Gizli Network Marketing Sırları 13


Kara Kuşak Sponsorluk Stratejileri

siyah_kusak

Bu strateji 3 aşamalı bir stratejidir.

1. Davet Edil!

misafir-blogculuk

2. Çekicilik Üret!

mailservice

3. Etkili Takip!

images

Adım 1 : Davet Edil!

Telefonlarla aday arandığı, iş toplantılarına katılmak zorunda olunduğu, iş fırsatının adaylara sunulduğu, arkadaşların, dostların ve aile bireylerinin aynı zamanda iş ortakları yapılmaya çalışıldığı eski moda MLM aday trafiği sağlama teknikleri artık tarih olmuştur. Adaylar internet ortamındadır. Önemli olan onlarla nasıl iletişime geçileceğidir. İş için aday aramak neredeyse sona ermistir. Bir an durup düşünmeni istiyorum. Bugünün sosyal dünyasını 1990'ların sosyal dünyası ile kıyaslamanı istiyorum. İnsanlar bugün inanılmaz bilgi çamuru altında boğulmaktadır. Mevcut pazarlama gürültüsü insanların kulaklarını sağır etmektedir. Her gün telefonumuza gönderilen SMS veya e-posta kutumuza gelen e-posta (spam) mesajları gelen "beni al, beni al" diye bağırmaktadır. Hepimizi bıktırmıştır. İnsanlar kendilerine sunulan sonsuz seçenek karşısında ne yapacaklarını bilemez bir duruma gelmişlerdir. Bu senin için de benim içinde aynıdır.

Bu durum insanlara, her gün gelen bu yüzlerce firsat saldırısına karşı savunma duvarları inşa ettirmektedir. İnsanların satın alma kararını veren mekanizması olan "eski" beyni içgüdüsel olarak şu komutu vermektedir :

Sakın kimseye güvenme

İnternet

İnternet, insanlara neredeyse tek kuruş para harcamadan kendi işlerini kurabilecekleri ve çok ciddi miktarda para kazanabilecekleri sınırsız fırsatlar sunmaktadır. Anladığım kadarıyla bu akımdan etkilenmiş olan ve kendine azami fayda sağlamaya çalışan birisin yoksa, bu sitede ne işin vardı ?

Gerçekler

Evden kendi işlerini home-office olarak inşa etmek için yola çıkan insanların maalesef %95'i başarısız olmaktadır. Bunun sebebi, rekabetin had safhada olduğu internet dünyasının kurallarını, raconunu, tabiatını henüz bilmiyor ve öğrenmemiş olmalarıdır. Evet, işte sana internette başarılı bir oyuncu olmanın stratejisini veriyorum. Eğer birisine bir şey satmak istiyorsan, onun dünyasının başköşesine buyur edilen bir davetli olmalısın. Davetsiz misafir olmamalısın (negatif).

Şimdi önünde iki tane seçenek var değerli networker arkadaşım.

  1.  Ya sadece eski, kara düzen MLM teknikleriyle, rakamlarla oynayarak yeterli sayıda kişiyi arayıp başarılı olmaya çalışanlardan olursun ki, %95 çoğunluk bunlardan oluşuyor.
  2. Ya da, kendini MLM dünyasında öyle bir şekilde konumlandırırsın ki, adaylar seni bulur.

Çok bariz bir şekilde ikinci seçenek çok daha iyi bir tercih olacaktır.

Bunun tabiî ki bazı nedenleri var ama ben sana en önemlisini söyleyeyim ;

Kimin kiminle ilk olarak kontak kurduğu çok önemlidir.

Bu da benim bu yazı dizisinde anlattığım strateji ve taktiklerin özünü oluşturur.

1 nci seçenekte adayı kovalayan sensin.

2 nci seçenekte ise seni kovalayan adaydır.

Yanlış anlama, sadece interneti kullanmalısın demiyorum. Eski teknikleri kullan ama yeniyi de değerlendir diyorum.

Anlaştık mı ?

Artık MLM piyasasında uzmanlığı, kudreti ve her zaman sunacak değeri olan bir kişi konumundasın. Buradaki olay, dikkat et, aslında şudur. Aday(lar) seni kendi dünyasına davet ediyor ve her ne satıyorsan onu SENDEN satın almak istiyor.

İste sponsorluk sürecindeki kırılma anı bu andır. İşte bu andan itibaren sponsorluk sürecindeki tüm engelleri, sorunları (güven inşa etmek vb zaman alıcı bir yığın engeli kastediyorum) by-pass etmiş oluyorsun. Zaman kazanıyorsun. Efor kazanıyorsun. Moral kondisyonu kazanmış oluyorsun. Ve şuna da dikkat et, bu aslında bir satış değildir. Sen şu anda bilgisi satın alınan bir uzman ve peşine düşülen bir bilgi sağlayıcı konumundasın. Artık sen satmıyorsun. Onlar alıyorlar. Güven zaten inşa edilmiş durumda. Sürecin geldigi bu noktada “sponsor etmek” artık neredeyse hiç efor sarfedilmesine gerek kalmayan bir şey haline gelmiştir.

Sana, kendini günümüz MLM pazarındaki inanılmaz rekabet ve sonu yokmuş gibi görünen gürültünün dışında bırakmak için anahtar verdim.

Sır budur.

Satın alınan ol.

Satan olma.

Bu nasıl mümkün olacak ?

Çok basit.

Silah deponda sahip olduğun en önemli silah SENSİN.

