilen bu motosiklet, 1968 yılında Chicago’daki bir tuğla duvarın arkasında bulundu.

Mystery-Traub-01 traub-1 Traub3

Günümüzde hala çalışan motosikletin şu anki sahibi olan Dale Walksler’ın yaptığı bir araştırma, aracın 1916’da üretildiğini ortaya koyuyor. Aracın motoru zamanının ötesinde bir teknolojinin ürünü ve motosikletin bazı mekanizmaları o zamana dek başka hiçbir Amerikan motosikletinde kullanılmamış.

15. Dünyayı iki boyutlu olarak algılamasına sebep olan “stereo-körlük” isimli rahatsızlıktan muzdarip olan bir adam, durumunu 67 yaşında “Hugo” filmini üç boyutlu olarak izlemek için sinemaya gittiğinde fark etti.

84c35729c4e12f6bbf02bdb7d5b2412e

16. “Pandora” adı verilen dünyanın en büyük virüsü, Avustralya sahillerinde bulundu; genetiği ise tam olarak tanımlanamıyor.

pandoravirus

17. Minnesota’daki “The Devil’s Kettle” (Şeytanın Kazanı) bir nehrin sularının yarısını yutan dev bir delik; ancak kimse bu suyun nereye gittiğini bilmiyor.

3b0c6-misterios2b18

18. Kanada’daki Oak Adası’nda, dibinde korsanlara ait hazineler olduğu iddia edilen, henüz kimsenin içine inmediği dev bir çukur bulunuyor.

12004116_1693380464209902_6023753351322318938_n-e1452096546581  images (2)

19. 1975 yılında bölgedeki kedi ve köpeklerin tuhaf ve endişeli davranışları nedeniyle boşaltılan şehirde, saatler sonra 7.3 şiddetinde bir deprem meydana geldi.

3fc751c1a68169de2c8ed92181cb9408

20. “The Great Attractor” (Büyük Çekici) olarak anılan gravite anomalisi, o kadar yoğun bir kütleye sahip ki, içinde bizim galaksimizin de bulunduğu pek çok galaksiyi kendine doğru çekiyor.

galaksi-gokada-nedir-turleri-ve-ozellikleri