Pazarda tonlarca fırsat ve firsat sunucusu var ama, sen TEKSİN.

Kendini SUNMALISIN(PAZARLAMALISIN).

Çoğunluk her zaman yanılır değerli networker dostum, bunu asla unutma.

Çoğunluk her zaman yanılır. Çoğunluğun yaptığı gibi fırsatını satmaya çalışma.

Herkes gibi olma.

Herkes gibi iş tanıtımı yapma.

Adaylar seni görünce “işte bu kişide benim işime yarayacak bir değer var” demeli.

Bunu onlara dedirtmelisin. Onlara sunacağın özel, eşsiz, değerli ve kullanışlı bir şeyler olduğunu hissettirmen lazım. Bunu yap. Sonra arkana yaslan ve sakın sakın adayların seni kendi dünyalarına davet etmelerini izle. İnanılmaz zevkli bir şey.

Dolayısı ile birinci taktik “davet edil” stratejisidir.

Adaya fırsattan evvel, üründen evvel kendi kişisel DEĞERİNİ sunuyorsun.

İnsanlara sunacağın değeri arttırmanın da tek yolu vardır. Kendini eğitmek.

Aday trafiği üretme konusunda uzman olmalısın. Adayları sponsor etme konusunda uzman olmalısın. Çekim sağlama konusunda uzman olmalısın. Bunun bir sırrı yok. Bu yazıyı dikkatlice okumaya devam et ve yazı dizisini çok iyi takip et.

Yazı dizisi bittikten sonra dilersen bana ulaşabilir ve anlamadığın yerleri bana sorabilirsin.

Burada öğrendiklerini uygula.

Anlamadığın yerleri not alıp bana sor. 

Çok kitap oku.

Sonunda göreceksin ki sen de adaylarına şu ana kadar bilmedikleri konsantre değer sunmaya başlamışsın.

Eğer ortada sunulan bir değer yoksa, davet diye de bir şey yoktur ve de olmayacaktır.

Eğer şu anda sponsor etme konusunda sorunlar yaşıyorsan, bunun sebebi, insanlara -şu anda- sunacak gerçek değerinin olmamasıdır.

Bu durumu değiştir. Çekiciliğin büyüklüğü sunulan değerin büyüklüğüne bağlıdır. 

Adım 2 : Çekicilik Üret!

Evet artık adaylar seninle e mail veya telefonla kontak kurmaya başladılar. Yani seni davet ettiler. 

Senin e-mail sistemine yeni kaydolmuş olan birisi artık sana kendi dünyasına girme vizesi vermiştir. 

Ona şu şekilde bir mesaj gönderebilirsin. 

Merhaba Ahmet. Ben parazan Websayfam üzerinden e-mail sistemime üye olduğunu gördüm. Sana nasıl yardımcı olabilirim ?

Amacımız, adayımızla aramızda bir çekim kuvveti yaratmak 😉 

Adayımızın, onu sponsor edene kadar, bizi usandırmasını istiyoruz.

Çekim bir tercih değildir. 

Biyolojik bir tepkidir.

İnsanlar kendileri ile eşit veya kendilerinden daha üstün değer ve statüye sahip kişilere yönelmek için programlanmışlardır. 

Kendi hayatını, geçmiş tecrübelerini düşün, bunun doğru olduğunu göreceksin. 

Bir bayan, ne kadar yakışıklı olup olmadığına bakmaksızın, sosyal statüsü kendisinden daha yüksek olan karizmatik bir erkeğe karşı daha fazla ilgi duymaz mı örneğin ?

Bu endüstri içinde, senden daha başarılı bir kişi ilgini hiç çekmedi mi mesela ? 

Bunun gibi bir sürü örnek saymak mümkün...

Söylemeye çalistığım şey şu.

Bir adayı sponsor edip edemeyeceğini, o adayınınkilerle kıyasladığında, kendine verdiğin değer,statü ve tabi bunları vitrininde nasıl sergilediğin belirleyecek.

Bu, bizim mağara adamlığı dönemimizden günümüze kadar değişmeden getirdiğimiz genetik özelliğimizdir.

O zamanlar güç demek fiziksel güç demekti.

Fiziksel güce sahip olan erkek DEĞER taşıyordu çünkü, düşmanlarla savaşıyordu, ailesini, grubunu koruyordu ve onlara yiyecek getiriyordu.

DEĞERi belirleyen kıstas FİZİKSEL GÜÇtü.

Kadınlar (biyolojik olarak) ona tutkundular çünkü, o güven demekti, dengeliydi, tutarlıydı ve sağlıklıydı.

Onun gücünden istifade edebilmek için grubun diğer üyeleri ona hizmet ediyorlardı.

Onunla dost olmak durumundaydılar.

Değer, statü ve bunların nasıl ifade edildiği konusu haricinde bu durum bugün, geçmişte olduğundan farklı değildir.

Geçmişteki fiziksel gücün yerini bugün bilgi almıştır.

MLM dünyasında, değerini arttırmanın yolu bilgini arttırmaktır. .

Distribütörler kendilerine, online olarak evinden nasıl para kazanılacağının sırlarını sürekli aday jenerasyonu sağlama formülünü, adayların nasıl sponsor edileceğini öğreten kişilerle mi yoksa onlara hiçbir şey öğretmeyen kişilerle mi çalışırlar ?

Yanıt açık ve nettir.

Sponsor etme sürecinin zahmetsiz olmasini istiyorsan adayların karşısında değeri yüksek ve o değeri (yani bilgi ve tecrübesini) her gecen gün daha da arttıran bir kişi konumunda olmalısın.

Bunun teknolojiyle, nasıl kullanıldığıyla falan bir alakası yoktur.

Sana bunların hepsini öğretebilirim ama eger senin adayların nazarında taşıdığın bir değerin yoksa kendini organizasyon kurmaya çabalarken bulacaksın demektir.

Biyolojik olarak çekicilik üretmek için yüksek değer (YD) sunmalısın.

YD'nin tersi düşük değerdir (DD).

Bir adayı kaydetmek için bir ton kafa ütüleyen tipler vardır ya işte onların yaydığı enerjidir.

Eğer sunduğun değer adayın değeri ile eşit veya onun değerinden yüksek değilse o aday sana katılmayacak veya daha sonra seni terk edecek .

Sponsorluk etmek liderliktir ve sen, lider olduğunu kanıtlaman gerekir.

Bazı YD özellikleri ;

Sağlıklı ol ve fit görün.

fitgirl

Fit görünen insanlar daha çekicidir.

Kendine güvenin bir işaretidir.

fitttttgirlsss

Daha pozitif enerji yayarlar.

Modaya uygun giyin.

images

Eski moda şeyler giymek insanlara sosyal zekanla ilgili bazı sorunların olduğu mesajını verecektir.

demde

Rahat ol.

Rahat görün.

Kendine güvenli görün.

Asla muhtaç birisi durumunda olmamalısın.

Bu, artık biliyorsun, bu yazının ana temalarından birisi oldu.

Kimse zayıf kişilerle iş ortağı olmaz.

Kimse zayıf profil insanlardan ürün satın almaz.

Yüksek Değere sahip insanlar kim oldukları ve hayatın neresinde oldukları konusunda rahattır.

Bu bir zenginlik ve bereket inancıdır.

Başkalarının seni etkilemesine asla izin vermemelisin.

İnsanların duygusal testlerine, sınavlarına tepki gösterme ve onları etkilemeye de çalışma.

Başkalarını etkilemeye çalışmak düşük değer olarak adlandırılır.

İlgi çekmeye çalışma.

Buna ihtiyacın yok ve asla olmayacak.

Sen artık liderleşmeye başlayan bir formsun.

Sen doğruları yaptıkça, duruşunu ortaya koydukça ilgiyi zaten doğal olarak göreceksin.

Doğruları yapmaya devam ettikçe ilgiyi aramana ve talep etmene gerek kalmayacak.

İnsanlarla konuşurken kendine güveni olan ve güçlü bir tonda konuşmalısın.

Görüşmenin gidişatını yöneten kişi sen ol.

Yüksek Değer'den kastımın ne demek olduğunu daha iyi anlaman için sana bir kaç tane daha örnek vereyim. Adayla diyelim, ilk kez görüşüyorsun...

Parazan : Merhaba Ahmet. Websiteme/bloğuma girmiş olduğunu ve Network Marketing konusunda daha bilgi istemiş olduğunu görüyorum. Sana daha fazla nasıl yardımcı olabilirim ?

Ahmet : Aa evet parazan bey/hanım. Bloğunuz bana ilginç geldi. Nasıl bir şey bu ? Daha fazla bilgi verebilir misiniz ?

       Düşük Değerde Yanıt : Aaaaaaooooııııı...Şu sekilde...aeıuae...Firmamız XYZ ve çok kaliteli, doğal ürünleri var. Yan etkisi asla yok...Sana e mail ile daha fazla bilgi göndermemi ister misin ?

Yüksek Değerde Yanıt : Harika bir soru bu Ahmet fakat, ben henüz bu konuları konuşabilecek aşamaya gelmediğimizi düşünüyorum. Ne tür bir bilgi arıyorsun ? Kimsin ? Ne iş yaparsın ? vs

Değerlendirme

Bir defa düşük değerde verilmiş olan yanıtın en başındaki “Aaaaaıııı” kendimize olan güvensizliğimizi ve bir sonraki aşamada ne yapacağımızı bilmediğimizi gösteriyor.

“Şu şekilde” : Bu bizi bir hizmetli rolüne sokuyor aslında. Öyle değil mi ? Biz Ahmet'e (görüşmenin liderine) servis vermekle görevliyiz ve ne isterse yapmaya hazırız. "Emrin olur abi !" modu...

“Sana e-mail ile daha fazla bilgi göndermemi ister misin ?” : Yanıtı evet ya da hayır olacak olan bu soruyla yine kendimizi bir hizmetli rolüne sokuyoruz aslında. Ve kendimizi Ahmet'in onayını bekleyen kişi durumuna soktuk.

Gelelim Yüksek Değer yanıtın analizine ;

Yüksek değerde vermiş olduğumuz yanıtla bak biz aslında ne demiş oluyoruz ? Aslında birden fazla şey söylemiş olduk. Ahmet'in sorusuna yanıt vermeyi refüze etmekle biz aslında görüşmenin kontrolünü elimizde tuttuk. Liderler kontrolü ellerinde tutarlar.

İkincisi zamanımızın değerli olduğunu vurguladık. Bizimle konuşabilmesi için önce  zamanımıza layık birisi olduğunu ıspat etmesi gerektiği mesajını verdik. Görüşme sürecinde uymak zorunda olunan kuralları biz koyarız mesajını verdik. Üçüncü olarak, ona bir soru sormakla tekrar görüşmeye geri döndük. 

Görüşmenin sonunda Ahmet eğer şunu veya şuna benzer bir şey derse ;

Bilmiyorum belki ilgimi çeker. Bana daha fazla bilgi ve detay ver. Ben bir bakayım.

Düşük Değer Yanıt : "Tabiî ki. Sana bir kaç tane internet adresi göndereceğim. Bir bak bakalım. Harika ürünler var. Sana numuneler de gönderebilirim" gibi...

Yüksek Deger Yanıt : "Ahmet, benim aradığım “belki ilgisini çekebilecek olan insanlar değil. Sana ev ödevi olarak bir kaç tane link göndereceğim."

        Kilit kural : Daha az umrunda olan daha güçlüdür.

Diğerini daha fazla memnun etmeye çalışan daha zayıftır.

En makbul olanı değer ve karşılıklı güven dengesinin olduğu ilişkilerdir.

Yaşadığımız dünyada insanlar arasında yaşanan aşk ilişkilerden tut, her türlü münasebette geçerlidir.

Adaylarınla kontak halindeyken sen hangi rolü oynuyorsun ?

Yeni bir adayla başlayan yeni bir iletişimde, karşı taraftan olan beklentileri daha fazla olan taraf sen misin yoksa o mu ?

Bir çok aday networkerlardan o kadar fazla beklentiye sahip değil ancak, bir çok networker adaylardan çok fazla şey bekliyor.

Dolayısı ile networkerlar aday karşısında büyük bir karizma kaybına uğruyor.

Networkerların %97’sinin çuvallama sebebi işte budur.

Networkerların %97’sinin zayıflıklarının altında büyük bir MUHTAÇLIK ve KITLIK duygusu vardır.

Birisini acilen sponsor etmem lazım yoksa faturalarımı ödeyemem...

Bana katılması lazım yoksa, ekibi nasıl kuracağım. Başarılı olamam...

Bu kişi bana katılmazsa para kazanamam...

Ona o kadar zamanımı verdim…

Onu zar zor buldum…

Ben şimdi tekrardan aday aramaya mı başlayacağım…

Bu duruş şekliyle insanları nasıl etkileyebilirsin ki ?

Bu kıtlık bilincinin olduğu yerde insanlar seni neden ve niçin takip etsinler ki değerli arkadaşım?

Şunu kabul etmek durumundasın ; bu şekilde network marketing endüstrisinde başarılı olamazsın.

Tüm bu sıkıntılar benim de yıllarca yaşadığım sıkıntılardı.

Neler çektiğimi bir ben bilirim, bir de Allah bilir ! Network Marketing endüstrisindeki tonlarca insan gibi ben de adına “tükenmişlik” denilen o duyguyu hücrelerime kadar yaşadım.

Ne yollar denemedim ki... Apartmanlara ilanlar bırakmaktan tut da, el ilanları dağıtmaya kadar...Neler neler ?

Şu an Networkerların çoğunluğunun yaptığı şey(ler) bundan farklı mı ?

Güya fırsat sunuyorlar.

Yalvararak fırsat sunulur mu ?

Şu harika ürün, bu harika fırsat falan filan...

Bunu yapmakla aslında şunu söylüyorlar, hem de haykıra haykıra ; “BENİM SANA İHTİYACIM VAR….BANA KATILMAZSAN BEN MAHVOLURUM”

Bu insanları ben çok iyi anlıyorum çünkü, bir zamanlar ben de aynen böyleydim.

Ne yapacağımı bil(e)mez bir haldeydim.

Bir adayla konuşurken her zaman sonucu düşünüyordum.

Ondan sağlayacağım faydayı düşünüyordum.

Reddedilmekten korkuyordum.

Aptalca görünmekten korkuyordum.

İlgi düzeyini kaybetmekten korkuyordum.

Başaramayacağımdan korkuyordum.

Sonradan anladım ki, tüm bunlar benim o adaya muhtaç olduğum düşüncesinden kaynaklanıyordu.

Adaylarım için her şeyi yapmaya hazırdım.

Onların emirlerine amadeydim. Sanki mecburmuşum gibi, sordukları her soruya yanıt veriyordum.

Onları eğer hoş tutmayı başarabilirsem beni terketmezlerdi.

Düşünce yapısındaki sakatlığa bakar mısın ?

Onları, onların beni umursadıklarından daha fazla umursuyordum.

Umrumdaydılar ! Buna mecbur olduğumu düşünüyordum çünkü, henüz bilmiyordum.

Adına İNSAN denilen yaratığın nasıl değerlendirdiğini, satın alma kararını nasıl verdiğini henüz bilmediğim kendi cahiliye dönemimi yaşıyordum.

İnsanlığa değer anlamında kişisel olarak sunabileceğim çok bir şeyim yoktu.

Bende olmayan bir şeyi insanlığa nasıl sunabilirdim ki ?

Neyi bilmediğimi bile bilmiyordum.

Ne yaptığını bilemez, biçare biçimde insanlığa değer olduğunu düşündüğüm sadece 2 şey sunabiliyordum ;

1.       Ürün

2.      Fırsat

Zavallı Parazan…Bir ayda onlarca milyon dolar ciro üretimi yapan devasa network organizasyonlarının sadece ve sadece bu 2 şeyle kurulabileceğini düşünen zavallı, sürüngen networker parazan…

Sonra ne yaptım ? Satış, pazarlama, kişisel gelişim hakkında daha fazla kitap okumaya başladım. Okudukça bilmediğim sırları öğrenmeye başladım. Bu işin sırlarını teker teker deşifre etmeye başlamıştım. Okudukça, araştırdıkça beni network başarısından alıkoyan TEK şeyin ne olduğunu öğrenmeye başlamıştım. BEN…Evet, beni başarıdan alıkoyan tek ve en büyük düşmanımın KENDİM olduğunu anlamaya başlamıştım.

“Zenginlik, refah, bolluk” bilincini kavramaya başlayınca şifre kırılıyor ve her şey bir anda nasıl da değişmeye başlayıveriyor.

Yıllarca fukara zihniyetiyle beynimi nasıl da doldurmuşum. “Para yok. Artık para isteme, paramız yok…Paramız bitmek üzere. Paramız kalmazsa ne yaparız ? Parasız kalacağız…” Doğduğum andan itibaren duyduğum tek şey ; fukara zihniyeti ! Bu zihniyet, insanın zihnini savaş alanına çevirir. Benim zihnimde de aynı tahribatı yapmıştı. Bolluk bilincine sahip olmak, mevcut durumda sahip olduğundan daha fazla kaynak olduğunu bilmek anlamına gelir. Daha fazla para, daha fazla fırsat, daha fazla aday, daha fazla başarı...Bolluk bilincine sahip olduğun zaman korkularından, muhtaçlık düşüncesinden tamamıyle arınıyorsun. Zihnini sürekli olarak bolluk düşüncesiyle beslediğin sürece, dönüşmek zorunda olduğun forma dönüşmeye başlıyorsun. Hiç bir kaygı taşımadan bu iş için uygun olmadığını düşündüğün adayları geri çeviriyorsun, grubuna almıyorsun. Reddediyorsun. Ve biliyorsun ki, senin için insan sayısının bir sınırı yok. Dışarıda tonlarca aday var. Onlarla hiçbir şey hakkında kaygılanmaksızın konuşuyorsun. Seni sevip sevmedikleri umurunda bile olmuyor. Bir gün göreceksin ki, seni yeterli sayıda insan seviyor, hem de çok seviyor olacak. Bunu göreceksin. Para için çalışmayı bıraktığın gün göreceksin ki, karşına yepyeni fırsatlar çıkacak. Neye sahip olmadığını düşünmemeye başlayacaksın. Sadece ve sadece bolluğu, zenginliği düşünmeye başlayacaksın. Adaylar sana daha fazla güvenmeye başlayacaklar  çünkü, senin muhtaç birisi olmadığını, onları istediğin zaman reddedebileceğini düşünecekler. Bolluk bilincine sahip olduğun zaman onlardan sağlayacağın faydayı düşünmüyor olacaksın. Bu da seni daha da güçlü kılacak. Daha fazla değer sunuyor olacaksın. Çekiciliğin o denli artacak. Bu tutumun, yeni adayları sponsor etmeni sağlayacak.

                                                                     Sen : Bu nasıl olacak Parazan?

                         Parazan : Çok basit değerli networker arkadaşım.

Sağlayacağın faydayı düşünmeyi bırak. Keyfini çıkart. Eğlen. En çok kazananlar, oyundan en çok keyif alanlardır ! Kendin ol. Triplere giriyorsan bundan vazgeç. Kendi içinde seni boğan, gelişmeden, yol almaktan alıkoyan o stresten kurtul.

Rahatla !
Sonucu düşünme.

Hedefin eğer o kişiyi sponsor etmekse veya satış yapmaksa bu hedefini değiştir.

Boşver.

Bunu yapmak yerine onlara değer sun.

Çoğunluktan farkın olsun.

Onların hayatında farklılık yarat. 

Şu konuya dikkat et.

Değişmeye başladığın zaman bunu kimseye belli etmeye çalışmamalısın Bunu yapmak zorunda değilsin. Gelişimin, doğal olarak gelişen bir süreç olmalı. Yani şunu demek istiyorum ; eğer senin bir Ferrarin varsa, yolları doğal olarak daha hızlı katedersin.

Senin bir Ferrarin olduğunu gören insanlara ne kadar hızlı gidebileceğini ispat etmeyeçalışmaya gerek var mı ?

Ferrarisi olan hızlı gider.

Bu noktada duruşunu çok net bir şekilde ayarlamalısın . Bu ayar senin ögrenme sürecinin doğal ve ayrılmaz bir parçasıdır, öyle olmalıdır. Senin de hayatında, çevrende karizması olan insanlar mutlaka vardır.

Onları dikkatle izle.

Doğaldırlar.

Bak ne kadar karizmatiğim türünden bir davranışlarını genellikle görmezsin.

Böyle bir şey yapmaya ihtiyaç duymazlar.

Karizma, ALFAlık, onların doğal durumudur.

İspata etmeye gerek yoktur. Gerçek güce sahip insanların bir çoğunun alçak gönüllü olmaları işte bu özelliklerinden kaynaklanır. Hiçbir şeyi hiç kimseye ispat etmek durumunda olmamalarından kaynaklanır.

Naziktirler. Hiç kimseyi hor görmezler. LİDERLER, iletişimde bulundukları insanlara güç veren insanlardır. Bu da onları, doğal olarak, bir cazibe merkezi haline dönüştürür. Diğer insanlar, sırf onları tanıyor olmakla bile, onların varlıgından istifade ederler, kendilerine fayda sağlamaya çalışırlar.

Dolayısıyla , dış dünya ile iletişimine, hareketlerine, giyim kuşamına herşeyine çok dikkat etmelisin.

Alçak gönüllülüğü elden asla bırakma. Ne şimdi, ne de gelecekte, nihayetinde dönüşmek istediğin forma dönüştüğünde...

Evet gelelim 3ncü adıma.

Adım 3 : Etkili Takip Yap! (Follow Up)

Eğer bu endüstrinin içinde olan biriysen, takibin sihrini muhtemelen çok duymussundur. Evet , bunu ben de söylüyorum. Takip çok çok çok etkili ve sihirlidir.

Evet sihir takiptedir...

Buraya kadar düşünce yapının nasıl olması gerektiği hakkında konuştuk, prospecting psikolojisi hakkında konuştuk.

Şimdi biraz mekaniklerden bahsedelim.

Şu andan itibaren yapacaklarınla diğer Network Marketerlardan, yani çoğunluktan, yığınlardan, kalabalıktan ayrılmalısın.

Sana bunu nasıl yapacağını öğreteceğim.

Yapmaman gereken bir şeyi hemen söyleyeyim ; işine günde 3 saatten daha fazla zaman ayırma.

Adaylarını da –çok özel bazı durumlar hariç- arama.

Hayatımızın her alanında, işte, sosyal çevremizde olduğu gibi bu endüstride de insanların çoğu yanlış olanı yaparlar.

Zor olanı tercih ederler.

Her zaman.

Çoğunluk her zaman yanılır.

Sürü psikolojisi 😉

Dinle ; sen biraz farklı ve akıllı ol ve kolay olanı yap.

Biraz tembel olmalısın.

Üzerinde bir rehavet olmalı ama ne yaptığını da bilmelisin tabiî ki..

Parayı kazandığın an bu işteki en değerli andır. O an ne zamandır ? Siparişi aldığın ANDIR.

Dolayısıyla, zamanını en değerli olan bu aktivite için harcamalısın. Kişisel olarak işin içinde bu denli bulunduğun başka bir zaman yoktur.

Şu anda, maalesef, Network Marketerların çoğu zamanlarının belki %90'ını para kazandırmayan aktivitelerle geçiriyorlar. Çoğu Network Marketerın zamanlarını nasıl geçirdiklerine bakarsan karşına çıkan tablo aşağı yukarı aşağıdaki gibi bir tablo olacaktır.

Aktivite-verilen zaman-gelir getirisi

Yeni aday arama,eğitim vs- %90-hayır

Takip yapmak- %10-evet

Evet bu endüstride para sunum sonrasında yapılan takipteki (follow up) görüşme ile kazanılıyor. Sorular soruluyor, yanıtlar veriliyor vs. Siparişi aldığın an işte o andır. Durum bu olunca en fazla zaman yatırımı yapman gereken sürecin takip (follow up) süreci olduğunu da artık su götürmez bir gerçek olarak karşımızda durduğunu anlamış olduk. Ne kadar çok follow up yaparsan o kadar çok sipariş alırsın (Siparişten kastımın adayı sponsor etmek olduğunu anlamışsındır sanırım). İşte ezici çoğunluk Network Marketerın yapmadığı, dolayısıyla para kazanamadığı süreç bu ya da aşama, etap budur. Sorun, çoğunluk Network Marketerların öncelik sırası yapamıyor olmaları veya yaptıkları öncelik sırasında yanılmalarıdır. Yukarıda saydığım diğer aktiviteler (aday bulma, eğitim vs) de çok önemlidir. Kesinlikle atlanmaması gereken aktivitelerdir. Zaman alıcı aktivitelerdir. Peki hangi aktiviteye ne kadar zaman harcayacaksın ?

Aktivite-verilen zaman-gelir getirisi

Yeni aday arama,egitim vs-%50-hayir

Takip yapmak-%50-evet

Evet zamaninin yarisini sana para kazandiracak olan aktivite olan takibe ayirmalisin.

Takip (follow up) sürecinde basariya ulasman için 2 yol var.

1nci Adim : Her Gün 20-40 Aday Trafigi Üreten Otomatik Bir Mekanizma Kur

Hedefin, her gün 20-40 arasi aday üreten bir pazarlama makinesini devreye sokmaktir.

Bu adaylar siradan adaylar degildir.

Olmayacaklar.

Bu adaylar, kuracagin kontak detayi ele geçirme amaçli websayfalarin vasitasi ile sana gelecek olan adaylar olacaklar.

Bunlari siradan adaylarla kiyaslayamazsin.

Kriterleri, senin sayfanda belirlemis oldugun kriterlere uyan adaylar olacak.

Senin kriterlerine uyup, kendi kendilerini kalifiye ederek, sana basvuruda bulunan adaylar olacaklar.

Ben ne kadar tembel bir insanım ! 🙁

Ne demek istedigimi umarim anlatabiliyorumdur veya umarim anlayabiliyorsundur.

Temelde bu 20-40 yeni aday, seninle her gün kontak kuracak ve senin ev-işinle (home business) ilgili bazı şeyleri merak edip sana sorular soracak adaylar olacak.

Tam aradigin aday tipi iste !

Gelen kutuna her gün bu kadar sayida yeni ve kalifiye aday gelmesi sende zenginlik ve bereket mentalitesini güçlendirecek.

Artik her gün düzenli olarak 20-40 arasi aday trafigi olan bir distribütör durumuna geldin çünkü...

Artik korkusuzsun.

Her gün 20-40 arasi aday trafigi olan bir kisi, isine yaramayacak olan adaylari korkusuzca ve tereddütsüz normal hayatlarina geri gönderir.

Amacin, bir an evvel en az 20 distribütör trafigi saglayan otomatik bir makineyi çalisir hale getirmektir, devreye sokmaktir.

Evet , bu makineyi çalistirinca her gün 20-40 arasi yepyeni adayin olacak.

Otomatik olarak.

Senin müdahalen disinda. 7/24 faaliyette, sana tonlarca aday göndereceK bir makineyi devreye almis oldun.

Buradan, yani aday bulma ve adaylarla iliksileri, karsilikli güveni gelistirmek, insa etmek için harcaman gereken zamandan tasarruf edecegin zamani, diger aktivitelerin için, yani kisisel olarak isin içinde olmak durumunda oldugun aktiviteler (takip) için kullanabilirsin.

Cok ciddi bir zaman tasarrufu saglamis oldun. Sana hediyem olsun.

2nci Adim : Aktif Ve Pasif Takip (Follow Up) Kampanyalar

Takip sürecinin son asamasi bu.

Ve en önemlisi.

Çünkü paranin kazanildigi etap bu etap.

Iki tür takip vardir : Aktif Takip ve Pasif Takip.

Aktif takip : İşe ilgi gösteren adaylarla yapılan görüsmelerdir.

Pasif takip, adaylarınla diyalog kurduğun, güven inşa ettiğin otoyanıtlayıcı (autoresponder) sistemidir. 

Sürekli olarak reklamını yaptığım boru hattı bu işte.

7/24 ve otomatik olarak çalışır.

Sistem senin adına ilişki, arkadaşlık kurar ve güven inşa eder.

Sana kalan, sadece mahsülü hasat etmek ve ambarına taşımaktır.

Sunu anlamalısın ki, burada hiç kimseye ürün ve fırsat satmıyorsun (internetteki, Facebooktaki Network Marketerları düşün. Çığırtkanlar...

Bağırarak mal satan sokak satıcıları gibiler.

Ürüncü geldi ürüncüüüüüüüüüüüüü !!!

Fırsatçı geldi fırsatçı diye bağırıyorlar.

Yanlış mı? Çok komik !!!!!

Evet tekrar ediyorum ürününü, fırsatını (veya her ne ise) satmıyorsun.

Önceki dersleri hatırla.

Satışın temeli, SATMAMAKTIR demiştik.

Öyle değil mi ?

Bunun yerine, kendilerini sana satmalarını sağlıyorsun.

Onlar seni kendi dünyalarına davet edecekler.

Bu anı beklemelisin.

Ben hiç kimseyi hiçbir sey için ikna etmek durumunda degilim.

Bu yüzden, onlar takip edilmek istemedikleri sürece hiç kimseyi takip (follow up) etmem.

Onlara verdiğim pazarlama materyallerim ile benim ürünümün ve satış sistemimin muhteşem gücünü ve değerini gör(e)medilerse, benim şirketimin başarısı kanıtlanmış sisteminin inanilmaz gücünü ve değerini gör(e)medilerse, benim onlar için daha başka yapacak bir şeyim yok demektir.

Bu iş onlar için uygun değildir demektir.

Onlara aksini ispata çalışmakla çok değerli zamanımı boşa harcayamam. 

İşte bu adaylar, onlar için (senin için değil) uygun zaman geldiğinde seninle kontağa geçeceklerdir.

Bunu sağlayabilmek için onlarla temasta olmalısın.

Yani bir anlamda sürekli olarak oyunda kalmalısın.

Bunu fiziksel dünyada yapamazsın.

Yaparsan da kısıtlı sayıda adayla yapamazsın.

Online dünyanın sana sunduğu firsatları kullanmalısın. (Bu sistemin varlığını anladığım anda her şey bir çok aciliyet kazandı. Fazla zamanım yoktu. Bir an evvel birşeyler yapmalıydım. Bunun aciliyetini anlamayanlar için çok fazla yapacak bir şeyim yok)

Bir sistem düşün ki senin adına 7/24 otomatik olarak aday buluyor ve takibini (follow up) yapıyor.

Bu, onlara bir şey satmaya çalışmak değildir.

Tüm maillerini kişisel bir yakınlık ile yazmalısın.

Adayla aranda interaktif bir bağ oluşmalı.

Güven ortamı oluşmalı.

Örneğin 10 mesajdan oluşan bir seri hazırlayabilirsin.

Oluşturacağın her bir e mail 2 şey yapmalı.

Mesajlarında okuyucuya 2 sey sunuyor durumda olmalısın.

1. Seni lider ve bilgili bir "uzman" olarak konumlandırabilmeli

Her bir adayla yapacağın her bir görüşme, yüksek seviyede değerli içerik sunmak  suretiyle cazibe yaratacak şekilde dizayn edilmiş olmalı. Bu nasıl olur ? Bir e-mail serisi hazırlarsın. O e-mail serisi ile adaylarına, bilgili bir uzman olarak bir şeyler öğretirsin. Ne öğretiyor olduğunun çok da fazla önemi yok. Sadece onların bilmediği bir şeyler öğretmen yeterli. Bir firmanın bir etkinliğinden resimler mi var ? Gönder...Onlara o firmanın bir distribütörü olman sebebiyle ne kadar eğlendiğini göster. Tutmuş olduğun eğitim notlarını genele uyarla ve blog yazıları veya email serisinde sun. Dikkat ! Ürün veya şirket ismi zikretme

2. Okuyucuya gerçek deger sağlamalı

İnsanlara açıp bakmayacakları, okumayacakları e-mailler göndermenin bir anlamı yoktur. Senin grubuna katılıp katılmamış olduklarına bakmaksızın, gönderdiğin e maillerin okunmasını sağlamanın en iyi yolu, kendilerine fayda sağlayabilecekleri ve değerli bulacakları mesajlar göndermendir. Fırsatını direkt olarak sunma. Bunu dolaylı yoldan, vereceğin derslerle veya anlatacağın hikayelerle yapmalısın. İnsanlar doğası gereği hikayeleri sever.

Gönderebileceğin e-mail örneklerinden birisi şu sekilde olabilir ;

Merhaba ,

Mehmet isminde bir arkadasla dün aramızda şu şekilde bir konuşma geçti. Senle de paylaşmak istedim. Biliyorsun ben .....firmasının distribütörüyüm.Geçen hafta takımımıza Mehmet isimli bir arkadaş katıldı. Kendisi muhasebeci. Para konusunda oldukça akıllı ve kafası çalışan bir arkadaştır kendisi. Bu onun evden yürüttüğü (Home Business) ilk işi.

Mehmetin en büyük korkusu insanlarla iş firsatını ve ürünleri paylaşmak...Kendisinin çok fazla zamanı yok ve de hiç yapamayacağını düşündüğü şeyin ev toplantıları düzenlemek olduğunu söylüyor. Beni aradı ve ne yapabilirim diye sordu.

Sen de biliyorsun ; her yeni aday(lar) bizim işimizde taze kan demektir.  Şunu keşfettim ki her gün 20-40 arasi aday başvurusu sağlamak bizi çok avantajlı bir duruma getiriyor ve başarıyı neredeyse garanti altına alıyor.

Eğer 20-40 arasi aday başvurusu sağlamak sana zor bir şey gibi geliyorsa kafanı takma çünkü bunu sağlamak zannettiğinden daha kolay...Birden fazla seçeneğin var. Gazete ilanlar, el ilanları, mevcut çevre, blog yazıları bunlardan sadece bazıları.

Bu trafik araçları ciddi anlamda aday trafiği sağlıyor. Bunlar tabi ki senin için de geçerli. Fakat dikkatli olman lazım. Reklam metinleri seninle irtibata geçecek olan kişi kalitesini belirler. 

Selamlar,

 * * *

Bu e-mail, belki de çogu zaman bir websayfasının veya blogun yaptığından çok daha fazlasını yapabilir.

Bir defa samimi. Adayla aranda güven inşa ediyor.

İnsanlarin çogu için geçerli, bildik bir gerçekle , hikaye ile başlıyor. Bir sorunla...İnsanlar kendileri ile Mehmet arasında ortak bir nokta buluyorlar. Çoğunun yaşadığı sorun, Mehmetin sorunu ile aynı.

Seni bilgili bir lider olarak konumlandırıyor çünkü, okuyucuya problemlerini çözebileceği bir çözüm öğretiyor. Basit bir pazarlama hilesi göstererek okuyucuya yüksek değer sunuyor.

Onlara başka bir çözüm yolu daha sunarak (...kişinin ...kitabı) senin muhtaç birisi olmadığını gösteriyor. Yani sorunlarının tek çözümünün sende olmadığını da okuyucuya göstermiş oluyor(sun).

Bir e-mailin bu kadar çok seyi aynı anda yapabilme kabiliyetinin olduğunun kaç kişi farkında acaba ?!...

Her gün boru hattına 30 yeni adayı koymuş olsan, ay sonunda 900 yeni adaya sahipsin demektir.

Kampanyanın ve adayların kalitesine bağlı olarak ilk 30 günde yüzde 1 ila yüzde 5i sana katılır.

Dolayısla  1nci ayda boru hattında 900 aday olur (tabiî ki her gün 30 aday üretmek şartı ile).

Farzedelim ki yüzde1i sana katıldı. İlk ayında 9 distribütörün olur. Ayda 1 belki 2 kisiyi sponsor edebilenlerler için konuşuyorum, eğer günlük 30 yeni aday akışı sağlarlarsa onlar için hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağını garanti edebilirim. Tekrar hatırlayalım. Bu iş MARKETINGdir.

Her gün tanışman gereken bol miktarda kalifiye adaya ihtiyacın var. Doğru mu ? Doğru...

Kampanyan devam ediyor...İkinci ayında, boru hattına bir 900 yeni aday daha ekledin. Etti mi sana toplamda 1800 aday...Bu 900 adaydan da 9 kişi katılır mı ? Marketing kampanyan devam ederse ilk 900 kişiden de bir yüzde 1 daha katılır mı ? Bu ay, yani 2nci ay 18 yeni distribütörün kaydını yapmış olur musun ? Artı ilk aydan da bir 9 kişi kaydolur mu ?...Toplamda etti mi sana 27 distribütör.

Eğer bu rakamların hayal olduğunu düşünüyorsan, yanılırsın çünkü, insanların %97si ;

-günde 20-40 yeni ve yüksek kalitede aday akışı üretemiyor,

-telefon görüşmelerinde yüksek değer sunamıyor, cazibe merkezi oluşturamıyor,

-etkili follow up (takip) kampanyaları yapamıyor,

-zamanını katlayamıyor

Yazının devamı için tıkla..

Pek Yakında 14 gelecek...

Sabırla yazıyı okuduğun için bir ödülü hak ettin.

 Ödülünü Almak için Tıkla!

devam

Comments

yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*